YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Peki, Bizim Hiç mi Suçumuz Yok! İsmail Hakkı AYDIN
 İsmail Hakkı AYDIN

15.06.2015, Pazartesi

Tüm Yazıları

Evet... Hiç mi biz hekimlerin ve öğretim üyelerinin suçu yok?

 

Olmaz olur mu! Belki de hatanın en büyüğü bizde...

 

Herkesin ağzının  sulandığı, fakat “murdar” dediği tıp fakültesindeki eğitim serüvenimizin meşru ironik dramatizasyonunu bir yana bırakırsak, hâlen mesleğimizin düşürüldüğü bu hal-i pürmelalinde  bizim de büyük yanlışlarımız olmuştur. 

 

Öncelikle, çok daha kolay çok daha masrafsız, ucuz  ve daha kısa bir eğitim sürecini tercih ederek, çeşitli argümanları kullanmak suretiyle, merdivenleri süratle tırmanıp, çok daha akçeli âli pozisyon, makam ve mevkilerin dayanılmaz zevkini sürebilir, tabiplerin ve tababetin günümüzdeki hâline kıs kıs gülebilirdik. 

 

Biz, hastalarımızın canını kendi canımızdan daha kıymetli ve daha ehemmiyetli gördük ve kendi sağlığımızı hiçe sayarak, “Önce can, sonra canan” özdeyişini göz ardı eyledik. “Akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğin” sözünü, “Doktorların doktorlara akrep (...) etmez ettiğin” şeklinde anlayıp, her fırsatta meslektaşlarımızı suçlayıp, bütün kötülük ve aksaklıklardan onları mesul tuttuk. 

 

Bir şekilde tökezleyen veya tökezlettirilen, kürek mahkûmu gibi sömürülen, üç kuruşa çalıştırılan meslektaşlarımızı, gerek egoist gerekse de muhtelif beklentilerle acımasızca, bazen de haddimizi aşarak eleştirdik ve onların da bir ailesinin olduğunu aklımıza getirmeden, bir gün kendimize de dönebileceğini hiç düşünmeden, makam, mevki ve unvanımızın gücü ile bir tekme de biz vurduk. 

 

“Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın!” felsefesini kendimize şiar edinerek, haksızlıklar karşısında “dilsiz şeytan” misali susmayı  tercih ettik. Yükselen feryadı figanlara, “defansif tıp” kılıfı ile kulaklarımızı tıkadık.

 

Bazı branşlarda, kolayca “doktora” derecesine sahip olunurken, biz asistanlarımızın Tıpta Uzmanlık çalışmalarında elli dereden, elli farklı testi ile su taşıttırdık. Bazı  kanun ve yönetmeliklerdeki açıkları kurnazca  kullanarak, dünyevi hırslar uğruna, birtakım meslektaşlarımızın makam, mevki, titr ve unvan kazanma gayretlerine göz yumduk. Akademik serüvenimizde, şeytanın dahi aklına gelmeyen yöntemlerle “Makale olsun, torba dolsun!” diyerek, uluslararası bilime hiçbir katkısı olmayan, sözüm ona yayınlar yaptık veya yapılmasına ses çıkarmadık. 

 

Çok masumane ve dürüstçe hazırlandığı kanaatinde olduğum YÖK Kanunu’ndaki kaideleri ve olmazsa olmaz şartları, ulusal ve uluslararası düzeyde eş-dost muhabbetleri kullanılarak, insanımızın sarsılmaz zekâsı, kabiliyeti(!)  ve  şeytana pabucunu ters giydiren kendi usullerimizle bir yolunu bulup, neşriyattır, atıftır gibi engelleri aşma becerisini gösterdik.

 

En basit ilmi tarama yöntemlerinden bihaber veya aciz bazı zavallılara(!), yaptıkları haddini aşan hasûd eleştirilerini ciddiye alarak(!), farklı düşüncelerin ve beklentilerin hegemonyasında gerekli cevabı veremedik!

 

Her nasılsa geldiğimiz ya da getirildiğimiz koltuk, makam ve mevkilerin gücünü kullanarak, kendi tıbbi eğitim-öğretim ve akademik serüvenimizi unutup, hekimlere ve diğer sağlık personeline her türlü zulmü reva gördük veya meşrulaşması için buna önayak olduk.

 

Kontrolsüz, plansız ve programsız bir şekilde her yerde üniversiteler ve tıp fakülteleri açılıp, kaliteden ödün verme pahasına, kontenjanlar akıl almaz düzeyde artırılırken, imkân ve etkisi olanlarımız bile nemelâzımcılık hastalığına duçar olduğundan, bu hususta ülkemizin ve mesleğimizin istikbaline yönelik ilmi bir rapor hazırlayıp yetkili makamlara sunmadık ya da peşine düşmedik, akıbetini merak etmedik.

 

Aklı başında olanlar için değil de salaklar için  teferruatlı izahatlarda bulunmayı, yazılar yazmayı ve beyanatta bulunmayı yeğledik(!).

 

Üfff... Başım ağrıdı. Şimdilik bu kadarı yeter.

 

Yine YÂ Hayy!’dan bir rubaimizi okuyalım!

 

 

AŞK DERVİŞİ

 

(Mef'ûlu, Mefâîlü, Mefâîlü, Feûl)

Meyhânede aşk dervişi rindân gibidir. 

Meşrep gereği, gülse de nâlân gibidir. 

Aşk ehli günahtan da, sevaptan da berî,

Ölmek bile vuslat ona, handan gibidir.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) Mücahit Altuntaş (iç hastalıkları uzmanı)
17.06.2015 08:58:59
Eleştiri kültürünü edinmemiz gerekiyor.Nede olsa insanız.Zaafiyet tabiatında var.

Eletiri kültürün sistem haline gelmesi sistemin eleştiri, çoklu denerim ve açıklık içermesi ile ilgili.

Feodal , babaerkil , mezhepçi , ümmetçi , son demde örgütsüz bir toplumun paraya ve ünvana teşne hallerinden nasıl muhafaza olacağız.

Geçenlerde siyasilerin bizzat kendi biat ve hegemonik alanlarında sürdürülen hacivat karagöz kavgalarından güzel bir söz çıkmıştır.“HESAPLAŞMADAN HELALLEŞİLMEZ ! denmişti.Bu basit sorunların makul şekilde çözülebileceği birçok sorunumuz için önemli , ama yeterli değil.

Bu toplum , bu toplumun insanları hesaplaşma kültürünü , ahlakını, tutumunu edinmeden terbiye olması zor görünüyor.

Fıtrat bilimsel yntemin özelliklerine has örgütlü şüphecilik ,açıklık , hesap verme kültürnü edinirse birçok konu rahatlıkla çözülebilecek haldedir.

Peki bu nasıl olacak ?

Önce toplumu ve insanı çökerten biat ve hegemonya kültürünü ekonomide (en basitinde emek sürecinde ) , siyasette ( en basitinde lider kültürnde ) , bilimde (en basitinde titr ve hocam yalakalığında , güncel ilişkilerde tanımlamak ( en azından özerklik , laiklik kültürü ile ) sorunlarını , açmazlarını ve nihayet yapılması gerekeni görmekle başlamak lazım.

Özeleştiri bunun en zor başlangıçlarından birdir.Ama kişisel kalmaya mahkümdur.Bu yaklaşımı kaçınılmaz olarak sistemi içine sokarak karşılıklı dentleme ve hesap verme kültürü ile sistematik hale getirmek gerekiyor.Örgütlü bir toplum olmak , örgütlülüğü önemsemek gerekiyor.Zira fıtrat yada insan fıtratı egosentrik davranmaya oldukça eğilimlidir.

Lastik reklamı ile bitiriyorum.Kontrolsüz güç her anlamda ve her alanda güç değildir.İnsan tarih boyunca her anlamda ve her fırsatta kontrolden çıkmayı sürekli test etmektedir , ediyor.Bireysel güç edinme anlamında gerek kişisel , gerek ülke bazında ve gerek kültür olarak arıza veriyor.Arıza vermeye de doğası gereği mahkumdur.

Peki, Bizim Hiç mi Suçumuz Yok! .En azından bu sorunu karşılayan , olabildiğince karşılayan yada sigorta eden bir sistem öngörmek gerekiyor.

Dr.Mücahit Altuntaş
İç hastalıkları uzmanı
17 Haziran 2015
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer