YAZARLAR

Tüm Yazarlar

“Yaşasın Paternalizm!”-“Hasta Merkezli Tedaviye Hayır!”Prof. Dr. Şahin AKSOY

Şanlıurfa Tabip Odası Başkanı

Prof. Dr. Şahin AKSOY

19.12.2011, Pazartesi

Tüm Yazıları

Bizim etik camiası yıllarca, “Şöyle ilaç niyetine bir şey bulsak da insanlar bu prensiplere bakınca şıp diye doğru davranıp davranmadığına karar verseler” diye düşünürken, imdatlarına 70’lerin sonunda iki Amerikalı akademisyen bir kitap yazarak yetişti. Bir grup hekimin işi kolaylaştı. Yazarlar ‘4 Prensip’ öneriyordu, bunun her derde deva olmasa da, her toplumda ve her kültürde işe yarayacağını söylüyorlardı. ‘4 Prensip’ 80’lerde Avrupa’da, 90’larda da ülkemizde yaygınlaştı. Hatta, bütün akademik hayatını bu ‘4 Prensip’ üzerine bina edenler oldu. Dolayısıyla öylesine yaygarasını yaptılar ki, bunu herkes öğrenip bütün biyoetiği bundan ibaret sananlar oldu (Günahları biyoetiği bu ‘4 Prensibe’ sıkıştıranların boynuna). Yazınca “şıp” diye siz de hatırlayacaksınız: “Zarar vermeme”, “Yararlı olma”, “Adalet” ve “Özerklik”.

 

Daha sonda Anadolu’nun binlerce yıllık kültür ve insan yapısını unutarak Batılı biyoetikçilere uyup, sanki biz California, Amsterdam, Paris veya Melbourne’de yaşıyormuşuz gibi ‘4 Prensibin’ şahı olarak da “Özerkliği” seçtiler. Bir de kuyruğuna -size yutturulan şekliyle- ‘Aydınlatılmış Onam’, doğru şekliyle ‘Bilgilendirilmiş Olur’u da takınca, bu millete karşı olan borçlarını ödemiş oldular.

 

Yani onlara göre Paternalizm ölmüştü, sağlık/tedavi hizmetleri hasta merkezli olmalıydı, hastayı iyice aydınlattıktan -bilgilendirdikten- sonra onamını -olurunu- almak ve hastanın özerk kararına saygılı olmak gerekiyordu. Böylece hem hekim mahkemelerde sürünmekten kurtulacaktı hem hakim sorarsa “Ben onamını aldım, hem de aydınlatarak.” diyecekti. Hasta da, “Yaşasın benden aydınlatılmış onam aldılar, hem de özerk kararımla, artık rahat rahat ameliyata girebilirim. Artık ölsem de gözüm arkada kalmaz. Paternalizmin zalim duvarlarını yıktım ya bana yeter.” diyecekti.

 

Bu konuyu bana yaşadığım son deneyimler çağrıştırdı. Tek örnekten yola çıkarak yargı oluşturmanın yanlışlığını kabul etmekle birlikte, buradakinin yüzeyel bir yargı değil, diğer argümanlarla da desteklenmesi gereken bir akademik görüş olarak okunmasını isterim.

 

Üç aydır hastanelerdeyim. Artık hekimleri de, hemşireleri de, hastaları da çok ama çok iyi analiz ettiğimi düşünüyorum. Bu süreçte şanslıydım. Cerrahımdan asistanıma, hemşiremden medikal onkoloğuma, radyasyon onkoloğumdan teknisyenime kendimi gözü kapalı emanet edebileceğim insanlardı. Bilmem gerekenleri, bilmem gerektiği kadar açıklıyorlardı zaten. Ancak bunlar arasında alternatifler yoktu, sadece yapacaklarını veya yaptıklarını anlatıyordu. Zaten yaptıkları işler öylesine karmaşıktı ki -hekim halimle- ne anlamam ne de olur vermem mümkün değildi. Tabii resmi bir sürü kâğıt imzaladım, başına yasal bir şey gelmesin diye. Adam risk alıp, ter döküp 7 saat ameliyatta beni yaşatmak ve iyileştirmek için uğraştı. Bir şeyler ters giderse bir de kırmızı yakalılara hesap mı versin?

 

Velhasıl kelam: Başka milletleri bilmem ama ‘özerklikmiş’, onun kuyruğuna eklenmiş ‘bilgilendirilmiş olurmuş’ bize uymaz. Bunun meraklıları bırakalım mahkemelerde birbirlerini yesinler. Hekim ve hemşiremize güvenelim ki onlar da risk alsın, elini taşın altına koysun. Mahkeme de kendimi nasıl kurtarırım diye değil, masada hastamı nasıl kurtarırım hesabı yapsın.

“Yaşasın Paternalizm!”-“Hasta Merkezli Tedaviye Hayır!”

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) hamide gül (hemşire)
30.12.2011 19:08:52
harika bir yazı hislerimze tercüman olmuş.evrak prosedürleri yüzünden hasstaya dokunamaz hale geldik.dr.ordırlarını uygulamamız lüks hale geldi allah sonumuzu hayretsin
People
0
2) demir demir (uzm dr)
30.12.2011 17:36:24
ara sırada olsa iyi yazıyorsunuz..ya amerikada bişiler oldu size...yada hasta olunca anladınız..ama bişi oldu kesin..
People
0
3) Alparslan Koç (Anestezist)
25.12.2011 21:11:49
Yazıya tamamen katılıyorum.. Güzel bir bakış açısı.. Fıtık ameliyatı olacak 70 yaşındaki KOAH lı amcaya spinalin istediğin kadar yararını anlat.. O gene siz beni uyutun ben bir şey duymayım diyecektir. Tok karnına acil sezeryana alınacak gebeye spinali istesende anlatamazsın.. Ama benim için iyisini hekim bilir düşüncesi insanı hem rahatlatır hem de bizim işimizi kolaylaştırır..
People
0
4) Osman AYYILDIZ (tabip)
25.12.2011 12:18:16
Şahin Hocam;
yazıdan öte, sizi tekrar okumak keyifliydi :)
Allah şifa versin, tez zamanda en normal eski halinize dönün inşaAllah...
daha yapılacak çok sempozyum var :)))
People
0
5) Mustafa Kösecik (Dr.)
23.12.2011 10:04:28
Şahin hocam, sizi yazılarınızla tekrar aramızda görmek çok güzel. Geldiğimiz noktada yaşadığımız sıkıntıları dikkate aldığımızda görüşlerine katılmamak mümkün değil. Geçmiş olsun. Allah hayırlı uzun ömür nasip etsin.Dr. Mustafa Kösecik
People
0
6) ky (dr)
22.12.2011 15:04:20
HASTALIK BORSASINDA KAYBOLAN SAĞLIK

• Küreselleşen dünyada hekimlik mesleği, hastalıkları önleyen ve sağlığı koruyan bir sanat olmaktan çıkarak hastalara ilaç ve yüksek teknoloji giydiren bir konfeksiyona dönüştü. Hekimin ilgisi ve iyileştirici gücü ise ilaç, teknoloji ve paraya devrediliyor. Artık hekimin saygınlığı bile kariyeri, şöhreti ve aldığı ücreti kadar...

• Geleneksel tıbbın ‘hastalık yoktur hasta vardır’ anlayışında, genetik ve bünyesel farklılığı nedeniyle her hastanın hastalığı farklıydı. Bu yüzden hekimler de hastanın dilinden ve ruhundan anlayan, onun bünyesine göre davranan kutsal bir otorite idi. Bu anlayışın hakim olduğu dönemlerde hastayı korkutan dev hastaneler, cihazlar ve fabrikasyon ilaçlar yerine, hekimin ilgisi ve şefkati vardı. Hastaları fabrikasyon robotlara benzeten yeni anlayış ise, konu mankeni yaptığı hastaları geri plana iterken, hastalıkları ve kanun hükmündeki şablon tedavileri ön plana çıkardı. Artık hastalar, hastalıkları bile birbirinin kopyası olan, aynı tornadan çıkmış robotlarmış gibi, aynı şablon tedavilerin konu mankeni.

• Seri üretimi yapılan ilaç ve teknolojinin maksimum tüketimi için, yaşam tarzının piyasaya sürdüğü hasta kuyruklarını kar amacıyla işleyen dev hastaneler fabrika gibi çalışıyor. Paket fiyatlarla kurulan hastalık borsasında satılık hastalıklar, hasta ve hastanelerin beğenisine sunuluyor. Seç, beğen, al! Hastaneler ucuz fiyat biçilen hastalıklardan şikayet ederken, hastalar köşe bucak fark almayan hastane arıyor. Yaratılan moda herkesi hasta ediyor.

• Hastayı müşteriye indirgeyen bu yeni anlayış, korku tüneline sokulan müşteriler için satılık hastalıkları, ilaçları, teknolojiyi ve 'guidelines' adı verilen kanun hükmündeki tıbbi kuralları dayatıyor. Hekimlik sanatı da sanat olmaktan çıkarak alışveriş merkezleri gibi dev hastanelerde seri imalata geçen konfeksiyon işine dönüşüyor.

• Sevilen, sayılan ve kutsal bir otorite gibi duran hekim algısı artık yok! Hekim yüzünüze değil bilgisayarın ekranına bakarken sizinle değil bürokratik işlemlerle ilgileniyor. Soğuk makinaların içinde, bilgisayarların teşhis ve tedavisine sunulan, ölçülüp biçilen, borsada işlem gören ve menkul değerlere çevrilebilen hastalık dünyasında yaşıyoruz. Sağlık ise paranın gücüne göre alınıp satılan tüketim malzemesi oldu. Sosyal güvenlik kurumunun paket programına giren hastalar, hastalık borsasında ödenen para kadar hizmet alabiliyor. Hastanelerin sağlıksız salonlarında ‘sıradaki gelsin’ komutuyla harekete geçen hastalar, dev süpermarketlerde alışveriş krizine girmiş müşteriler gibi köşe bucak şifa arıyor.

• Artık hekimin ve hastanın robotlaştığı, sağlığın ise metalaştığı duygusuz ve vicdansız bir dünyada yaşıyoruz. İnançları bile sorgulamaktan çekinmeyen bu yeni dünya, kanıta dayalı bilim ve tıbbı tabulaştırırken sektörün yönlendirdiği milyar dolarlık araştırmaların özeti olan bilimsel rehberleri kutsal kitaba dönüştürüyor. Dün yumurtayı yasaklayan, bugünse helaldir diyen kutsal(!) metinler karşısında, hastalar ne yapacağını ve kime inanacağını bilemiyor. Araştırmaları, ilaçları ve teknolojiyi kutsallaştıran bu yeni tıp anlayışı, sağlığı korumak ve hastalıkları önlemek yerine, gittikçe büyüyen dev bir sektör yaratıyor. Sağlığın önündeki en büyük engel; hayatımızın her noktasına burnunu sokan, kurallar koyan, özgürlüğü kısıtlayan, tehdit eden ve hatta aforoz eden işte bu küresel sağlık anlayışı.

• Sağlığı koruma ve hastalıkları önleme yerine, sektöre para getiren tıbbi işlemlere odaklanan bu anlayış, sağlığın önündeki en büyük engel. Çünkü herkesi hasta, hastaları da müşteri olarak gören bu sistem, sağlığın önünde bir duvar gibi duruyor. Sağlığa kavuşmak bu yüzden parasal engellerle dolu zorlu bir yarış. Bu engele takılanlar için sağlık, hastalık çölünde Leyla gibi bir serap. Hastalık ise bu hasta yaşam tarzında herkes için mecburi istikamet.

• Hastalık için yapılması gereken hastalıklarla boğuşmak iken, sağlık için yapılması gereken; hastalıklara yol açan risk faktörlerinin önlenmesidir. Yani sağlıklı yaşam tarzı ve sağlıklı çevrenin sağlanması, katkı maddeleri, fastfood, zararlı meşrubat ve gıdaların yasaklanması, hipertansiyon, diyabet, şişmanlık, sigara, tembel yaşantının önlenmesi…Hastalıkların önlenmesi, hastalık oluştuktan sonra tedavisine göre, çok daha kolay, ucuz ve mantıklı olduğu için İngiltere bile şimdi bu yolu seçmiş bulunuyor. Eski Çin’de 4600 yıl önce başarıyla uygulanan bu sistemde, doktorların geliri hasta sayısına göre değil toplumun sağlık durumuna göre artıyordu. Yani hasta sayısı arttıkça doktor geliri azalıyor, hasta sayısı azalıp sağlıklı insan sayısı arttıkça toplum sağlıklı hale geldikçe doktorun geliri artıyordu. Sistem, hastalıktan değil sağlıktan besleniyordu. Salgın hastalık halinde o bölgeden sorumlu doktor her şeyini kaybediyordu. Bu yüzden doktorlar tüm varlıklarını, hastalıkların önlenmesi ve sağlığın korunmasına adamışlardı.

• Peki şimdi nasıl? Küresel sağlık sisteminin uygulandığı ülkemizde doktorlar, sağlıktan değil hastalıktan para kazanıyorlar. Performans adı verilen gavur icadı bu sistemde, ne kadar hasta bakar, ne kadar ameliyat yaparsanız o kadar para kazanıyorsunuz. Daha fazla para kazanmanın yolu daha fazla hastalıktan geçiyor. Böyle bir ortamda hastalıkların azmasına ve satılık hastalıkların artmasına şaşmamak gerekir. Özellikle hukuk, ahlak ve insani değerlerin iflas ettiği ve en yüce değerin para olduğu toplumlarda güven duygusu yok olacaktır. Böyle bir toplum ise bedensel, ruhsal ve sosyal yönden her türlü hastalık ve yolsuzluğa açık, sağlıksız bir toplum olacaktır. Özetle sağlığı ticarileştiren ve daha fazla para kazanmaya dayanan bu sistem; zincir hastaneler, ithal doktorlar ve milyar dolarlar getiriyor. Hastalıkları önleme, sağlığı koruma yani yaşadığımız akvaryumu temizleme ise sektör için çöküş getiriyor. Hastalıkları önlerseniz zincir hastaneler, ilaçlar, cihazlar ve gittikçe büyüyen trilyonlarca dolarlık sektör ne olacak? Ecdad yadigarı Haseki, Haydarpaşa, Vakıf Guraba gibi vakıf hastanelerin başını çektiği Osmanlı sisteminde ise para kazanma değil, hayır işleme, sevap kazanma anlayışı hakimdi.

• Daha fazla kar etmek hırsıyla her alana yayılan küresel sağlık anlayışı, sağlığımızı yarış pistine çevirirken sağlık çalışanlarını da para hırsıyla koşturulan yarış atı yapıyor. Bu yarışta kullanılan ‘Performans’ adı verilen gavur icadı kırbacın amacı, trilyon dolarlık küresel değirmeni döndüren bu yorgun atları çoşturmak. Hedefi ise ilaç ve teknolojinin üretim dağlarını öğütmek. Bu değirmen, gerçekte hastalıkları değil sağlık ve hayatımızı öğütüyor. Uygulandığı her yerde hasta sayısını ve ölümleri azaltmıyor, aksine artırıyor. İnsanlık vicdanını ve genel ahlakı kanatan bu anlayış mutlaka değişmelidir ama nasıl?

• Hastayı müşteri olarak gören bu sistem, hekimin iyileştirici gücünü de paranın gücüne devrediyor. Paranın karşılığı ise her zaman sağlık olarak dönmediği için, müşterinin hekime olan saygı ve güveni sarsılıyor. Müşteri haline getirdiği hastayı kışkırtarak çatışma ortamı yaratan bu anlayış, her iki tarafı mahkemelik hale getiriyor. Amerika’da hekimler kendilerini korumak için aldığı ücretin önemli bir kısmını sigortaya harcıyor. Hastalar ise, hastalıkları önlemek ve sağlığını korumak için değil, hasta olduktan sonra tedavi olabilmek için milyarlarca doları özel sigortalara ödemek zorunda kalıyor. Hastalık üreten yaşam tarzı yüzünden artan sağlık harcamaları ise, kar etme telaşında olan sigorta şirketlerini hastalarla mahkemelik hale getiriyor.

• Hastaların kanı, canı ve gözyaşını paraya çeviren bu anlayışın gayesi sağlık değil, bitmek bilmeyen kazanma hırsı. Sağlık ve hastayı metalaştıran bu sistem, pazarlama görevi verdiği hekimi komisyoncu duruma düşürüyor. Kutsal vakıf şifahanelerinin yerini, kar etmezse kapatılmakla tehdit edilen hastaneler alıyor. Bu dev hastanelerin sağlığı koruma ve hastalıkları önleme işlevi ise budanmış durumda. Sosyal Güvenlik Kurumları ve hazinenin oluk gibi akıttığı harcamaların devamı için gerekli olan bu! Yoksa hastaya susayan ve sürekli hasta üreten bu sistem her an çökebilir. Oysa ki bu sistem yüzünden devlet ve toplum yapısı çöküyor, kimse farkında değil.
People
0
7) selim (op.dr.)
22.12.2011 09:15:20
siyasete girmeyince, insani duygularla yazınca hakikaten güzel yazıyorsunuz.kim yazarsa yazsın doğru tek doğrudur...ayrıca Allah tan en kısa sürede sağlığınıza kavuşmanızı, ve yine bizi çıldırtıcı :-) yazılar yazmanızı dilerim.
People
0
8) Nuri Erdoğan (Doç. Dr. )
21.12.2011 18:25:44
Son derece yanlış mesajlarla dolu, bir bilim adamı için talihsiz bir yazı. Keşke paternalizmin ne demek olduğunu, AO sürecinin nasıl oluştuğunu araştırarak yazsaydınız. AO'ın temel felsefesi ve uygulamalardaki zorluklar elbette ki tartışılabilir ama "Bize uymaz aga." üslubuyla değil. Sizin için üzüldüm.
People
0
9) hekim dertli (dr)
20.12.2011 15:46:41
Yandaş yazarlık yapmak yerine ortalama bir yazı yazmayı tercih ettiği için yazarı kutluyorum...
People
0
10) mehmet yaşar (dr)
19.12.2011 21:57:17
yazdıklarınızın tamamına katılıyorum.en samimi duygularımla geçmiş olsun dileklerimle.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer