YAZARLAR

Tüm Yazarlar

SGK, Üniversite Hastaneleri ve Global Bütçe Prof. Dr. Tevfik ÖZLÜ

Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı

Prof. Dr. Tevfik ÖZLÜ

11.04.2011, Pazartesi

Tüm Yazıları

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) yıllık 10 milyon TL üzerinde fatura gönderen üniversite hastanelerinden aldığı sağlık hizmetlerini götürü bedel üzerinden ödemek üzere bir sözleşme metni hazırlayarak söz konusu üniversite rektörlüklerine gönderdi.

 

Öncelikle bu uygulamanın zamanlaması çok ilginç. Çünkü, Tam Gün Yasası’nın üniversite hastanelerinde yürürlüğe girmesinin hemen ardından ortaya atılan bu sözleşme, söz konusu yasanın mantığıyla zıtlaşıyor. Tam gün uygulamasına itirazlar karşılanırken: “bu uygulamayla üniversite hastanelerinin mevcut duruma göre çok daha verimli ve üretken hale gelecekleri ve ekonomik olarak var olan sıkıntılarından kurtularak gelirlerinin artacağı ve personeline daha fazla ek ödeme dağıtabilecekleri” dile getirilmekteydi. Bu söylemlerin pek de yanlış olmadığını şu iki aylık dönemde ortaya çıkan rakamlar göstermektedir. Oysa götürü usulü  ödemede hizmeti ne kadar artırırsanız artırın, alacağınız ücret sabit. Bu durumda performansı artırmanın, daha fazla hizmet üretmenin bir karşılığı veya geri dönüşü yok. Tam aksine, hizmeti artırmanız durumunda maliyet artışı ve zarar etmeniz söz konusu. İster istemez “SGK, acaba Tam Gün sürecini baltalamaya mı çalışıyor?” diye düşünüyor insan.

 

Öte yandan söz konusu taslağın SGK tarafından tek taraflı olarak hazırlanıp, üniversite hastanelerine imzalanmak üzere gönderilmesi de çok ilginç. “Sözleşme”, adı üzerine karşılıklı taraflarca üzerinde mutabakatla hazırlanıp imzalanan bir metindir. Bu uygulama ve tek taraflı yayınlanan diğer tebliğleriyle SGK’nın tutumu, “Ben bu hizmeti senden alacağım, bana satmaya mecbursun, benim belirlediğim fiyattan satmaya mecbursun, benim koyduğum kurallara uygun satmak zorundasın” anlamına gelmektedir. Böylesine haksız ve tek tarafı kayıran bir ilişki sürdürülebilir mi? Üniversite hastanelerinin SGK’nın patronajı sürecinde ekonomik olarak sırayla batmaları, bir yıl içinde iki kez kanunla kaynak aktarılarak adeta oksijen çadırına alınmaları, bu uygulamanın sürdürülebilir olmadığını göstermektedir. Ülkemizin 3. basamak gelişmiş sağlık hizmeti veren bu referans kurumlarının 3-4 yıl içinde bu  hale getirilmeleri, buralardan hizmet alan hastalarımızın ve o bölgede yaşayan halkımızın sağlığını riske atmaktadır. Üniversite hastanelerinin geriye gitmesi, ekonomik olarak çevrilemez, yatırım yapamaz hale gelmeleri, teknolojilerini yenileyememeleri, personelinin ve hizmet verdiği hastalarının mağdur olması SGK’nın önemsemediği bir sonuç mudur?

 

Üniversite hastanelerine götürü usulü ödemenin makul bir nedeni olabilir mi? Üniversite hastaneleri bağımsız, ekonomik ve yönetimsel olarak birbiriyle hiçbir ortaklığı olmayan kurumlardır. Bu kurumların ortak bir bütçeden birbiri aleyhine para çekmeleri nasıl kabul edilebilir ve hukuken nasıl savunulabilir?

Ayrıca bu taslak tuzaklarla doludur. Çünkü önümüzdeki günlerde Yeşil Kartlıların da sisteme dâhil olmaları bekleniyor. Bu durumda geçen yılın hesabına girmeyen Yeşil Kartlıların tedavi giderleri de SGK tarafından bedavaya getirilecektir. Yine 3 yıldır ödenmeyen trafik kazaları tedavi bedelleri yeni çıkan kanun gereği SGK tarafından ödenecektir. Bu da bir yıl önceki rakamlar üzerinden hazırlanan global bütçeye dâhil edilmektedir. Böylece milyonlarca liralık borçlar da siliniverecektir. Yine Torba Yasa’yla SGK üzerinden üniversite hastanelerine aktarılmasına karar verilen kaynağın, söz konusu sözleşmeyle ilintilendirilmesi de ayrı bir garabet örneğidir. Bu kaynak, tam gün uygulamalarıyla üniversite hastanelerinin mesai dışı çalışmalarından elde edilen özel katkı paylarından uğradıkları zararın karşılanmasına dönük iken, SGK’nın kanun yapıcının kastını aşan bir uygulamayla, adeta bu parayı bir koz gibi kullanması da ilginç. 

 

Global bütçeye esas olan poliklinik hizmet bedellerine göre asgari yüzde 40’lık bir zararımız oluşmaktadır. Yatan hastalar için getirilen 1.09 çarpanıyla yapılacak ekstra ödeme ise zevahiri bile kurtaramamaktadır. Olması gereken 1.3 çarpanıdır. Bu sözleşme uygulamaya konulursa, üniversite hastanelerinin ipi çekilmiş olur.

Sağlığın finansmanında zorluk çekildiği; artan sağlık giderlerinin SGK’yı endişelendirdiği anlaşılabilir bir durumdur. Ama SGK, bunun faturasını üniversite hastanelerine kesmek yerine; “hemşire misafirhanesinde yatırdığı bebekleri yenidoğan yoğun bakımda tedavi edilmiş gibi fatura eden” kurumlara bir el atsa daha fazla tasarruf edebilir diye düşünüyorum.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) mustafa şimşek (danışman)
17.04.2011 21:26:49
SGK'nın, üniversite hastanelerinden aldığı sağlık hizmetlerini götürü bedel üzerinden ödemek üzere bir sözleşme metni hazırlayıp üniversitelere dayatması (yasal olarak zorunlu olmadığı halde)hukuki değildir. Sözleşme iki tarafın isteğiyle imzalanacak bir metindir. Yeni yasal bir düzenleme yapılmadığı sürece (meclis tatilde olduğundan Ağustos ayına kadar imkansız)hiç bir üniversite bu sözleşmeyi imzalamamalıdır. Ayrıca, kamuoyunda bu sözleşmenin kabul edilmesi zorunlu bir gelişme gibi algılatılmaya çalışılmasını anlayamadım.

Saygılarımla
People
0
2) Güner Söyletir (Prof. Dr.)
14.04.2011 17:40:41
Sayın Prof. Dr. Tevfik ÖZLÜ'ye kaleme aldığı yazısı ve üniversitelerin içine düşürüldüğü durumu tartışmamız için yarattığı ortam için cok teşekkür ederim.
SGK odemeleri,SUT,Performans adı altında bir uygulama hayatımıza girdiğinden beri ne acıdır ki Türkiyenin öğretim üyeleri her kurumda paradan ve bununla bağlantılı olarak geleceğine dair endişelerinden başka bir şey konuşmaz hale geldi.
Sayın Prof.Dr.Bülent Duran, sizin yazdıklarınıza ve önerilerinize aynen katılıyorum.Bir öğretim üyesi emekliliğine de yansıyacak şekilde ve daha fazla ne yapabilirim de daha çok performans alabiirim gibi yaklaşımlarla onur zedeleyici bir tutumlar içine sürüklenmeksizin maaş almalı ve yine sizin dediğiniz gibi adı ek ödeme olacaksa bunun bir üst sınırı çizilmek suretiyle hekimleri birbirine düşürmek yolundan bir an önce çıkılmalıdır.
TTBnin 19-20 Nisan eylemi bu nedenle büyük önem taşımakla birlikte yine TTBnin önderliğinde performans yönetmeliğine karşı açılacak olan davaya da destek vermeliyiz.
Buradan üniversite yöneticilerine de seslenmek istiyorum:Lutfen hiçbirimiz SGKnın bu oldu bitti yaklaşımına evet demeyelim,bir kez evet dedikten sonra bizler kendimizi bu yaklaşımın sadece detay sıkıntıları ile boğuşurken buluruz. Lütfen artık bu kez sağlık çalışanları olarak, kendimizi her tür subjektif parametrelerden uzak tutarak birlikte hareket etmeyi becerebilelim
Saygılarımla
People
0
3) Bülent Duran (Prof. Dr)
12.04.2011 17:54:40
Sayın Hocam, performans konusunda yapılan uygulamanın yanlış ve suç unsuru taşır nitelikte olduğunu düşünüyorum. şöyleki bu yasa çıkmadan önce prof. maaşı ve döner sermayemizi alıyor, üstüne de saat 14 ten sonra özel hasta bakarak, özel ameliyat yaparak ek gelir elde ediyorduk. Son derece yanlış bir yaklaşımla bu değiştirildi. Şimdi Öğretim üyelerine performans adı altında, yapılan ameliyat, bakılan hasta, anlatılan ders, yapılan yayın karşılığında maaş dışında bir ücret ödeneceği anlatılmaktadır. Öğretim üyesi maaşını anlattığı ders karşılığında , yaptığı eğitim için zaten almakta, asistan eğitimi için de ayrıca ders ücreti almaktadır. Zaten ücreti ödenen bir işin 2. kez ücretlendirilmesi ne demektir? Yayın yapmaksa zaten öğretim üyeliğinin olmazsa olmazlarından biridir, yapılan yurt dışı yayınlara Tübitak az da olsa destek de olmaktadır. Öğretim üyelerine fazla para = performans vereceğim diyerek zaten verilmekte olan ücretleri , üstelik döner sermayeye doğrudan katkısı olmayan öğretim üyelerine benim ya da doğrudan katkısı olan öğretim üyelerinin sırtından dağıtmak hangi adalet ya da anlayışla uyuşmaktadır? Kadın Hastalıkları ve Doğum Profesörü olarak ders anlatacak, asistan eğitecek, hasta bakacak , ameliyat yapacak olan benim döner sermayeye olan katkımdan nasıl olur da hiç katkısı olmayan örneğin fizyoloji, anatomi,halk sağlığı vb daha çok eklenebilecek anabilim dalları öğretim üyelerine, yayın yaptın, ders anlattın diyerek para dağıtacaksınız? Bunun sayıştay açısından da denetlenmesi gerektiğini düşünüyorum. Baştan beri bu şekliyle performans uygulamasına karşı çıkan bir öğretim üyesi olarak, temel bilimler olmadan tıp fakültesi olamayacağı, orada yapılan işin eğitimin önemli bir ayağı olduğu bu nedenle de performans gibi dolaylı ve bence pek de yasal olmayan yollarla para dağıtmaya çalışmak yerine şu sistemi öneriyorum: Tüm öğretim üyelerinin maaşlarına % 100 artış. Ek olarak sabit bir döner sermaye ödemesi (Örneğin maaşın yarısı kadar)buna ek olarak da çalışan ve daha çok katkı üretenlere ek gelir= gerçek performans. Ek gelir için de örneğin Kadın Doğum için konuşuyorum; aylık 200 hasta muayenesinin üzeri, aylık 10 küçük, 10 orta, 5 büyük ameliyat üzeri operasyon yapanlara yaptıkları her iş için puan hesaplayarak performans ödemek. Örneğin 6000 maaş+3000 TL döner sermaye alan bir profesör ek olarak da çok çalışarak performansı karşılığında tavanı 3000 TL'yi geçmeyecek şekilde bir ücret almalıdır. Şu anda uygulanan, ders, yayın gibi kriterler alınan ücret karşılığında yapılan işler olarak değerlendirilmeli ve tekrar ücretlendirilmemelidir. Temel Bilimler'de çalışanlar da aynı maaşı ve sabit döneri almalıdır. Onlara da ders yükü hesaplanarak ek ders ücreti ödenebilir. Temel Bilimler öğretim üyesi bir profesör ile klinik bilimler üyesi bir profesör aynı maaşı almalı, bu maaş emekliliğe de yansımalıdır. Klinik ve cerrahi dallarda çalışanlar yaptıkları işin riski de gözönüne alınarak ek ödeme= performans almalıdır, bunu hesaplamanın yolunu da yukarda örneklemiştim.Global bütçe uygulaması ile zaten verilmesi hayal olan performans çalışanların sırtından çalışmayanlara para ödemek olmamalıdır. Ya önerdiğim benzeri bir uygulama yapılmalı ya da eskiden olduğu gibi özel muayene ve özel ameliyat serbest bırakılmalı, alınan ücretler azaltılarak, hekime verilen pay arttırılmalıdır. Bu yapılmadığı taktirde çalışanlar teşvik edilmemiş olacak ve bu da özveriyle işlerini yapan öğretim üyelerinde hayal kırıklığı yaratarak performans düşüklüğüne neden olacaktır. Sağlıkta dönüşüm, performans biran önce terkedilmelidir. 19-20 Nisan TTB'nin önerdiği gibi performansa hayır demek için iyi bir fırsat olacaktır, tüm hekim dostlara sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
People
0
4) ha (dr)
11.04.2011 10:19:01
doktor camiasını özel, kamu, üniversite, aile hekimliği vb sınıflamalardan ve sağlıkta reform safsatasını savunmaktan vazgeçin. geçmişteki bölünmüşlüğü bugünde sağlamaya çalıştığınıza göre bakanla kanka veya yandaşı olmalısın. editör lütfen yayınlayın, yanlı davranmayın
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
20/09-20/09 7. Geriatri Günleri GERİATRİ İZMİ
19/09-22/09 14. Ulusal Genç Yaşam ve 4.Klinik Romatoloji Kongresi ROMATOLOJİ KIBR
19/09-22/09 16. Ege Romatoloji Günleri ROMATOLOJİ İZMİ
19/09-22/09 16. Metabolik Sendrom Sempozyumu BESLENME... MUĞL
20/09-22/09 5. Klinik Embriyoloji Derneği Kongresi HİSTOLOJİ... İZMİ
21/09-24/09 Dünya Gastroenteroloji Kongresi 2019 GASTROENT... İSTA
25/09-27/09 4. Ulusal Çocuk Genetik Kongresi ÇOCUK... ANKA