YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Sağlık Yönetiminde Kimler Karar Verici? Uz. Dr. Ülkümen RODOPLU

Avrupa Acil Tıp Derneği II. Başkanı

Uz. Dr. Ülkümen RODOPLU

05.06.2006, Pazartesi

Tüm Yazıları
15 Mayıs 2006 tarihinde yürürlüğe giren Maliye Bakanlığı Bütçe Uygulama Talimatları’na göre birçok ilacın yazılmasında ve ödenmesinde ciddi kısıtlamalar getirildi.
Bu kısıtlamalardan birine yakından bakalım:
Emekli Sandığı, SSK, Bağ-Kur ve yeşil kart sahibi olan vatandaşlardan kolesterol düşüren ilaçlara gereksinim duyan hastalar için LDL-Kolesterol seviyesinin 160 mg/dL, Trigliserid seviyesinin de 300 mg/dL üzerinde olması gerekmektedir. Ancak, bu noktada iki ciddi sorun ortaya çıkmaktadır: Birincisi, LDL-Kolesterol seviyesinin 130 ve üzerinde olduğu birçok durumda ilaçla tedaviye başlanması gerekmektedir. İkincisi de 160 mg/dLüzerinde olan ve tedaviye başlayan hastalarda belli bir süre sonra LDL-Kolesterol seviyesi düşmektedir. Bu durumda da ilaca normal koşullarda ve bilimsel veriler ışığında uzun süreli devam etmek gerekmektedir. Şöyle ki, ilaca başladıktan 3 ay sonra yapılan kontrollerde seviye 160 altına düşmüşse tedavi sonlandırılmaz. Hastalar ilacı kullanmaya uzun süre devam etmelidir. Özellikle koroner arter hastalarında, diyabetlilerde ve hipertansiyonu olanlarda ömür boyu kullanımı gerekebilmektedir.

Hata nerede?
Sağlık yönetiminde yapılan yanlışlıkların en önemli nedeni, uygulamaların bilimsel verilere dayandırılmadan yapılmasıdır. Alınan kararların birçoğunda günlük politikalar dikkate alınmakta, bilimsel derneklere, üniversitelerde yapılan çalışmalara ve dünyadaki örneklere hiç başvurulmamaktadır. Son değişikliğin de IMF yetkililerinin sağlık ve ilaç harcamalarındaki tasarruf isteği sonucunda yapıldığı bilinmektedir. Ülkemizdeki insan sağlığının bundan 10, 20 ve hatta 50 yıl sonra nasıl olacağı öngörülemediği gibi, şimdiden ne gibi tedbirler alınması gerektiği hiç düşünülmemektedir.

Ölümlerin yüzde 45’i kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır:
Türkiye’de, hastalıklardan kaynaklanan ölümlerin yüzde 45’inin kalp ve damar hastalıklardan kaynaklandığını biliyoruz. Geçtiğimiz aylarda düzenlenen Uluslararası Kardiyoloji Kongresi’nde, ülkemizde her 3 kişiden birinin koroner kalp hastası olduğu belirtildi. Kalp ve damar hastalıkları, günümüz modern toplumlarını tehdit eden ve en sık görülen hastalıktır. Gelişmiş toplumlarda hastalıktan ölenlerin yüzde 45’inin kalp ve damar hastalıklarından dolayı hayatlarını kaybettiğini beliyoruz.

Kalp ve damar hastalıklarında riski arttıran faktörlere göz atalım:
1. Yaş faktörü. Hastalığın en büyük risk unsurlarındandır. Kadınlarda 65, erkeklerde ise 45 yaşın üzerindekilerde risk artar. Kalp hastalıkları erkeklerde kadınlara göre daha sık görülmektedir.
2. İkinci risk faktörü genetik unsurlardır. Eğer anne, baba, kardeş gibi birinci dereceden akrabalarda kalp hastalığı olan, ani ölüm, felç geçiren varsa o kişide de risk artar ve mutlaka düzenli olarak kontrol altında olması gerekir.
3. Şeker hastalığı.
4. Yüksek kolesterol.
5. Yüksek tansiyon olan kişilerde de risk fazladır.
Aşırı kilo, hareketsizlik, stres, sigara ve alkol kullanımı da kalp ve damar hastalıklarında riski arttıran faktörlerdir. Ani ölümlerin de yüzde 90’ı kalp ve damar hastalıklarından kaynaklanmaktadır. Bu konuyla direkt ilintili olan bir başka gerçek te şudur: Türkiye’de yapılan sağlık araştırmalarında her 3 kişiden birinde hipertansiyon hastalığı olduğu ortaya çıkmıştır.
ABD’de nüfusun yüzde 29’u, Avrupa’da yüzde 44’ü, Türkiye’de ise yüzde 31.8’i hipertansiyon hastasıdır. Tansiyon hastaları mutlaka düzenli olarak kontrol altında olmalıdır.
Yukarıda sıraladığım risk faktörlerini ortadan kaldıramadığımız takdirde önümüzdeki 10 yıl içerisinde kalp ve damar hastalıkları sonucunda ölen kişi sayısı artacaktır.

Son söz
IMF, hükümet yetkilileri ile yaptığı son gözden geçirme toplantısında, sağlık harcamalarında 1.5 milyar dolar tasarruf yapılmasını istedi. Bu tasarrufun gerçek anlamda tedaviye gereksinim duyan hastalardan başlanması çok düşündürücüdür. Tüm Türkiye’de sayıları süratle artan “özel” dal merkezleri ve devletin zaman geçirmeden borçlarını günü gününe ödediği “çok özel” hastanelerin bu tasarruf alanının dışında olduğunu görmekteyiz. Bugün, kolesterol düşüren ilaçların bedellerini ödemekten kaçınan devlet, ileride çok daha büyük sağlık giderleriyle karşı karşıya kalmamıza neden olacaktır. Bu bedeli ödeyecek olan kim? Ne dersiniz?
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
20/09-20/09 7. Geriatri Günleri GERİATRİ İZMİ
19/09-22/09 14. Ulusal Genç Yaşam ve 4.Klinik Romatoloji Kongresi ROMATOLOJİ KIBR
19/09-22/09 16. Ege Romatoloji Günleri ROMATOLOJİ İZMİ
19/09-22/09 16. Metabolik Sendrom Sempozyumu BESLENME... MUĞL
20/09-22/09 5. Klinik Embriyoloji Derneği Kongresi HİSTOLOJİ... İZMİ
21/09-24/09 Dünya Gastroenteroloji Kongresi 2019 GASTROENT... İSTA
25/09-27/09 4. Ulusal Çocuk Genetik Kongresi ÇOCUK... ANKA