YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Performans mı, Eğitim mi? İsmail Hakkı AYDIN
 İsmail Hakkı AYDIN

26.01.2015, Pazartesi

Tüm Yazıları

Hepimizin bildiği gibi, hekimler son yıllarda “performans” denen, ne olduğu da değil doktorlar tarafından, bu düzenlemeyi yapanlar, diğer bir ifade ile icat edenler tarafından da tam olarak anlaşılamayan bir durum ile karşı karşıya kalmışlar, daha doğrusu mecbur bırakılmışlardır. 

 

Peki, performans denen, meslektaşlarımızın kişiliklerini dahi zedeleyebilecek, hastalara ve ülke ekonomisine menfi tesirleri bulunabilecek, bir türlü rayına oturtulamamış bu uygulamanın, tıp öğrencilerinin, araştırma görevlilerinin, uzmanların ve  hangi kademede olursa olsun akademisyenlerin eğitimlerine, kendilerini geliştirme ve tecrübe kazanmalarına, diğer bir ifade ile ustalaşmalarına ne denli kötü etki edebileceği hiç düşünüldü mü?

 

2547 sayılı Üniversiteler Kanunu muvacehesinde tıp fakültelerinde ve Sağlık Bakanlığı yönetmeliklerince eğitim veren hastanelerde eğitim ve öğretimin hem uluslararası standartlar hem tıbbi deontoloji ve hem de hiyerarşik yapının kendine mahsus geleneksel kuralları çerçevesinde yapılması gerekmektedir. Bu durum onlarca yıldır, hatta bazı değişikliklerle de asırlardır, dünyanın birçok ülkesinde bu şekilde süregelmiştir. 

 

Üniversite hastanelerinde, sabahları o ana bilim ya da bilim dalının en kıdemli hocası veya çalışma gruplarına  ayrılmışlar ise o grubun en kıdemli ve en tecrübeli hocası, profesör ise profesörü, doçent ise doçenti başkanlığında, öğrenciler, asistanlar, başasistanlar, uzmanlar, yardımcı doçent ve doçentler tüm hastalarının vizitine çıkarlar. Vakalar takdim edilir, hoca katılımcıların fikirlerini alır, konseyde tartışılır, herkes bir şeyler öğrenir, tecrübelerine katkıda bulunulur, her hasta için ayrı ayrı tedavi ya da ameliyat planları ve ekipleri belirlenir, poliklinik faaliyetleri değerlendirilir, problem olgular kıdem sırasına göre tecrübeli hekim ve hocalara sunulur ve gerekli tedavi haritaları belirlenir. Ameliyatlarda kıdemli cerrahlar kontrolünde eğitim verilir, el maharetleri ve san’atı geliştirilir. Bir anlamda otokontrol sistemi ile herkes çıraklıktan kalfalığa ve ustalığa geçerek daha fazla tecrübe kazanır.  En kıdemli hoca bile, daha da ustalaşır. Biz bunu yıllardır böyle gördük, böyle bildik ve böyle uygulaya geldik. Eğitim hastanelerindeki uygulamaların da, bu veya buna benzer bir şekilde cereyan etmesi gerekir. Zira tıp, hem çok muhterem bir bilim, hem de çok muazzez bir san’attır. Hukuki sorumluluk olmasa bile, geleneksel ve vicdani müteselsil mesuliyet söz konusudur.

 

Hâlen mevcut ve meri olan “Performans Yasası” ile uzmanından yardımcı doçentine (ne demekse), doçentinden profesörüne kadar her öğretim üyesi,  münferit tıbbi faaliyet göstermeye  sevk, hatta teşvik edilirse, yöneticiler de bu çerçevede tamim ve genelge yayınlarsa, bu kapitalist âlemde “para-para” mülâhazaları galip gelir ve bu bahsettiğimiz tıp ve uzmanlık eğitimi çok büyük yara alır. 

 

Maalesef bugün gelinen nokta da bundan farklı değildir. Yeterli denetim ve kontrol mekanizmaları olmadığından, disiplinize edilemeyen, bilahare nemelâzımcılığa sebebiyet verecek bir yapı tesis edilmiştir.  Çoğu kliniklerde, biraz da bu sebeple hoca kalmamış, düzen bozulmuş, konsültasyon, fikir alma, danışma ve saygı-sevgi hicret etmiş; herkes başına buyruk hareket etmekte, bağımsızlığını ve en büyük hocanın kendisinin olduğunu ilan etmiş ve akademik kaos baş göstermiştir. Ne yazık ki eğitim, performansa feda edilmiştir!

 

Akademik hayatım süresince binlerce doktor, asistan, uzman, yardımcı doçent, doçent ve profesör yetiştirdim. Öğrencilerimden, diğer akademisyenler bir yana, on-on beş yıllık kıdemli profesörlerin bırakın herhangi bir saygısız hareketlerini, dört yıldır emekli olmama rağmen, bugün bile yanımda sigara içtiklerine bile şahit olmadım. Şimdilerde kulağıma gelen haberlere göre, iki günlük yardımcı doçent, profesörün yüzüne sigarasının dumanını üflüyormuş! İşin özeti, en hafif ifade ile kimsenin kimseyi taktığı yok!  

 

Bir an önce bu “Performans Sistemi”nin yeniden gözden geçirilmesi, sağlıklı, adil, rasyonel ve kalıcı düzenlemelerin yapılması, meslektaşlarımızın, üzerlerinde bir kambur gibi duran bu payandadan bu lekeden bu kirden kurtarılması gerekmektedir. Aksi takdirde, tarih önünde ne doktorlar ne biz akademisyen hocalar  ne fikir üretmek durumunda olan yazarlar ne yöneticiler ve ne de yetkili sorumlular mesul, mahkûm, zelil ve rüsva olmaktan kurtulamazlar.

 

Biliyorum, karamsar bir tablo çizerek canınızı çok sıktım. Fakat ne yazık ki hadise bundan ibaret.

 

Duâ niyetine, Ârûzî bir Münacaat Rubâîmizle gönlünüzü alalım.

(Allah'ım Yeter, YÂ HAYY! Ötüken Yayınları, İstanbul, 2014)

 

 

ALLAH’IM YETER!

(Fâilâtün Fâilâtün Fâilâtün Fâilün)

 

Yok ümîdim,  gelmiyor hiç ses, sedâ, yok bir haber,

Ar eder mecnûn bu hâlim görse, Yâr bilmem ne der!

Gözlerimden kanlı yaşlar, aktı gitti, bî mecâl,

Çok cefâ çektim, perîşân oldum, Allah’ım yeter.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) Mücahit Altuntaş (iç hastalıkları uzmanı)
18.03.2015 11:47:18
Sistemin bakış açılarına odaklanalım...

malpraktis baskısı > kanıta dayalı tıp > hasta hakları > hekim hakları maliyet > sağlık ekonomisi

yada

sağlık ekonomisi > maliyet > hekim hakları > hasta hakları > kanıta dayalı tıp > malpraktis baskısı

Bu denge nasıl kurulabilir ?

Sistemin siyasallaşması + ticarileşmesi > bilimsel otonomi

yada

bilimsel otonomi > Sistemin siyasallaşması + ticarileşmesi

Peki bu nasıl olacak ?

Sistemin özerkliği > Sistemin özseverlik ilişkileri kayırması + Fıtrat

yada

Sistemin özseverlik ilişkileri kayırması + Fıtrat > Sistemin özerkliği

Bu arada yılarca birikmiş sağlık eğitiminin , eğitmenlerinin , eğitilenleirn çürümüş halleri , eksiklikleri ve adamsendeciliği nasıl berteraf edilecek , giderilebilecek ?

Sistemin KARŞILIKLI ÖRGÜTLÜ VE KENDİNİ EĞİTEN , BİLGİ AKTARAN HALLERİYLE ( bilimsel ve idari özerklik ve otonomi)

Çok eksik var.

Epey nitelikli insan tipi var.

Nitelikli insanları , açıklık ve örgütlü şüpheciliğin karşılıklı çalıştığı gereve ileri bildirim süreçlerine açmak geriyor .

Hangi insan hangi siyasetçi ? sorunu bir yana !

ticari ,

hegomonik ,

biat kültürü

sış ekonomik ve sömürgen dayatmalar çözümde engel.

Daha çok konuşmak ve dile getirmek , daha çok yüzleşmekten başka çaremiz yok !

Dr.Mücahit Altuntaş
İç hastalıkları uzmanı
18/03/2015
People
0
2) RKTR (Uzm)
18.03.2015 10:45:02
Hocam, dediğiniz gibi puan manyağı meslektaşlarımız ne yazık ki var. Ama aslında çoğu kişinin derdi perfomans değil. Bu ülkenin hukuk sistemine karşı kendini korumak için çok fazla tetkik yapılıyor.

People
0
3) drA (dr)
11.02.2015 20:38:45
şunu da unutmayalım: “performans” cok kötü bir sey olsa da, doktorların defansif tıbbı devam ettirmelerine imkan veriyor. yani dava acılabilecek vakaya hiç dokunmadan eften puften hastalarla gunu kurtarmalarını, iş yapıyormus gibi görünmelerini saglıyor.

kısacası riske girmeden geçimlerini saglıyorlar.
People
0
4) Mehmet K. Çelenk (Dr. )
08.02.2015 17:21:39
İsmail Hakkı Hocam, tüm söylediklerinizin temelinde yatan: kıskançlık ve bu mesleğin mensuplarına karşı çok eskiden beri besledikleri derin nefrettir.
People
0
5) Ahmet Elaziz (doktor)
31.01.2015 23:35:48
Performans çalışan hedefe motive edilirken adaletinde sağlanmasıdır.Liberal kapitalist sistemin de olmazsa olmazıdır.
1-Üniversitenin hedefi çok sayıda hasta bakmak olamaz.Muayene edilen hasta sayısı da temel performans kriteri olamaz.
2- Performans ile hedefe yönlendirdiğiniz çalışanlar alanında yeterli değilse, sonuç yapıyor muş gibi olur. Yani yıkım olur. Bu nedenle yeterlilik ve uzmanlık teşvik edilmeli ve zorunludur.
3-Uygulanan sitemin bu çerçeveden performans uygulaması ile de ilgisi yoktur. Sadece performans uygulanıyor muş gibi yapılmaktadır.
4-Tüm yönetsel uygulamaların hedefi sonucu iyileştirmektir. Sonuçlar iyileşmiyor ise uygulamanın kendisini ya da süreçlerini yeniden değerlendirmek zorunludur.
People
0
6) RKTR (Uzm)
27.01.2015 18:05:06
Lütfen tüm arkadaşlar aşağıda Bircis rumuzu ile yazan meslektaşımızın yazısını okusun.

Milli Tıp Hukuku Formülü’nün nihai sonucu işte budur.

Bu rezilliği yaratan ya da gözlerinin önünde tıp doktorlarına karşı cereyan eden büyük haksızlıklara göz yuman Şeytanlar, bu yolla sağlık sisteminde sebep oldukları facialar nedeniyle, ileride tarih kitaplarına geçecekler.

Lanet ve beddua edilecek hepsine.

Baro’daki avukat meslektaşlarının bile “Para için her şeyi yapar” dedikleri Erzincan Hukuk mezunu iftiracı bir şahsın açgözlü bir aileyi kışkırtması sonucu hayatımın 8 senesi katledildi. İki ayrı davadan mahkemelerde perişan oldum. 8 sene boyunca çektiğim stres ve üzüntüleri anlatamam. En az 32 milyar da param gitti. Sonunda beraat ettim, ama bu, hayatım iyice rezil edildikten sonra oldu. Başıma gelenleri Allah düşmanımın başına vermesin.

(Zaten amaç da budur: sonunda kurtulsanız bile, o ana dek size hayatı zehir etmektir Kurulu Düzen’in temel gayesi. Bu sistem, tıp doktorlarının hayatını katletmek üzere özellikle tasarlanmıştır).

O yüzden; SONUNA KADAR DEFANSİF TIP.

Size, “Görevi savsaklamaktan şikayet etme” tehdidi savurabilirler. Olsun. Görevinizi savsaklayın, hatta doktorluğu bile bırakın, AMA NE OLURSA OLSUN SAKIN MAHKEMEYE DÜŞMEYİN.

People
0
7) www.aciamagercek.com (dr)
27.01.2015 15:58:56
YÜCE ALLAH PERFORMANSI ONLİNE TAKİB EDİYOR

Allah, yaptığımız iyilik ve kötülükleri, an be an kayıt altına alıyor ve buna göre performansımızı, hem nitelik hem de nicelik olarak adil bir şekilde değerlendireceğini, bir hardal tanesi kadar bile olsa hiçbir faaliyetimizin zayi olmayacağını bildiriyor. Allahın kurduğu performans sistemi, kul hakkı, adalet ve ahlaka dayanıyor.

Küresel şeytanın sömürdüğü ve saptırdığı dünyada kurduğu performans sistemi ise, hastalıklı yaşam tarzının peydahladığı satılık hastalıklar için ürettiği ilaç ve teknoloji dağlarının tüketimine dayanıyor. Kim ne kadar çok bunları tüketirse o kadar çok puan alıyor. Sistemin özü : ‘ne ka hasta, o ka köfte’. Performans ise beyinlere takılan taksimetre. Performans makbuzu, polislere tüketmesi için verilen trafik ceza makbuzu gibi. Bu yüzden hastalık ve kötülükler artıyor kimsenin umurunda değil.

Performans sistemi, hastalık değirmenini döndüren yorgun atların kırbacı. Değirmende öğüttüğünüz ise sağlık ve hayatınız. Havuzda size ayrılan para sabit olduğuna göre, herkes bir diğerinin hakkını almaya çalışıyor. Şeytan bizi böylece yalancı performansla aldatıyor.

Hastalıktan rant sağlayan Şeytanın sistemi, kul hakkı yemeye, adaleti çiğnemeye, hastalık satmaya ve her çeşit ahlaksızlığa dayanıyor. Bu sisteme ortak olanın performansı artıyor, karşı olanın ise düşüyor.

Bir tarafta kul hakkı, adalet ve ahlaka dayanan Allahın rahmet sistemi, öbür yanda küresel şeytanın kurduğu hastalık ve kötülük sistemi. Hangisini örnek alalım?

Allahın sistemini örnek alsak, her çeşit hastalık ve kötülüğü azaltacak şekilde, önleyici ve koruyucu işlemlere performans puanı verilecek. Küresel şeytanın ‘ne ka hasta, o ka köfte’ yani taksimetre sistemini örnek alsak, önleyici ve koruyucu işlemlere zaman kalmayacağı için hastalık ve kötülükler patlayacak. Hangi sistemi seçelim? Dev hastaneler, adalet sarayları ve bu performans sistemi ne yazık ki hastalık ve kötülükleri önlemiyor.

www.aciamagercek.com
People
0
8) No name (Dr)
27.01.2015 14:59:55
Farklı ve kışkırtıcı görüşleri yayınlamaktan neden imtina ediyorsunuz medimagazin editörleri? Tekrar yazıyorum; Hocam'ın dedikleri bir bakıma doğru. Peki üniversitede yeni öğretim üyelerinin yayınlarına isimlerini yazdırıp akademisyenlik taslayan, 20 yıldır hiç bir yeniliği okumamış, öğrenmemiş, sorumluluk hissetmeyen yetersiz hocalara mı tabi olalım. Olaya bütüncül bakmalıyız bence. Bütün bunlar 1 gecede olmalı. Suratına sigara dumanı yiyen (bu olayı doğru bulmuyorum) 'kıdemli hoca' üniversiteye, asistana, bilime ne vermiş onu da sorgulasın bence.
People
0
9) Bircis (Tabib)
27.01.2015 12:38:06
ARAŞTIR, OKU, DÜŞÜN, SONRA YAZ!
http://www.medimagazin.com.tr/authors/ismail-hakki-aydIn/tr-defansif-tip-72-87-2896.html
DEFANSIF TIP
Yazılı ve görsel basında her gün, hekimler ile ilgili, menfi propaganda amaçlı olabileceği ihtimalini de akla getiren birçok haber yer almaktadır. Bunlardan bazıları belki art niyetli olmakla birlikte, bazıları da hakikaten gerçeği yansıtmaktadır. Ancak genel olarak değerlendirildiğinde, toplumun gözünde hekimi aşağılamak, suçlamak ve şuur altında dahi mahkûm etmek için, şuurlu veya şuursuz, iradi ya da gayr-i iradi bir kampanyadır, sürüp gidiyor.

Hekimler ister istemez bundan etkilenmekte ve yapacağı en küçük muhtemel bir yanlışlıktan(!) dolayı mahkeme kapılarında süründürüleceği, tazminata mahkûm edileceği ya da hapisle cezalandırılacağı korkusunu yaşamaktadır.

Her canlıda var olan refleks hiç şüphesiz hekimde de vardır. Doğruluğu tartışılsa da, ister istemez negatif bir tutum içerisine giren hekim, toplumsal, mesleki, siyasi ve idari faktörlerin etkisi ile defansif tıbba yönlenebilmektedir. O da, hafızası, hatırası, duygusu ve endişesi olan insan nihayetinde… Korku dağları bekler! Zira doktorların düşmanı bir değil, bin değil!!!

Gazetelerden ve diğer basın organlarından, en basit hasta sevkinde bile ne denli problemler yaşandığını öğrenmekteyiz. Hastanın sevk edileceği hastaneden konfirmasyon almadan hekim hastasını sevk edememektedir. Gerek sevk eden, gerekse sevki kabul edecek olan hekimler, mevcut şartların hep hekimlerin aleyhine cereyan etmesi sebebi ile bir an evvel hastadan kurtulmak ve çeşitli bahanelerle hastayı kabul etmemek yoluna gidebilmektedirler.

Diğer taraftan stabil hastalarla yatakları doldurup, performansını(!) yükselttikten sonra gönül rahatlığı ile “yatak yok” denilebilmektedir. Benim kafam, ne demekse, bu performans işine de bir türlü basmıyor ya… Neyse… “Sonunda tazminat ya da hapis cezası olabilecek bir müdahaleyi neden göze alayım?” düşüncesi ön plana çıkabilmektedir.

Zor-şer hastayı kabul eden hekim de, çeşitli alet-edevat, teknik, mekân, ameliyathane, yoğun bakım ve personel yetersizlik ve eksiklikleri bahanelerini öne sürerek, hasta için gerekli olan ameliyattan da imtina edebilmektedir.

Çok yakından tanıdığım birkaç meslektaşım, yaptıkları çok riskli ameliyatların komplikasyonları nedeni ile astronomik tazminatlara mahkûm edildiler. Şimdi bu cerrahlardan bırakın yüksek riskli bir ameliyatı, sıradan bir cerrahi müdahaleyi bile gönül rahatlığı ile yapmalarını nasıl bekleyebilirsiniz? Kendimizi onların yerine koyup düşündüğümüzde, hangi psikolojik tablo içerisine girebileceğimizi hayal bile etmek istemiyorum.

Çok ağır hastalar bir yana, kişi ister sağlıklı olsun, ister hasta olsun, adımını hastaneye attığı andan itibaren az ya da çok risk söz konusudur. Toplum bilinci ve gerçek hayattaki uygulamalar, bu riskten tamamen hekimi sorumlu tutan bir davranış sergilediği için, meslektaşlarım genelde, incelemeler, soruşturmalar ve mahkemeler ile uğraşmaktan, ailesinin, çoluğunun çocuğunun istikbalini tehlikeye ve riske atmaktan korkar duruma gelmiştir.

Bütün bunlardan dolayı erken yaşta emekli olan, hastaya el sürmekten imtina eden ve hatta hekimlik mesleğini bile bırakan birçok meslektaş tanıyorum. Bu yetişmiş insanları hizmetten koparan ve hekimi bir memur kafası ile değerlendirebilen, düşmanca tavır takınan zihniyet sürdüğü müddetçe bu kaçışlar devam edecektir.

Hafız Sami Efendi, hicazkâr makamındaki eseri ile, yaklaşık yüz yıl önce, bir taş plaktan, sanki meslektaşlarımızın bu günkü hal-i pür melallerini terennüm ediyor.

Derdime vâkıf değil cânân beni handân bilir.

Hakkı vardır şâd olanlar herkesi şâdân bilir.

Söylesem te’siri yok sussam gönül râzı değil,

Çektiğim âlâmı bir ben bir de Allah’ım bilir
People
0
10) OP DR (OP DR )
27.01.2015 09:42:58
GEÇİN BUNLARI ...............
ÖNCE DEFANSİF TIP...
GERİSİ YALAN VE BOŞ..................!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!????????::::::::::::::::::::::............................................
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer