YAZARLAR

Tüm Yazarlar

MuayenehanecilikDr. Mehmet DEMİR
Dr. Mehmet DEMİR

20.11.2006, Pazartesi

Tüm Yazıları
Çok tartışıyoruz, tartışmaya da devam edeceğiz. Bazen bir günah keçisi oluyor. Sağlıktaki bir çok olumsuzluğu ona yükleyiveriyoruz. Doğru bulanı az, yanlış bulanı çok. Kamu çalışanları arasında doktorlara verilmiş çok önemli bir ruhsat. Tam gün yasası ile bu ruhsat bir dönem geri alındı, ama kanuni zorlama başarılı olmadı, geri adım atıldı. Bu hak ne derece doğru kullanıldı? Maalesef çok doğru kullanılmadığını itiraf etmemiz gerekiyor. Yanlış yapılan muayenehanecilik hekimlere olan güveni sarstı. Hekimleri halk nazarında sevimsizleştirdi. “Hastaların cebinde eli” olan meslek olarak tarihe de geçmiş olduk. Sistem negatif bir döngüsel süreçle beslenerek büyümeye başladı. Bundan mağdur olan hastalar zamanla işlerini halletmek adına, süreci gönüllü beslemeye başladılar. Velhasıl suç, suçlu ve sebepleri fazla karıştırmadan son birkaç yıla kadar dokunamadığımız bu alanın, artık doğru bir yolda şekillenmeye başladığını söyleyebiliriz.

Peki bu konuda son birkaç yıldır neler oluyor? Neler değişmeye başladı? Sağlık; hizmeti sunan ile alan arasında nimet ve külfet menfaatinin arka planda şekillenmesi gereken bir alan. Böyle olduğunda hizmeti sunan doktorlar açısından muayenehanecilik gereksiz bir yük olmaya başlıyor. Sağlık Bakanlığı’nca uygulamaya konulan performansa dayalı ek ödeme uygulamasından sonra, çok açık ve net bir şekilde bir çok hekim için muayenehanecilik popülaritesini kaybetmiştir. Tayin olduğu ilde evinden önce muayenehanesini kiralayan doktorlar artık bunu yapmayarak, hastanenin ek ödeme rakamlarını sormaya başladılar. Bu konudaki rakamlar çok açık. 2002 yılında kamuda çalışan Sağlık Bakanlığı hekimlerinin sadece % 11’i muayenehanecilik yapmıyordu. Bu oran bugün % 53’e yükselmiştir. Bu önemli bir artış.

Medimagazin’in geçen hafta “Şefler hastaneye, profesörler muayenehaneye” başlıklı haberinin içeriğine baktığımızda da bunu görmekteyiz. Ancak son üç yıl içinde Sağlık Bakanlığı’nın sorunlara yönelik getirdiği çözüm modelleri, maalesef tıp fakültelerinde geliştirilemedi. Muayenehanecilik hakkı elde etmiş profesör ve doçentler her yıl artan bir oranda kamuda tam zamanlı çalışmaktan uzaklaşıyorlar. Ülkenin önemli kamu yatırımlarından biri olan tıp fakültelerinin ve yetişmiş insan gücünün daha verimli kullanılması bir zorunluluk. 24 bin 022 uzman hekimiyle bu yıl 190 milyon hastaya hizmet verecek Sağlık Bakanlığı hastanelerinin yanında 11 bin 314 uzman hekim ve 10 bin 107 asistan ile 13 milyon hastaya hizmet verecek tıp fakültelerini kıyaslamasak da Bakanlık eğitim ve araştırma hastanelerinde bakılacak 35 milyon hastayla kıyasladığımızda bir sorunun olduğunu görmezlikten gelemeyiz. Tıp fakültelerinde muayenehaneciliğe dönüş, bu kaynağın verimli kullanılmasını da güçleştirecektir. Mutlaka çözüm yollarlı üretilmelidir. Sağlık Bakanlığı’nın performans ve buna paralel geliştirdiği uygulamalarının tıp fakülteleri için de geliştirilmesi, YÖK’ün bir koordinasyon görevi olsa gerek.

Performans uygulamasının dışında sağlık politikalarındaki bir takım gelişmeler de muayenehaneciliğin cazibesini söndürmeye başlamıştır. Nüfusun az bir kısmına verilse de özele sevk hakkı ve bu sevk edilen hastalara özel sağlık kuruluşlarında tam zamanlı hekimlerin bakma zorunluluğu, hekimleri muayenehanelerden özel hastaneler ve merkezlere çekmiş; hem kamuda çalışan hem de muayenehanecilik yapan hekimler için bu merkezler rakip olmuşlardır. Ancak Danıştay’ın özel hastanede çalışan hekimlerin aynı zamanda muayenehanelerinde de çalışabilmeleri yönündeki kararı ve Bakanlığın geçen hafta yayınladığı bir genelge ile bu kararı hastaneler dışında özel sağlık kuruluşlarında çalışan hekimler için de genişletmesiyle dengeler değişebilir.

Muayenehanecilik açısından dengelerin yerine oturması sanırım 1 Ocak 2007 tarihinde Genel Sağlık Sigortasına geçilmesi ve bir süre GSS’nin uygulanması ile olacaktır. GSS kanunun 73’üncü maddesinde sağlık hizmetlerinin sözleşmeli ve sözleşmesiz hizmet sunuculardan alınacağını belirtmektedir. Kanunun 70’inci maddesinde ise hizmet sunucuların birinci, ikinci ve üçüncü basamak olarak Sağlık Bakanlığı tarafından sınıflandırılacağı belirtilmiştir. Bakanlıkça çıkarılan Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmeliğin sağlık kuruluşlarının türleri ve temel özelliklerinin belirlendiği 5’inci maddesinde “muayenehaneler ve poliklinikler birinci basamak sağlık kuruluşları, merkezler ise ikinci basamak sağlık kuruluşlarıdır” denmektedir. Sonuç olarak muayenehaneciliğin geleceğini, kamuda çalışan hekimlerin mesleklerini serbest olarak icra etmelerini sağlayan 2368 sayılı kanunda yapılacak değişiklik, performans sisteminin üniversite tıp fakültelerini de içine alacak şekilde genişletilerek geliştirilmesi ve GSS kurumunun muayenehanelerden hizmet satın alıp almaması belirleyici olacaktır.

Sağlık sisteminin ve genel ekonominin tam bir kayıt altına alınma süreci hızla ilerlemektedir. Kaçak güreşmek profesör doktorundan pratisyen doktora kadar güçleşecektir. Serbest stilin inceliklerini öğrenmiş bazı hekimlerin elbette kuralları daha zor olan greko-romen stile geçmeleri onlara sıkıntı verecektir. Muayenehanecilik bu zamana kadar maalesef uygun kullanılamamıştır. Halk ve kamu nazarında derin ön yargılar oluşmuştur. Muayenehaneciliği destekleyen uygulamalardan, hekimlerin haklarının verildiği uygulamalara geçmek gerekir. İster sadece kamuda çalışsın, ister sadece özel bir kuruluşta çalışsın performansı ile klinik başarısına göre, hasta adına kamu (bu artık GSS) tarafından bu hakları hekimlere fazlasıyla verecek modelleri her alanda geliştirmeliyiz.
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer