YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Yeni Bir Tıp Fakültesi DeneyimiProf. Dr. Selim ERENTÜRK

İ.Ü. Kardiyoloji Enstitüsü, İstanbul

Prof. Dr. Selim ERENTÜRK

21.02.2011, Pazartesi

Tüm Yazıları

Bu kadar çok tıp fakültesi varken yenilerinin kurulması ne kadar doğrudur, ciddi olarak tartışılması gereken ve bana göre de yanıtı belli bir soru. Tıp fakültesinin özellikleri ve işlevi ciddiye alınıyorsa; artık yeter. Öncelikle kurumsallaşmışların batmasını önleyelim, kurulmuşların gelişmesini ve “tıp fakültesi” olmalarını sağlayalım.

Peki daha önce yasal olarak kurulmuş, ancak tabelası bile olmayan bir tıp fakültesi için ne yapılabilir?

Henüz tam bir altyapısı olmayan, geleceği soru işaretleri ile dolu bir tıp fakültesinin kuruculuğunda görev alma kararı vermek her öğretim üyesi için zor bir karardır. Hele dünya üniversiteleri listesinde ilk 500’e giren bir üniversitenin kendini kanıtlamış, bilimsel ve tarihsel önemi yüksek, dalıyla ilgili referans merkezi olan, işleyen bir bölümünde kadrolu ve aktif öğretim üyesi olarak çalışıyor iseniz. Kurucu dekanlık çok büyük onur veren bir makam olsa da, 74 tıp fakültesinin olduğu ülkemizde, yıllar önce kurulmuş, kurumsallaşmış ve hatta uluslararası tanınmış kuruluşlarca akredite edilmiş tıp fakültelerinin dahi yaşadığı sorunlar göz önüne alındığında boşa çaba ve zaman kaybı olasılığı uzak değildir. Bu nedenle iyi düşünmek, değerlendirmek, planlamak ve öyle karar vermek zorunluluktur.

 

İlk soru “Bu şehre bir tıp fakültesi kurulması gerekli mi?” sorusu idi. Belki de soru sağlık alanında ülkemizde yaşanmakta olanlar göz önüne alındığında -ülkemiz için- “Tıp fakültesi gerekli mi?” ye dönüştürülebilir.

En fanatik resmi tıp fakültesi karşıtı da olsanız tüm sağlık kurumları için kalifiye eleman, öğretim üyesi, araştırma-incelemeleri ön planda düşünecek uzman, araştırma görevlisi yetiştirecek, kârı düşünmeden bilimsel çalışma, araştırma yapacak, kârı düşünmeden kritik, riskli hastaları alıp tanı-tedavi uygulayacak, referans merkezleri olacak, özel sağlık kurumlarına ulaşamayacak hastalara gerçek üçüncü basamak sağlık hizmeti verecek tıp fakültelerine dünyanın her yerinde gereksinim vardır.

 

Bu yanıt sorumuzun “Gerekli midir?” kısmının yanıtı idi. Nitelikli ve çağdaş tıp fakültesi fonksiyonlarını gösterecek bir tıp fakültesi her zaman gerekli, her türlü zorluklara ve engellere rağmen.

Peki bu “Şehre kurulması gerekli mi, ya da uygun mu?” Bunun için öncelikle şehrin, bölgenin ve üniversitenin etkilerden uzak, bilimsel ve doğru bir analizinin yapılması zorunluydu. Günümüzde artık her şehirde çok sayıda resmi ve özel sağlık kurumları var iken bunlara sıradan birini daha eklemek en azından bizim arzu etmediğimiz ve içinde de bulunmayacağımız bir girişim olacaktı. Tıp fakültesi uluslararası standartlarda görevlerini yerine getirebilecek mi?  Nitelikli ve akredite eğitim verebilir mi? Altyapısı ve elemanları kısa sürede tamamlanıp tam teşekküllü hizmet verebilecek mi? Sağlık ve eğitim hizmeti vereceği kitle var mı? Nitelik sorunu, finansal sorunlar, fiziki sorunlar, idari sorunlar nasıl çözülecek? Akademik varlığa ve niteliğe zarar vermeden ne yapılabilir?

 

Şehrin nüfusu, bulunduğu bölge, stratejik konumu, idari yapı, üniversitenin özelliği ve yönetimin bakışı kesin belirleyiciler olmasa da önemli karar verdiricilerdendir ve tıp fakültesinin geleceği konusunda ön bilgi verir. İbn’-i Sinanın dediği gibi “Bilim ve sanat takdir edilmediği yerden göçer.” Var olan bir hastanenin adını tıp fakültesi yapmak ve niteliği tartışmalı elemanlarla doldurmakla sonuç alınması ne kadar olası…

 

Nitelikli akademik personelin kazanılması döner yokluğu, gelecek kaygısı, altyapı sorunu, siyasi-bürokratik-bölgesel nedenleriyle çok kolay değildir. Bunun için öncelikle çok net ve anlaşılır hedefler ve projeler ortaya koymak, ikna edici olmak, dürüst ve seçici olmak gereklidir. Ve olabildiğince sağlam durmak… Sürecin her aşamasında, hele kurum işlevleri ve başarılarıyla kendini gösterdikçe çok çeşitli sebeplerle müdahale edenler, engelleyenler, dedikodu, yalan üretenler hep olacaktır ve olmuştur. Kuruluş süreci içinde gelişen Tam Gün Yasası, performans uygulamaları, “mesai dışı” uygulamalarının kalkması, norm kadro, global bütçe uygulamaları, “kurtarılmaya ve/veya afiliasyona muhtaç duruma düşme” gibi gelişmeler de göz önüne alınınca yeni kurulan veya gelişmekte olan tıp fakültelerinde sürecin ne kadar “çetrefilli” ne kadar zor olduğu daha iyi görülmektedir.

 

Ancak; hedefi ve projeleri akılcı, somut ve büyük olan bir merkezin temelinde harç, duvarlarında tuğla olmaya hazır çok nitelikli akademik eleman bulmak her zaman mümkündür, yeter ki buna niyet olsun ve dürüst ve doğru olarak anlatılsın. Bu konuda en büyük zorluklardan biri şehrin etkin kişilerini, siyasileri ve üniversite üst yönetimlerini ikna etmek, desteklerini almaktır. Herkes kendi yakınlarını “işe yerleştirmek”, üst yönetimler koltuklarını tehdit edebilecekleri bertaraf edebilmek isterler. Bu konuda dayanılabilecek en büyük yardımcı tıp fakültesinin gerekliliğine inanan şehir halkı ve yerel basındır, ki gelişecek olumsuzlukların hesabının sorulma çekincesi olsun. Bu etkinin gücü her ne kadar tartışmalı da olsa her fırsatta halka anlatmak, her konuşma talebini değerlendirmek, basını sürekli bilgilendirmek son derece önemlidir.

 

Akademik kadroları bulmak kadar, bulunanları tutmak da son derece önemlidir. Çaresizlik girdabına kapılmadan, çaresizlikten her türlü etkiye açık ve kabullenme durumuna düşmeden bir an önce tıp fakültesini işler hale getirmek gereklidir. Bunun için ilk gereklilik çalışmaların yürütülebileceği bir “mekân” bulmaktır. Bunun için üniversitenin kendi imkânlarını zorlamak tıp fakültesinin geleceği, bilimsel ve idari özerklik ve niteliği bakımından son derece önemlidir. “Türk işi” afiliasyon denemelerinin çeşitli sıkıntılar yarattığı bu uygulamayı gerçekleştirenlerce en son Kocaeli’nde yapılan Üniversite Hastaneleri Birliği Derneği toplantısında olmak üzere çeşitli kereler dile getirilmiştir. “Türk işi afiliasyon” ya da bazılarına göre “asimilasyon” maceralarına girmeden çok çeşitli çözümler bulmak mümkündür, bazı fakültelerin bir bölümünü kullanmak, prefabrik yapılar, bina kiralamak gibi. Biz medikososyal binası olarak düşünülen bir binaya ek yapı yapıp 12 bin metrekare kapalı alanı olan bize ait bir binamızda faaliyete geçerek bu sorunu çözdük. Halka tıp fakültesinin fonksiyonlarını kısmen de olsa gösterebilmek, akademik kadroları aktive etmek ve tıp fakültesinin gelişimini hızlandırmak için bu son derece önemliydi ve etkisini hemen gördük. Tıp fakültesinin en önemli ögelerinden olan öğrenci akımını yapıp eğitimi başlattık ve tıp fakültesinin dağılmasını ya da dağıtılmasını engellemeyi garantiledik. Ancak bu durum aynı zamanda ciddi bir sorumluluk ve sorunları da sırtımıza yüklüyordu.

(SÜRECEK)

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) C.T (op)
22.02.2011 18:44:16
Sevgili hocam, halen 5-10 yıllık tıp fakülteleri bile henüz alt yapılarını tamamlamamışken yeni yeni tabansız tıp fakülteleri açmak cinayettir, bu ülke insanına yapılabilecek en büyük kötülüktür.Bir arkadaşın 2003 yılında uzmanken böyle yeni açılan bir tıp fakültesine trd.doç olarak başladı. 2006 yılında doçent oldu. Başka bir uzman arkadaşım bir eğitim hastanesinde çatır çatır by-pass yaparken yeni bir tıp fakültesinde doçent olan arkadaşım uzman olana bir teklif götürdü. Doçent olan arkadaşım, uzman olana ''bizim fakülteye gel sen bana by-pass ameliyatını öğret ben de senin doçent olmanı sağlayayım'' diye takılıyordu.Kervan yolda düzülür mantığını bir türlü aşamadık.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer