YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Kararıma Bir Cevap! İsmail Hakkı AYDIN
 İsmail Hakkı AYDIN

07.03.2011, Pazartesi

Tüm Yazıları

“Zor Karar”, “Çok Zor Karar” ve “Zoraki Karar” adlı makalelerimi yazarken, aslında ben ‘Emekli’ oluyorum diye meslektaşlarıma biraz naz yapayım derken, meğer onların düşüncelerindeki kabukları kopartmış ve altından türlü türlü yaraların ortaya çıkmasına yol açmışım. Yazdıklarıma aldığım yorumlar, aldığım mailler ve telefonlar meslektaşlarımın çoğunun umutsuzluk içinde çırpındıklarını sergileyince emekliliğimin hüznünü, türlü sıkıntılardan kurtuluyor olmanın sevincine dönüştürdü, ama aynı zamanda da meslektaşlarımın mutsuzluğunun ağırlığını yüreğimde hissetmeme yol açtı.

 

Hele de bir bayan meslektaşımın maili, beni çok etkiledi ve hiç fark etmemiş olduğum bazı gerçeklerle yüzleştirdi beni... Şöyle diyor bayan meslektaşım; “Hocam, hani insanlar okuyup meslek sahibi olmaya, hele de doktor olmaya çok heveslenirler ya, inanın ben ve benim gibi birçok bayan meslektaşım ‘Keşke biz hiç okumasaydık da ev hanımı olsaydık’ diyoruz! Düşünün bir kere, öyle bir yanlış zamanda bu mesleği seçmişiz ki, saygınlığımız ayaklar altında... Çocuğumuz yaşındaki gençlere bile, bize hakaret etme ‘hak ve hürriyeti’ bize de bunlara ‘hoş görerek tahammül etme’ yükümlülüğü’ verildi. Hekimlerin tartaklanması, herkesçe zevk(!) ve hınç(!) ile okunan üçüncü sayfa haberi oldu. Buna da yalnızca biz bize üzülüyoruz. Toplumun çoğunun gözündeyse illa ki hak etmişizdir!!! Hani neredeyse, evimize sağ salim dönememe ihtimaline karşı,  her sabah ailemizle helalleşip de yola koyulur olduk.

 

Oysa bir de, bazı, kolay kazanmış, helal-haram ve meşru-gayri meşru demeden bir şekilde servet sahibi olanların hanımlarının müreffeh hayatına bakın… İstedikleri saatte kalkabiliyorlar, sabah trafikte boğuşma ve nöbet dertleri yok... Gün içinde kuaför salonlarını, spor salonlarını, güzellik merkezlerini dolduranlar da herhalde çalışan hanımlar değil!!!. Evlerinin işini gören gündelikçileri, o da yetmiyor haftalıkçıları(!) var. Bu konuya pek değinmek niyetinde değilim. Sadece teğet(!) geçtim, o kadar…

 

Ancak biz,  çocuklarımızı mecburiyetten içimiz parçalanarak kreşlere bırakırken, ev hanımları da çocuk eğitimcilerinin önerilerini çok önemsediklerinden!!! olsa  gerek, üçüncü yaştan itibaren veriyorlar çocuk yuvalarına... Bana öyle geliyor ki, paranın kolay kazanılmadığını bildiğimizden biz ıspanakları çamurlu alıp yıkayıp ayıklarken, ev hanımları hazır yıkanmış, doğranmış olanları alıyorlardır. Biz aynı amaçla saçımızı da kendimiz boyamaya, manikürümüzü kendimiz yapmaya çalışıyoruz... Tabi asıl nedenlerden biri de parayı gözden çıkarsak da, bunlara ayıracak yeterli zamanımızın da sınırlı olması...”

 

Bu mail gerçekten çok etkiledi ve düşündürdü beni. Bir yandan, bir ucu bir erkek olarak bana da dokunduğundan(!) benim hoşuma gitmiyor. Bir yandan da, bunu şimdi sizlerle paylaşıyor olmam,  kırk yıldır benim kahrımı(!) çeken eşimin de hiç hoşuna gitmeyecek(!). Bundan eminim. Ama jinekolog  gelinimin ve ikisi de  mühendis ve evli olan kızlarımın da çalışıyor olmaları,  bana ‘Objektif Hakem’ olma hakkını verdiğini  de kabul ediyorum(!).

Demek ki toplumumuzda ciddi bir sıkıntı var. İnsanlar emeğe değil, sömürmeye heveslenir oldu, kolaya kaçmayı bir ‘fazilet’ olarak görmeye başladı.Yoksa büyük büyük ninelerimizin hayali olan ‘Varlıklı bir kocaya varmak ve rahat yaşamak’ düsturu günümüzde yeniden hortlamış da, biz mi farkında değiliz?!

 

Bayan meslektaşımın ev hanımlarının konforuna!!! göndermeyle, asıl dile getirmek istediği, elbette ki ‘Kutsal’ sıfatı alan yalnızca iki meslekten biri olan mesleğimizin hiçe sayılan onuru, karşılığını bulamayan emeği, her gün yapılan bir değişiklikle  yarınından emin olamama kaygısıdır.

“Emeğin” kurulmuş olduğu tahtı, hak edip etmediği asla sorgulanmamalı, “kolaycılık”  asla bir meziyetmişçesine, özellikle yetişmekte olan gençlerin hedefi olmamalıdır.

 

Ve “AŞK” dan (Hasret Matbaaası, 2000, İstanbul) bir rubai.

ZOR KADIN

Mehlika’nın aşkına, ağladı tambur, keman,

Mazinin tuzağında sevgiyle yandı zaman.

Üşüyen gençliğimin telaşı sağnak yağmur,

Ben, zaman, tarih ve sen, zor kadın, zor imtihan…

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) dr ayşe (as dr)
13.03.2011 23:34:30
Hocam sizi biraz da ben üzeyim( üzülerek). daha ortaokul yıllarımda psikiyatriye olan ilgimi farketmiş ve psikiyatrist olmaya karar vermiştim. Fen lisesini kazandığımı duyduğumda "2000 yılında çapaya girerim, 2006 da da psikisatri uzmanlık eğitimime başlarım" diye düşündüğümü içim acıyarak hatırlıyorum. Şuanda 4 yılık asistanım, tek tercih ile tıp fakültesine girdiğime de , ter tercih ile psikiyatriyi seçtiğime de çok pişmanım. nöbetten çıkıp evimin işleriyle uğraşırken artık günlerini kafelerde düzenleyen ev hanımlarına imrenmiyor değilim, ama daha çok " keşke ilkokuldan sonra ( o zaman zorunlu öğretim 5 yıldı) bir kuaförün yanına çırak olarak girseydim, 4 yı oo, 3 yıl lise, 6 yıl ünv , 4 yıl asistanlık ..17 yılda burda verdiğim emeğin çok azını harcasam bile şimdi çok daha iyi olurdu " diye düşünüyorum.bir yandan başka ne iş yapabilirim diye düşünüp kendime başka bir yol açmaya çalışsamda fayda yok, yaşım kuaför çıraklığı için hayli fazla :)BEN DE BİNLERCE MUTSUZ VE UNUTSUZ HEKİMDEN BİRİYİM...
People
0
2) A.KÖSE (DR)
10.03.2011 20:35:08
evet bugün prt den hocasına kadar her kademede bukadar kolay ulaşılabilirlik sonucunda hekimlere karşı vatandaşta değersizleştirme gerçekleşti.her köşe başından kolayla alabildiğim simidin maliye 500 krş ise değeride bu kadardır birde fırıncıyı fırçalıyacak 123 adlı hattım varsa onuda yaparım gerisini fırıncı düşünsün taaki simit bulamayıncı acabalarla düşünmeye başlarsam. kimsenin hekime ulaşması zor olsun demiyorum ama komşuyu rahatsız etmenin bile bir adabı var. her seviyedeki hekim arkadaşta ben dahil tükenmişlik var. son 2-3 yılda gördümü daha önce görmemiştim. hayırlısı
People
0
3) İG (Uzman Dr.)
07.03.2011 17:11:45
Sayın hocam çiçeği burnunda bir Beyin cerrahisi yrd. doç.'i olarak bize "Subaraknoid kanama"yı börek baklava yeme hazzında ve beliğ bir edebi hitabet tarzında anlattığınız günleri hatırlıyorum. Ve gece gündüz 3-4 saatlik uykular, canhıraş ders çalışmalar... Bütün bunlar bu günler için mi idi acaba? "Soyguncu, vurguncu" yaftalarını yemek için bu kadar gayrete ne lüzum vardı? Bugün "Tıbbiyelinin Kaderine" Oynayan(lar)ın da o gayretlerimizi inkar etmeye cesaret edebileceğini zannetmem. Ama hocam ben onların "inandıklarını belirttikleri" değerleri sorgular oldum. "Demek ki toplumumuzda ciddi bir sıkıntı var. İnsanlar emeğe değil, sömürmeye heveslenir oldu, kolaya kaçmayı bir ‘fazilet’ olarak görmeye başladı."
Diyorsunuz ki bence veciz bir ifadedir; sehl-i mümteni mesabesindedir. Ben de sizin gibi düşünüyorum. "Nankörlüğün denaeti inkar edilen nimetin keyfiyetincedir." Toplum adına ciddi endişelerim var. Ağacın serencamını tohumunda derceden emeklerinizi zayi etmeyecektir... Biz müsterihizselam ve hürmetlerimle.
People
0
4) Dr.H.C. (Doktor)
07.03.2011 12:04:23
Saygıdeğer Hocam, öncelikle doğru tesbitinizi cesurca yazıya döktüğünüz için kutluyor ve teşekkür ediyorum size...
Bu hafta Prof.Dr.Dilek Özcengiz Hocamızın makalesi de adeta yazdıklarınızda Haklılığınızın kanıtı olmuş. Hocalarımız 'teşhis'i koyduğuna göre tedaviden umutlanabiliriz gibime geliyor. Saygılarımla.Dr.H.C.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer