YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Tıp Endüstrisi! İsmail Hakkı AYDIN
 İsmail Hakkı AYDIN

19.10.2015, Pazartesi

Tüm Yazıları

Tıp endüstrisi, dünyada çok büyük ve etkin bir sektör olarak, gerek ülkelerin ekonomilerini gerekse sağlık politikalarını istedikleri gibi çekip çevirmekte ve yönlendirmektedir. 

 

Bu sektör bunun yanında, evrensel boyutta bütün tıp eğitimini, programlarını, araştırma yöntemlerini, klasik kitap, literatür, dergi ve indeks gibi yazılı, görsel ve elektronik kaynaklarını, laboratuvar değerlerini, referans aralıklarını, cerrahi metot ve kullanılması gereken her türlü protez ve sarf malzemelerini, teşhis ve tedavi modalitelerini acımasız ve insafsız kapitalizmin kendine mahsus kuralları çerçevesinde kontrolü altında tutmakta ve çeşitli araç ve aracılar kullanarak, genellikle hem hekimlere hem de bilim adamlarına tahakküm edebilmektedir. 

 

Sanki  “Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA)’nden onay alınca her şey kusursuz, namuslu, dürüst, bilimsel, mübah ve sağlık için gereklidir” zehabı ile ortalıkta dolaşan, yapılıp yapılmadığı su götüren, rakamları üzerinde oynanıp oynanmadığı meçhul araştırmalar (research) ve  “literatür” kılıflı kandırmacalar ile hekim meslektaşlarımız bir yana, bazen biz anlı şanlı ve namlı hocaları da aldatarak(!)  kanlarımıza girmektedir(!).

 

Bir anlamda kendine has yöntemlerle (anamnez, fizik muayene, muhakeme, ayırıcı teşhis), aynı zamanda en mukaddes bir sanat olan “HEKİM”liği de sıfırlayıp, teknolojiye mahkûm eden evrensel boyuttaki bu “Tıp Endüstrisi”, “BT ve MR tüketimi”ndeki malign ve metastatik “pozitif  feed-back” misali, para kaynaklarını istedikleri şekilde istedikleri ülkelere akıtabilmektedirler.

 

Belli oranlarda, bütün dünya genelinde olduğu gibi, ilmi eğitim politikalarının dejenerasyonlarının zirve yaptığı ve rekabet kabul etmez ciddiyetsizliğinin hüküm sürdüğü, üniversitelerin ve tıp fakültelerinin  sayısını unuttuğumuz, lisans, master, doktora, yardımcı doçentlik, doçentlik ve profesörlük unvanlarının nerede ise herkese dağıtıldığı (para karşılığı olanlar hariç), nereden alındığı belli olmayan diplomaların(!) havada uçuştuğu günümüzde, bu sektör üstüne üstlük  “eski”leri boyayıp “yeni” diye sunmaktadır. 

 

Radyoaktivitenin keşfi 120 yıl, DNA’nın tanımlanması ise  50 yıl kadar önce idi. Nitekim yüz yıl evvel N. Tesla’nın çalışmalarını esas alan buluşlardan sonra, birkaç ilaç ve tıbbi malzeme hariç, “Batı Cephesinde Bir Gelişme” olmamıştır. Buna rağmen, yaradılışta var olan insani duyguları ve nerede ise her fizyolojik hadiseyi “patolojik” olarak değerlendiren bir kafa yapısı ile  “hastalık” sayısında alabildiğine artış olmuştur. Yaratılan uyduruk hastalıklar, bunları tedavi(!) eden uyduruk ilaçlar(!) ve bu hastalık(!) grubuna girmek için “hasta olmayan kalmasın(!)” felsefesi ile yalvaran sağlıklı insanlar...

 

Bugün, her nedense(!) ameliyat olmak için can atan hastalardan, yarın ameliyattan kaçan, cerrahi sanatın ve estetiğin haz ve libidosundan habersiz, teknoloji mahkûmu ve tıp endüstrisi esiri cerrahların  ve hekimlerin sayısında artış olabileceği gerçeğini unutmamak gerekir. 

 

Velhasıl Dr. Uğur Yılmaz’ın ifadesi ile; “Tıp endüstrisi artık sadece ticari ilaç ve tıbbi malzeme değil, yeni hastalıklar ve tıbbi sorunlar da tasarlayabiliyor. Akla gelen her şey ve durum için bir hastalık tanımlanmış. Ayağını titretiyorsan (huzursuz bacak) hastasın, utangaçsan (sosyal anksiyete) hastasın, cinsel soğukluk çekiyorsan (erektil disfonksiyon) hastasın, gülüyorsan hastasın, ağlıyorsan hastasın, fazla hareketliysen hastasın (hiperaktivite), yangın çıkarmayı seviyorsan hastasın (piroman), kanında bir maddenin miktarı biraz azalmış veya artmışsa hastasın, genlerin bir başkasına göre biraz farklıysa veya mutasyon varsa hastasın, organların şekli veya hacmi değişmişse hastasın... Modern tıbbın yeni hastalık listesinde yok yok.”

 

Hastasın! Hasta...

 

Dâhili ve harici bedhah ve hainlerin, bu mukaddes vatanı bölmek için ittihat ve ittifak ettiği günümüzde, her bir meslektaşımın tarihte olduğu gibi, aynı milli duruşu cesaretle sergileyeceği temennisi ile...

 

Unutur muyum hiç... İşte yine mutad vechi ile Hicran için derûnî bir rubâimiz (İsmail Hakkı AYDIN, NEFES, “HU SEFERİ” Eser Matbaası, 2010).

 

 

“HU” SEFERİ

Tereddütle yaprağa, tutunmuş şebnemleri,

Bad-ı saba niyaza kaldırır seher vakti.

Nedametli tövbeler, uyku mahmurluğunda, 

Söken şafak secdeden başlatır “Hu” seferi.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) A YILDIZ (OPDR )
03.11.2015 11:14:47
SAYIN HOCAM;
ÖNCELİKLE HASSSASİYETLE KALEME ALDIĞINIZ. BU FEVKALADENİN DE FEVKİNDEKİ ŞAHSINIZA MÜNHASIR YAZI İÇİN İÇTENLİKLE MÜTEŞEKKİRİZ.
HATTA KAMUSAL ALANDA TIP ENDÜSTRİSİ ANABİLİM DALLARI ACİLEN TAHSİS EDİLME YOLUNA GİDİLMELİ VE UYGUN VE DE O KADAR İVEDİLİKLE YASAL DÜZENLEMENİN DE ORTAYA KONMASI MAKUL VE DE İSABETLİ OLACAĞI KANAATİNDEYİM.
People
0
2) Mücahit Altuntaş (iç hastalıkları uzmanı)
30.10.2015 13:05:31
Sayın Yeşilçimenin yorumlarını sizin yorumunuzla çaprazlıyorum.

Daha pekiştirici oluyor.

Artık tıp mevzusu son siyasal ve ticari "DÖNÜŞÜM" programıyla "sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer" açılımıyla yeni boyut kazanmıştır.Özellikle bizim gibi ucuz işçilik , ucuz sağlık çalışanı ve hekimlik , ucuz emeklilik politikalarının " sağlıkta dönüşüm" diye çok kolay yutturulduğu ülkelerde !!!

Buyursunlar ....

KİMSE BİLİM YAPIYORUZ DİYE FİYAKA YAPIP HALKI UYUTMASIN

Doç. Dr. Kemal Yeşilçimen’ in yazısı:

Bilim ve teknoloji yoluyla acıtmadan yapılan sömürünün adı: modern sömürüdür. Modern sömürü, kan dökmeden, aydın ve bilim dünyasını kullanarak, güle oynaya yapılır. Bunun için sömürülecek ülkenin bilim, teknoloji, fikir üretimini kısırlaştırmak yeterlidir.

Bunun en kestirme yolu da teste dayalı, ezberci, dersaneci, bilim dışı eğitimdir. Bunun yolu bilimsel mandacılığı teşvik eden, milli değerleri yok eden eğitimdir. Bunun yolu, bilim dünyasıyla sanayi arasındaki teknolojik köprüyü yıkan eğitimdir. Bunun yolu, teknolojiye, patent ve projeye dönüşmeyen sanal bilimle oyalamaktır.

Kendinizin üreteceği bilim, teknoloji, patent, proje, fikir olmazsa, mecburi istikamet ithalattır. Her çeşit çözüm dışarıdan gelir. Bu sömürünün girdabına düşen ülkeler için karşı koyacak, savunacak hiçbir yol yoktur, çünkü toplumun beyni olan bilim ve aydın dünyası artık sömürüden yana çalışır, onların taşaronluğunu yapar. Beyinleri yabancılaşan toplumlar, bildiğiniz sürüye dönüşür. Etinden, sütünden… yararlanmak artık çok kolaydır.

Dünyadaki donanım, yazılım, bilgi teknolojileri ve telekomünikasyon pazarı yılda dört trilyon dolara yaklaşıyor. Adamlar bu dört trilyon doları paylaşırken, biz de cep telefonuyla şimdiye kadar 250 milyar dolar harcadık. Nasıl mı? Geyik muhabbetle!

Üretmeden, keşfetmeden, hazıra konduğunuz, tükettiğiniz her şey sizi de tüketir, ülkeyi de. Akıllı telefon, 5G, ilaç, aşı ve teknoloji… ile yapılan bu sömürünün sonucu yoksulluk, sebebi ise laf üreten aydın ve bilim dünyasıdır. Neden mi? Borsa, faiz, döviz oyunuyla kaynaklar dışarı uçarken, bu yapı FED diye sayıklıyor.

Ülkelerin akıl hocası ve yol göstericisi, aydınlar ve bilim dünyasıdır. Bunlar milletin beyni ve sinir sistemidir. Felaketlerin ve krizlerin erken uyarı sistemidir. Ülke ve toplumun gelişme düzeyini bunlar belirler. Kasım kasım kasılan bunlar değil mi? Toplumun ve ülkenin zihinsel aynası bunlardır. Bu ayna, sorunları ve çözüm yollarını bulanık ve karışık gösterirse, sağlık ve hayatınız tehlikede demektir.

Aydın ve bilim dünyamızın ışığı yani kendi keşfettiği ve ürettiği ışığı muma dönmüşse dibine bile ışık vermez, kimseyi aydınlatamaz. Aydın ve bilim dünyanızın kendi ışığı yani kendi keşfettiği ve ürettiği ışığı sönmüşse, sorunların çözümü için başkasının ağzına bakıyorsa, dış dünyanın ışığına muhtaçsınız demektir. Füze kalkanından, ilaca, aşıya kadar başkasına muhtaç olursunuz. Aydın ve bilim dünyamız kendi ülkesinin değil başka ülkelerin, başka çıkarların aynası olmuşsa, yansıttığı ışık yine sizin için karanlık bir gelecektir.

Aydın ve bilim dünyamız, dış dünyanın ışığını ülkesi ve halkı yararına yansıtmak yerine, dışarının şavkıyla gözümüzü kör ediyor, gelişmiş ülkelerin reklamıyla topluma aşağılık kompleksi aşılıyor. Son 30 yıldır trilyonlarca doları ilaç, aşı ve teknoloji ithalatıyla fakirleşen halkımız öderken, Tabib ve meslek odaları ‘yoksul halkımız’ edebiyatı yapmaya devam ediyor. Her konuda ahkam kesen bunlar değil mi? Hani bilim, hani teknoloji?

Diğer bir kısmı ise zehirli bir dille halkı oyalıyor, bu sömürüyü gizliyor. Halbuki sömürünün nedeni, hiçbir şey üretmeden, keşfetmeden paylaşım savaşını kışkırtan ve teknolojik sömürüyü gizleyen bu yapı. Yoksulluğun ve geri kalmanın nedeni, bilim ve teknoloji üretmekten aciz, sömürü sisteminin taşaronları. Çevre kirliliğinin ilacı elektrikli yerli otoya neden karşı çıkıyorlar? Yer gök ithal oto doldu. Doymak kanmak bilmiyorlar.

Son 300 yıldır kötü kaderimizden, dışarının ışığını dışarının çıkarlarına göre yansıtan, feri gitmiş bu taife sorumlu. İşte bunlar yüzünden sömürü sisteminin kurbanı, figüranı ve seyircisiyiz. Asgari ücretli köleliğin nedeni, modern sömürü düzeni. Bilim ve teknoloji olmadan, fındık fıstık satarak ne asgari ücret artar, ne de bu düzen değişir.

Da Vinci robotlarından suni kalp pompasına kadar ithal edilen milyarlarca dolarlık teknoloji bizi borca garkederken, modern sömürüye aracılık eden, keşif ve patentten habersiz taşaronlar sayesinde, bu güzel sistemi kuranlar bize sattıklarıyla zengin ve gelişmiş ülke oluyor. Bizi de gelişmekte olan ülkeler masalıyla, yalan rüzgarıyla 70 yıldır aldatıp uyutuyorlar. Ne biçim gelişmeyse, bırakın aşı ve ilaç üretmeyi, muzu bile ithal ediyoruz.

Bu oyunun, artiz yapma numarasıyla gazozuna ilaç koymadan farkı ne? Modern sömürüden yoksulluğa kadar başımıza gelen tüm felaketlerin nedeni işte bu kendi çıkarlarından başka hiçbir şey düşünmeyen taife sorumlu. Bunlar bu acı gerçeği idrak etmekten bile aciz, zavallı. İthal edilen pahalı teknolojilerin medyada reklamını yapmak, bunlarla fiyaka yapmak marifet mi? Bunları siz mi keşfettiniz?

İşte bunların alet olduğu modern sömürü yüzünden trilyonlarca dolar çarçur oluyor. Bu yüzden pahalı Teknoloji merkezleri kurmaya ve bilimsel araştırmaları yapmaya paramız kalmıyor. Borç aldığınız paraları da bilim ve teknoloji yerine, arapın gülyağı misali pahalı ithalata harcadığımız için, penisilini bile üretemiyoruz.

Penadur ilacını 2 yıl vermedikleri için romatizma, böbrek ve kalp iltihabından koruyan penisilin profilaksisi yapamadık. ‘En eski teknoloji ürünü olan penisilin, aşı ve hayati ilaçları bile 70 yıldır neden üretemiyoruz’ diye kongreler yapıldı mı? Parayı veren olmazsa düdüğü çalan olmaz. Neskafeden aşıya, muza… Sarımsağı bile Çin’den ithal ederken biz neyi tartışıyoruz?

Refah ve sağlığın yolu, bilim ve teknolojide keşif, patent ve üretimden geçer ama bilim dünyamız bu işleri bir türlü beceremedi. Son 30 yıldır trilyonlarca doları, bu yüzden ithal teknolojiye ödedik. Çünkü üniversite - sanayi işbirliği kurarak, keşfetmek ve üretmek zorumuza gidiyor. İlaçtan aşıya, muzdan yüksek teknolojiye… ithal etmek ise kolayımıza geliyor. Sağlıktan örnek verelim : Da Vinci robotlarının sayısı 300 olmuş. MR, BT… Bunların İthalatında gelişmiş ülkeleri çoktan geçtik. Akıllı telefona kadar ithalata giden paraları düşünün.

Kimse bilim yapıyoruz diye fiyaka yapıp halkı uyutmasın. Bilim, teknoloji, tasarım, üretim ve para, Da Vinci’nin şifresidir. Bu şifreyi kesintisiz çözen ülkeler zengin ve gelişmiş olur. Patent ve teknolojiye dönüşen bilimsel araştırmamız var mı? Kilitlenen sorunları çözecek bilgi ve teknolojiyi kim üretiyor? Milli gelirin ne kadarını bilim ve teknolojiden kazanıyoruz? Kendi aşı ve ilacımızı üretebiliyor muyuz? Lafa gelince herkes bilim yapıyor. Bilimde asıl konu kazanılan trilyon dolarların kimin cebine gittiği. Asıl Da Vinci’nin şifresi bu. Bu şifreyi kesintisiz çözen ülkeler zengin ve gelişmiş olur, parmağını yalarken bizim de ağzımız sulanır.

Ülkemizin sorunlarını çözen, kötü kaderini değiştiren düşünce, bilgi, araştırma ve projeler üretemiyoruz. Gecekondu üniversiteler diplomalı işsiz yaratmaktan başka bir işe yaramıyor. Gösterişli binalar ve dev kampüsler ise dünyanın en iyi üniversiteleri arasına girmeye yetmiyor. Düşünen ve sorgulayan yetenekli çocuklarımızı bir servet ödeyerek gönderdiğimiz şaşalı okullar, insanımızı bilimsel düşünemeyen bir topluma dönüştürüyor.

Teknoloji üretemeyen, yaşamsal sorunlarımızı çözemeyen bilimsel anlayışımız ne işe yarıyor? Başkalarının ekmeğine yağ süren araştırmaların bize ne faydası var? Sadece makale yayınlamakla, atıf almakla sorunlarımız çözülmüyor. Nerede kendi sorunlarımızı çözen araştırmalar? Nerede kendimizin ürettiği teknolojiler? Nerede projeler? Nerede patentler? ABD’ de geçtiğimiz yıl 600.000 patent başvurusunun 100.000 ‘i patent alırken, bizler komik bir şekilde parmaklarımızı sayıyoruz.

Bilim ve aydın dünyamız, asırlardır fikir, bilim ve teknolojik yönden kastre edilmiş ve ülkeyi pazar haline getiren küresel sisteme harem ağası gibi bağlanmış bulunuyor. Bundan teknoloji, tasarım, üretim ve bizi zengin edecek bilim çıkmaz. Yıllardır bilim yapıyoruz da ne oluyor? Yaşamsal sorunlarımız çözüm beklerken, bilim ve aydın dünyamız yüzünden tüketim pazarı olmamız, sürüngenliğin ve bağımlılığın asıl nedeni.

Çağımızda asgari ücretli köleleştirmenin en kestirme yolu bu. Modern sömürgecilik işte bu! Adamlar, bizi otla çöple meşgul ederken milyarlarca dolarlık yapay kalp, ortopedi, göz… cihazlarını, ilaçları ve yüksek teknolojiyi bize satarak köşe oluyorlar. İlaçtan aşıya, uçaktan silaha cep telefonuna yüzlerce trilyon dolarlık teknoloji pazarlarının hedefi, bizim gibi bilim ve teknoloji üretemeyen, üzüm incir ihracıyla uyutulan ülkeler. Bu kadar okumuş, yazmış, yetişmiş aydın ve bilim adamı olan, bu kadar üniversitesi olan ülkeler nasıl olur da uyutulur?

Teknolojiden tıbba kadar her alanda sektörlerin kontrolüne giren kongreler, toplantılar, açık oturumlar, fuarlar bilgilendirmenin ötesinde ülkeyi pazar haline getirdi. Bilim ve aydın dünyamız başkasının keşfettikleriyle övünmekten, bunların reklamını yapmaktan özel zevk alıyor. Bu da aşağılık kompleksini yenmenin başka bir yolu. Ülkelerin kaynakları ilaç, pahalı teknoloji ve tüketime harcanıyor.

Geriye kalan az miktar paranın paylaşımı ise kavgaya yol açıyor. Halbuki sorun, aydın ve bilim dünyasını kullanarak yapılan küresel teknolojik sömürüden kaynaklanıyor. Yani fakirlik edebiyatı yapanlar, bilerek veya bilmeyerek bu modern ve kibar soygunun içinde, kendi cukkasını düşünüyor.

Bizim gibi ülkeler, ‘gelişmekte olan ülkeler’ masalıyla uyutulurken tatlı bir pazara dönüşüyor.Hastalıklara harcadığımız para 67 milyar dolar olmuş ve bu rakam giderek artıyor ama aydın ve bilim dünyamız yeterli görmüyor, daha da artsın diyor. SGK bütçesi alarm veriyor, nedendir demiyor.

Sağlığa harcadığımız para ise Sosyal Güvenlik Kurumu 2011 verilerine göre, son 9 yılda 8 kat artarken hastalıklar azalmamış hızla artmış, bilmiyor. Ne dev hastaneler, ne sağlığa harcanan milyarlar sağlığı korumuyor ama görmüyor. ‘Önce hasta et, sonra cebini boşalt’ sisteminin figüranı olmak onu rahatsız etmiyor. Çünkü sistemin hayat kaynağı bu, yaşaması buna bağlı.

Modern tıp ilerlerken, hastalıklar azalacağına artıyor ama bilim dünyamız nedenlerine ve çözüm yollarına kafa yormuyor. Hastalıktan sürünüyor, hasta toplum oluyoruz farkında değil. Gelişmiş ve sağlıklı toplum olmanın yolu hastalıkları önlemekten geçiyor ama aydın ve bilim dünyamız bunu da bilmiyor. Sağlığa harcanan paranın aslan payı ilaç ve ithal teknolojiye gittiği için, 2 TL’ye hasta muayene ediyoruz onu da bilmiyor.

Bildiği ve sürekli istediği bol para. Çok az bir ücrete hasta muayenesinin nedeni ; ilaç ve teknoloji ithalatına harcanan bütçeden, geriye çok az para kalacağını okuyamadığı, anlayamadığı, idrak edemediği içindir. 2013 yılında hasta sayısının 700 milyona ulaştığını hatırlatalım. Hesap ortada. İthal ilaç ve teknolojiden kalan parayı bölün 700 milyona, görün çıkan rakamı. Hastalıkları önlese, bol para alacak ama akıl edemiyor.

Aklınca bindiği dalı kesmek istemiyor. Hastalıklar önlenirse bunca ilaç ve teknolojiyi kime satacaksınız? Dünya Sağlık Örgütü, çok az masrafla hastalıkların önemli oranda önleneceğini, bu yolla sağlık sistemlerinin iflasının da önleneceğini bildiriyor ama umurlarında değil. Onların dertleri para ve fiyaka.

Küresel şirketlerin baskısıyla GDO’lu mısır şekeri kotaları artar, millet şeker hastalığından kırılırken her yıl 4 milyar doları şeker ilaçlarına, 10 milyar doları da doğurduğu hastalık ve sorunlara ödüyoruz. Hastalıkları önleyip bu parayla teknoloji merkezleri kuralım demek bunların işine gelmiyor. Sömürü dünyasının taşaronluğunu yapmak bunların genlerine işlemiş. ‘Önce hasta et, sonra cebini boşalt’ sisteminin figüranı olan zombilerin başka dünyaları yok.

ABD’de her yıl 300.000 kişi şişmanlık nedeniyle ameliyat olurken, bilim dünyamız ameliyatlar bizde niye az yapılıyor diye üzülüyor. Binbir çeşit diyetler, zayıflama ilaçları ve merkezleri, bitkisel numaralar, uzmanlar… sistemi ne kadar güzel özetliyor. Bu sistem, şişmanları öğütüp paraya çevirirken GDO’lu mısır şekeri, fastfood, kolalı içecekler, alkol ve sigara sağlık ve hayatımızı çökertiyor, aydınımız bunu özgürlük olarak görüyor.

Hangisini önlemek kolay? Bu sağlık düşmanlarını mı yoksa diyabeti, şişmanlığı, hipertansiyonu ve bunlara bağlı bir düzine hastalığı mı? Hastalıkları önlemek yerine sektöre çalışan bilim dünyamız yüzünden, her yıl milyarlarca doları, hastalıktan beslenen canavara hediye ediyoruz.

En hayati aşıları üretmekten aciz durumdayız ama EMAR çekiminde dünya şampiyonuyuz.Ülkemiz ithal teknoloji ile, akıllı telefonlarla doldu ama kendi hayati sorunlarımızı çözen araştırmaları akıl edemiyoruz. Pahalı teknoloji bize akıl vermiyor. 5 yıldızlı otel ve tatil köylerinde yapılan sektörün yönlendirdiği bilimsel kongreler, sorunlarımıza çözüm bulamıyor. Çünkü milli, yerli ve insani anlayış yok.

Topu, ilgili sektörlere atmalarının nedeni bu. Sermayenin derdi ise rant ve daha çok kazanmak. Bu yüzden kötü kader yakamızı bırakmıyor. Bu yüzden her çeşit kriz bizim kaderimiz olmuş. Bu yüzden bilimsel ve akıllı çözümler, kongrelerden topluma ve ülkeye dalga dalga yayılamıyor. Kimse bindiği dalı kesmek istemiyor. Bu yüzden her çeşit sosyal ve bedensel hastalıklardan telef oluyoruz. Ölümlerin %86’sı önlenebilir nedenlerden ise, telef oluyorsunuz demektir. Önlenebilir demek, önlemeyi beceremiyorsunuz demektir. Sömürü düzeninin çıkar ilişkisini yıkmadan çözüm beklemeyin.

Tercüme aydın ve bilim dünyamız, ithalat lobisi ne derse papağan gibi onu tekrar ediyor. Tekrar etmekle kalmıyor, yönetimleri de yanlış bilgilendiriyor, yanıltıyor, sonra da eleştiriyor. Halbuki yanlış bilgi ve yönlendirmenin nedeni kendisi. Memleketin unu, yağı, şekeri bunlar değil mi? Bunlardan olan helva bu. Asgari ücretten emekli maaşlarına kadar yoksulluğun nedeni, işte bu keşfetmeden, üretmeden sürekli tüketen anlayış. Aydın ve bilim dünyamız bu acı gerçekleri bilmez, görmez, duymaz, okumaz, anlamaz, konuşmaz ve uyarmaz.

Kongreler sektörün gösteri merkezi olmaktan ne zaman kurtulacak?

Yaşamsal sorunlara çözüm arayan ‘Ulusal Bilim Kongreleri’ ne zaman düzenlenecek?

Milli Kongreler ne zaman?

Kaynak: http://www.kemalyesilcimen.com/artikel.php?artikel_id=335

http://ahmetrasimkucukusta.com/2015/10/27/misafir-yazar/kimse-bilim-yapiyoruz-diye-fiyaka-yapip-halki-uyutmasin/
People
0
3) Mücahit Altuntaş (iç hastalıkları uzmanı)
29.10.2015 13:02:04
Suphi aktaş (Öğretmen) 28/10/2015 03:25:30 "Çok sağlam tespitleriniz var hocam. Keşke hekim camiası da sizin gibi bakabilse." demiş !

Peki hekim camiası nasıl bakıyor ! ? Bilen var mı ?

İfade ve kurumsallaşma örgütlenme sorununu önemseyen var mı?

Hekim camiası bu teknoloji pazar sağlıkta ticarileşme sorunlara nasıl bakıyor !

Bilen var mı ?

Yok !

Sömürge toplumu ve sömürge insanlarına yakışır.

Ülkemizde sağlık teknolojileri ithal ihraç rakamlarına baktığımızda ekonomik olarak %85 dışa bağımlıdır. Önümüze ne konursa yersek zarar ederiz , zararlı çıkarız ! Kendi milli değerlerimiz , örgütlü ve açık ,hesap veren hesap soran biçimde sürdürebiliyor muyuz ?

Ülkemizde rekabet şansı kendi teknolojik alt yapı modelimizi , kurumsallaşma modelimizi oluşturamadığımızdan hep ucuz işgücü üzerinden sürdürebilmektedir. Bu ucuz iş gücü anlayışı sağlık alanına iş kazalarından ölüm ve sakatlık olarak yansıyor. İş sağlığı ve güvenliği alanı ucuz iş gücünün öngördüğünden ucuz iş, iş sağlığı ve güvenliği ilkelerine uymamak kolaycılığını yansıtıyor.

Bu ucuz iş gücünü şimdi sağlıkta özerkliğin yerini almış siyasallaşma ile yol verdiği pervasız tekelleşme ve ticarileşme yoluyla ucuz hekim ve sağlık çalışanı sürecine çevirdiler. Bunun kamusal alanda karşılığı çöken ve çökertilen üniversitelerdir. Marka üniversiteler çöküyor ! Ne kadar rahatız !

Sağlık harcamaları son on yılda sekiz dokuz kat artarken hekim ücretleri ve sağlık çalışanlarının ücretleri kaç kat arttı ! ? Çok fedakar sağlık çalışanı ve hekim söylemine ,lafazanlığına rağmen emeklilik hallerine neden yansımadı !

Bunlar sömürge toplumu ve sömürge insanına yakışır.

Sömürge insanın kendine ait sözü , gücü , örgütlenmesi , işbirliği , kurumsallaşması yoktur.

Bakın burada da , üniversitede de , hekim firma ilişkisinde de , kongre hekim ilişkisinde de , kongre dernek ilişkisinde de , sağlık bakanlığı hekim , hekim bakanlık ilişkisinde de , kurum hekim ilişkisinde de , nihayet sağlık ortamında pratisyen/aile hekimi , uzman , öğretim üyesi ve üniversitenin kendi içindeki ilişki düzeyinde de aynı sorunlar var.

Bu kafa tabi ki hekim hasta ilişkisinde nitelikli ortam ve nitelikli zamanı yok sayabiliyor. Hasta bilgisinin (dolaysıyla hekim bilgisi ve kapasitesinin de !) birinci basamaktan itibaren tüm sağlık sistemi içinde ilerlemesini de MALESEF ! önemsemiyor. Ama sömürge toplumunun insanı ve öğretim üyesi lafta anamnez ( hastanın hikayesi + hastanın kendi sorunu algılama biçimi ! ) ve fizik muayene çok önemlidir diye ders veriyor , ders alıyor. Kağıt üzerinde ve göstermelik kalmasına aval aval bakıyor .Sistem içinde çalışmasına , işlemesine , hayat kazan(a)mamasına ses çıkarmıyor. Sömürge eğitim sistemi ve sömürge insanının fıtratına uygundur , uydurulur.

Sağlıkta yada herhangi bir alanda kendine özgü gücün , ifaden , örgütlenme , kurumsallaşma , özerklik sorunları. Sömürge insanına bunlar öğretilmez , sömürge toplumları bunları edinmez.

Sonuç son on yılda sağlık harcamaları sekiz dokuz kat artar , iş yükü ve işlem üç dört kat artar , bize yutturulan memnuniyet de artmasına rağmen ne hikmetse sağlıkta şiddet de artar , ve nihayet empati ve eşgüdüm ne hikmetse azalır. Ahmaklara layık sonuçlardır.

Sağlıkta son on yılda ilaç tüketimi %100 artmıştır ! İlaç sanayi de tıp endüstrisinin içinde ve bizim dışarı bağımlı olduğumuz kaynak aktardığımız alandır.

Tıp Endüstrisi ! yazınız için teşekkürler.

Dr.Mücahit Altuntaş
İç hastalıkları uzmanı
29 Ekim 2015
People
0
4) Suphi aktaş (Öğretmen)
28.10.2015 04:25:30
Çok sağlam tespitleriniz var hocam.Keşke hekim camiası da sizin gibi bakabilse.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer