YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Yıl 2010, Adli Tıp-Eski Tas Eski Hamam Prof. Dr. Yasemin BALCI

Muğla Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Prof. Dr. Yasemin BALCI

25.01.2010, Pazartesi

Tüm Yazıları
Yıllarca nitelikli, çağdaş adli tıp hizmetleri, özerk ve bağımsız bilirkişilik için söylenmedik şey kalmadı. Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu Müfettişleri de durumu gördüler. Bir şeylerin değişeceğini bekledik, hâlâ bekliyoruz. Yine periferde işler adli tıp şube müdürlükleri aracılığıyla adliye binaları içinde yürüyor. Sağlık Bakanlığı bünyesindeki adli tıp birimlerinde çalışan uzmanlar Biz de adli tıp uzmanıyız, işimizi seviyoruz, en azından kendi hastanemize gelen adli nitelikli olguların rapor sürecini tamamlayabiliriz diye tabiri caizse çırpınıyorlar. Yine merkezde bir iki kişinin hazırladığı dosyalar çok imzalı hale getirilerek çıkarılmaya çalışılıyor. Üniversitelerde durum yine aynı, düzenledikleri raporlar bir de adli tıp şube müdürlüğünden geçirilmeye devam ediyor. Hatta aynı zamanda ek görevli adli tıp şube müdürü olan öğretim üyelerinin bazıları, üniversitede raporunu düzenledikleri bir olgunun raporunu bir de şubede yazmak zorunda kalmakta ki, bunlara traji-komik demekten başka bir şey aklıma gelmiyor. Hizmetin yaygınlaştırılması ve paylaşılmasından bu kadar korkulan başka bir alan görmedim. Adli tıp uzmanları hastanelerde diğer uzmanlar gibi çalışmaya istekliler. Ancak mecburi hizmet atamaları için Sağlık Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı (Adli Tıp Kurumu) arasında yazılı olmayan bir protokol olduğunu yapılan toplantılarda öğrendik. Dolayısıyla mecburi hizmet kadroları Adli Tıp Kurumu uç birimleri şeklinde açıklanıyor. Kuvvetler ayrılığına, hizmetin farklı birimlerde sunulmasına karşı niçin bu kadar direnç olduğunu anlamış değilim. YÖK ve Sağlık Bakanlığı da bu durumdan hiç rahatsız olmuyor. yirmi yıldır adli tıp birimlerinde çalışan birisi olarak akıl sır erdiremiyorum. Hizmete katılıp uygulama yapmayacaklar eğitim de veremezler. Çünkü adli tıp uygulamalı bir eğitim. O zaman bu ana bilim dalları kapatılsın daha iyi.

Otopsi hizmetlerinin niteliği açısından genelgeler çıkarıldı. Bir araştırma yapsak, adli nitelikli ölümlerin ne kadarında genelge hükümlerine uyuldu, durum ortaya çıkacak ama araştırmaya izin verilirse.

Diğer yandan Tıpta Uzmanlık Yönetmeliği çerçevesinde çekirdek müfredat, rotasyonlar vb. konular tartışılıyor. Adli tıp uzman ve akademisyenlerinin üstünde neredeyse bir ölü toprağı var. Kimse konuyu tartışmak bile istemiyor. Tartışsak ne olacak? Ne işe yarayacak?" düşüncesi var. Keza mevcut uygulamaya göre bu eğitimlere hiç gerek yok. Raporlara öykü yazma, ayrıntılara önem verme gerekmiyor. Sonuca odaklı kısa raporlarla işi bitirebiliyoruz. Ölümlü olgular için de, önemli kısmını açmadan kapatıyoruz. Açsak da önemli değil, bilsek de önemli değil, bilmesek de. Koyarız kavanoza bir yere göndeririz. Gaf da yapsak önemli değil, nasıl olsa biri düzeltir. Ekip hizmeti gerektiren olgularda bile var olan bu yaklaşımı düzeltebilmek mevcut işleyiş içinde mümkün görülmüyor.

Özlük hakları ve uzmanlık alanının itibarı ile ilgili sorunlar devam ediyor.

Tek başına bir konuyu ele alıp cennet yaratmak mümkün değil. Adli tıp yapılanması-eğitim ve özlük hakları birbirine göbek bağıyla bağlı. Hiç olmazsa adli tıp uzmanlığının geleceği adına beyinlerimizdeki şablonları değiştirmek zorundayız.

Özlük hakları ile ilgili yazdığım köşe yazılarından sonra pek çok geri bildirim gelmişti. Durumun daha iyi fark edilmesi için bunlardan bazılarını sunmaya devam ediyorum.

İllerde uygulamada ve ücretlendirmede ortaya çıkan trajikomik olayları toplayabilsek, müthiş bir kitap çıkar ortaya. Benim çalıştığım ilde hafta sonu ve mesai sonrası ölü muayenesi ve otopsi fark etmeksizin sarf kararında doktora sadece 28.5 TL yazılıyor. Bundan yaklaşık bir yıl önce hafta sonu nöbetlerinde bir otopsi ve bir de ölü muayenesi için savcı beylerle hareket halinde iki doktor sürekli nöbet halindeydik. Birimiz otopsi yaparken, diğerimiz keşif-ölü muayenesi için bir araçta hareket halinde oluyorduk. Bu esnada, hava sıcaklığı 40 derece iken konforu sıfır, sadece ön tarafta oturan savcı ve şoförü soğutacak şekilde kliması olan minibüs tarzında bir arabada hoplaya zıplaya, terden sırılsıklam, dağ bayır, hastane demeden dolaşılırdı. Üstelik yapılan ölü muayeneleri için savcı beyler, "…canım bu doktor otopsi yapmıyor ki, imza atıyor neden ona ücret yazalım?" derlerdi.

şimdi daha kötü, ölü muayenesi ve otopsi fark etmez, hafta sonları tek doktor nöbet tutuyoruz. Aşağıda bir sarf kararı örneği var.

Cumhuriyet savcısı 28,5 TL
Adli tıp uzmanı 28,5 TL
Otopsi yardımcısı 40,0 TL
(Savcılıktan temin edilen cesedi evirip çeviren eleman)
Otopsi teknisyeni 60,0 TL
(Cesedi açan, toplayıp diken, otopsi salonunu temizleyen eleman)
Savcıdan savcıya uygulama farkı var. Bazıları cesedi olay yerinden otopsi için morga kaldırtır. Tek bir sarf kararı yazar. Bazıları da böyle bir durumda ölü muayenesi ve otopsi için iki sarf kararı yazar. Keyşyet yasa ile savcı ya da hâkime bırakılmış ne de olsa. Bu koşullarda çalışıyorsak bu alana gönül verdiğimiz, iş arkadaşlarımızı, astlarımızı, üstlerimizi sevdiğimiz, problem çıkarmak istemediğimiz içindir. Ama bunu da birilerinin görmesi gerek."

Bunları bilen kaç kişi adli tıp uzmanı olmak ister ki? Ben yine de genç arkadaşlara, adli tıp alanının ülkemizde gelişmeye açık bir alan olduğunu ve bu sorunların da ortak akılla ortadan kalkacağını beklediğimizi söylüyorum.
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)