Kadın doğumcuların Down Sendromu kabusu: 10 Tl’lik gebe muayene ücreti, bizler milyonlarca liralık davalarla karşı karşıyayız
Kadın doğum uzmanları devletin gebe için verdiği 10 Tl muayene ücretine karşılık, milyonlarca liralık tazminat davasıyla uğraşmak zorunda kalıyor.
Kadın doğumcuların Down Sendromu kabusu: 10 Tl’lik gebe muayene ücreti, bizler milyonlarca liralık davalarla karşı karşıyayız
16 Temmuz 2021 15:50 -

MEDİMAGAZİN-Türk Jinekoloj ve Obstatrik Derneği Başkanı Prof.Dr.Ateş Karateke  Down sendromunun taraması için güncel kullanılan tarama testlerinin bu olguları anne karnında erken gebelik haftalarında belirleme oranlarının yeterli olmadığını belirtti.

Kesin tanı amniosentez, korion villus örneklemesi ile konulcağını belirten Prof.Dr.Karateke “Fakat bu testlerin bebeğin kaybı gibi ağır komplikasyonları olabilir. Bu nedenle noninvazif tarama testleri ikili, üçlü, dörtlü testler tüm dünyada Down sendromlu bebekleri anne karnında tespit edebilmek amacı ile kullanılmaktadır. Fakat bu testlerin Down sendromlu bebekleri  belirlemedeki güvenilirlikleri her zaman hekim ve gebe arasında problemlere sebep olacak oranda düşüktür. Ayrıca bu testlerin sonuçlarını yani risk oranlarını gebelere anlatmakta ve anladıklarından emin olunmasında  hekimler olarak güçlüklerle karşılaşmaktayız. Perinatoloji hekimleri tarafından bu amaçla  yapılan ikinci düzey ultrasonografide kadın doğum hekimlerinin bu zorluklarını azaltmamaktadır” dedi.

Bu koşullar altında kadın hastalıkları ve doğum hekimlerinin oluşumuna herhangi bir etkisi olmadığı genetik anomalili bebekler için çok sayıda dava ile karşılaşmakta olduğunu beliren Prof.Dr.Karateke “Hekimler ciddi tazminatlarla cezalandırılmaktadır. Devlet kurumları bir gebe muayenesi için hekime yalnızca 10 Tl öderken, Down sendromlu bebek doğumu sonrası hekimlerimize birkaç milyon Tl bulan tazminatlar mahkemelerce verilmektedir” diye konuştu.

Günümüzde bu gibi sebeplerle kadın hastalıkları ve doğum branşının genç hekimler tarafından tercih edilmediğini belirten Karateke şöyle devam etti:

Ülkemizde Down sendromlu bebek doğurma olasılığı yaklaşık 1/800 dür. Dolayısı ile ülkemizde  bir yılda yaklaşık 1300-1500 down sendromlu bebek doğma olasılığı mevcuttur. Bu bebekleri anne karnında doğmadan bulmak ve gebeliği sonlandırma seçeneğini ailelere vermek için binlerce kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, yüzlerce perinatoloji uzmanı  çalışmakta,  SGK kaynakları bu amaçla harcanmaktadır. Bu bebekleri anne karnında tespit etmek için kullanılan ikili, üçlü, dörtlü testler  ve ikinci düzey renkli doppler ultrasonografik tetkikler  bu bebeklerin önemli bir bölümünü bu testlerin doğasında olan hassaslık problemleri nedeni ile belirleyememektedir.

Bu sebeplerle modern tıbbın hata payı hemen hemen çok az olan  anne kanından tesbit edilen bebek  DNA sı  ile tarama yöntemi  ülkemiz açısından Down sendromu taraması yaptırmak isteyen gebe hanımlar için en uygun yöntem olduğunu düşünüyoruz. Fetal serbest DNA  yöntemini Down sendrom taraması isteyen aileler için ilk aşamada yapılmasını öneriyoruz. Kesin tanı testinin amniosentez veya korion villus biopsisi ile örneklerle yapılacağını tekrar vurguluyoruz. Bu amaçla TJOD olarak anlaşılır kısa  aydınlatılmış onam hazırladık en kısa zamanda camiamızın olurlarına sunacağız.

Bu stratejimizle hekimlerimiz daha az dava edilecek, hastalarımızda oluşan risk belirlemlerdeki kafa karışıklıkları anlamadım bahaneleri ortadan kalkacak ve Down sendromlu bebek doğma olasılığı asgariye inecektir.

Ayrıca ülkemizde akraba evliliklerine bağlı tek gen hastalıkları özellikle SMA, Kistik fibrozis, ve hemofili taramasınında yapılması mümkün olacaktır. Anne kanında bakılana serbest fetal DNA testinin SGK  kapsamına alınması  hasta mağduriyeti, hekimin hatasız sorumluluk ve cezalandırılmasını , ülkemiz kaynaklarının risk belirlemek için anlaşılmayan  ikili, üçlü, dörtlü testlere lüzumsuz harcanmasını önleyeceği gibi bu bebeklerin doğumu sonrası ailelere ve devletimize  olan yükünü azaltacaktır.

 

 

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
12
1) Semih (Hızıroğlu)
23.07.2021 14:05:38
Sayın Ateş Karateke hepimizin yıllardır bildiği bir sorunu tekrar dile getirmiş. TJOD olarak da, çok geç kalınmış olsa da, (bence kısmi) bir çözüm önerisi sunmuş:

1- TJOD hastalar tarafından anlaşılacak bir onam formu hazırlayacakmış.
2- Bir öneri olarak, her gebe için fetal DNA testi’nin SGK kapsamına alınması sağlanmaya çalışılacakmış.

Kuşkusuz bunlar geç de olsa hiç yoktan iyi denebilecek girişimlerdir. Ancak eksiktir.

1- Konuya bütüncül yaklaşıp ana çerçeveyi çizmek TJOD’un yıllardır yerine getirmediği bir görevdir. Bu ana çerçeve gebelik takibinde mutlaka yapılması gerekenleri belirlemektir. Ultrason muayenelerinde haftalarına, aylarına göre bakılması gerekenler, mutlaka yapılması gereken testler, hastaların tercihine bırakılabilecek testler, tansiyon, ödem, kilo, NST, vb gibi her muayenede yapılması (ya da yapılmaması) önerilenler, vs.

Bu şekilde hangi hasta hangi doktora giderse gitsin asgari yapılması gerekenler yapılmış ya da yapılması hastaya teklif edilmiş olacaktır. Böylelikle gebelik takibinin de yasal açıdan objektif değerlendirilebilmesine olanak tanıyıp, bilirkişilerin keyfiyetine kalmayacaktır. Örneğin 35 yaş üzeri amniosentez ya da fetal serbest DNA mecbur mudur; ikili mi, üçlü mü, dörtlü mü, serbest fetal DNA’mı, hepsi mi, ikisi mi, biri mi istenecektir, her yaşta mı istenecektir yoksa yaş sınırları var mıdır; 24-28 hafta arası şeker yükleme mutlaka istenmeli midir; 18-22 hafta perinatoloji muayenesi standart mıdır; vb. Bunlar yasal açıdan muhatab alınacak tek ve üst örgütümüz TJOD tarafından netleştirilmediği sürece her mahkeme, her bilirkişi kafasına ve kendi bilgisine, görüşüne göre karar verecektir, çünkü başka çareleri, dayanakları yoktur. Bu ana çerçeveyi çizmek ve günün gereklerine göre sürekli güncellemek TJOD’un en önemli görevlerinden biri olmalıdır aslında. TJOD bilimsel kriterlere dayanarak tüm kadın doğumcular için ortak bir anlayış ortaya koyabilmeli ve ortak ses olabilmelidir.

Hatta TJOD, belirlediği protokolleri Sağlık Bakanlığı’nın da bilgisine ve onayına sunmalı, gerekirse birlikte çalışarak bu protokolleri oluşturmalıdırlar. Sağlık Bakanlığı da bu konuda yasal olarak gereken yasa, yönetmelik, genelge, vs çıkarılmasını sağlayarak destek vermeye ikna edilmelidir.

Sonuçta TJOD’un belirlediği protokolleri eksiksiz uygulayan doktorlar sorumsuz, uygulamayanlar sorumlu olacaktır. Kimin neye göre neyle suçlanacağını, suçlananlar da, suçlayanlar da, mahkemeler de, bilirkişiler de tartışmaya mahal vermeyecek şekilde bilmelidirler ki doğru kararlar verilebilsin. Hata var mı yok mu mümkün olan en net biçimde belirlensin.

2- Doktoru önerdiği halde TJOD’un standart protokollerine uymayan, uymak istemeyen hastaların kendileri sorumlu olacak, doktorun sorumluluğu kalmayacak. Bu yüzden önerildiği halde gereğini yaptırmayan, yaptırmak istemeyen hastalardan yazı ve imza alınacak.

Hepimiz çok iyi biliriz ki gebeyken “Allah ne verdiyse bizim kabulümüzdür”, “Kötü bir sonuç gelse bile biz zaten hiçbir durumda bebeğimizi aldırmayacağımız için bu testleri yaptırmamıza da gerek yok” diyen tevekkül abideleri, doğum sonrası gerçekten kötü bir sonuçla karşılaştıklarında söyledikleri bütün o sözleri yutup canavar kesilmekte ve sizi ölümüne cezalandırmak ve para koparmak için yanıp tutuşur hale gelmektedirler. O yüzden işi lafta bırakmayıp yazı ve imza almak çok önemlidir.

3- Ama gelgelelim bu yazı ve imza alma işi öyle her zaman da kolay olmamaktadır. Hele muayenehanelerde… Bunlar için de bir hal yolu bulunmalıdır.
Yazı ve imza vermek istemeyenler, vermeyenler için de, bu hastaların önerilen testleri yaptırmadığına ve imza da vermediklerine dair, artık o zaman hangisi yasayla tesbit edilmişse, İl Sağlık Müdürlüğü, Tabip Odası, TJOD gibi kurumsal bir yapının ilgili birimine derhal vakit geçirmeden şikayet edilmeli ve yazılı bildirimde bulunulmalıdır. İlgili kurum bildirilen hastaya ulaşıp gerçekten istemediğini teyit edip kayıt altına almalıdır. Böylelikle sorumluluk doktordan hastaya geçmiş olacaktır.

Hatta zorluk çıkarmayıp imza atan hastalar bile ilgili kuruma bildirilmelidir ki olay vuku bulursa o imza benim değil diye kıvırma şansları kalmasın.

Devlet hastaneleri ya da özel hastanelerde çalışan meslektaşlar da imza alınamadığını çalıştıkları kurumların başhekim, yönetici vb yetkililerine bir tutanakla bildirecek, o yetkililer de yine resmi kurumlara bu durumu ileteceklerdir.

Bu sıkıntıların hepsi günlük uygulamada hepimizin çok sık karşılaştığı ve bizi ne yapacağımızı bilemez duruma getiren sıkıntılardır.

Bence yaptırım gücü itibarıyla bildirim yapılması gereken esas kurum İl Sağlık Müdürlüğü olmalıdır.

Alo bilmemne ile okuma yazma bilmezlerin bile doktorları anında şikayet edebilmeleri bu derecede kolaylaştırılmışken, bir doktorun, önerdiği zorunlu bir muayeneyi, bir testi kabul etmeyip bunun için de imza atmaktan imtina eden ve sorun çıktığında kendini haksız yere milyonlarca lira tazminata mahkum ettirme potansiyeli taşıyan bir hastasını bildirebileceği bir kurum nasıl olmaz?

Ama bizde hiçbir kurum bugüne kadar böyle bir çaba ve sorumluluk göstermediği için bu kör dövüşü sürüp gitmekte, her koyun kendi bacağından asılmakta, başına gelen perişan, gelmeyen korkuyla yaşar olmaktadır.

4- Bu arada Sayın Başkan’ın açıklamasında “Perinatoloji hekimleri tarafından bu amaçla  yapılan ikinci düzey ultrasonografide kadın doğum hekimlerinin bu zorluklarını azaltmamaktadır” gibi bir cümle dikkatimi çekti. Yanlış mı okudum diye tekrar baktım. Belki de yanlış yazıldı bilemiyorum. İkinci düzey USG bu konuda bir fayda sağlamıyor demek değil mi bu? Eğer açıklama gerçekten böyleyse o zaman gebeleri hiç olmazsa bir kez de perinatologa muayene ettirmenin ne faydası var? Sadece kolu bacağı tam mı diye bakılacak yani perinatolojide? Down’un sekonder belirteçlerini standart kadın doğumculara göre daha net görmeleri ve bir parça da olsa riski azaltmaları gerekmez mi?

***

Dolayısıyla meslek örgütümüz olan TJOD, hiç yoktan iyi olsa bile böyle bölük pörçük önlemlerle tedbir almaya çalışacağına, konuya kapsamlı yaklaşıp gebelikle ilgili bilimsel ve yasal net bir takip tedavi protokolü hazırlaması gerekir. Parça parça ele alınan her sorun zaten bütüncül bir protokolun içinde kendini bulacaktır. Tüm meslektaşlar da neyi yapmaları neyi yapmamaları gerektiği konusunda netleşmiş bilgilerle, endişesiz, korkusuz olarak işlerini yaparlar.
People
19
2) Zeki yalçınoğlu (Kadın doğum uzmanı )
22.07.2021 13:40:19
Yaptığım yorumu yayınlamadınız. Şüphelerim vardı ama artık eminim siz bu devrin adamsınız.Artık sizi takip etmeyeceğim ve çevremde bu tutumunuz anlatacağım. Devirin değişmesine az kaldı....
People
26
3) Hakan (Dr)
21.07.2021 00:33:18
Zannedersin down sendromlu bebeği Allah yaratıp kendisi doğurmadı da doktor yaparken yanlış yaptı ki hatalı bir malı bedavaya aldınsa nasıl dava açarsın
İnsanlar şaşırmış
Hukuk şaşırmış
People
30
4) Zeki yalçınoğlu (Kadın Doğum Uzmanı )
19.07.2021 22:47:55
52 yaşında emekliligi hakettim ve bir gün bile beklemeden ayrıldım.Artık sokakta bile gebe görmek istemiyorum.Kalanlara başarılar...
People
9
5) Kelaynak (Dr)
17.07.2021 16:05:14
Hocam, kıytırık adamlar ve kadınlar çocuk sahibi olmasın. Ortalama 1000-1500 dolara yurtdışına gönderilip yapılıyor bu testler. 1000 dolar bu işe harcayacsk parası olmadan çocuk sahibi olmaya kalkan kitipiyozler çocuk yapıp bakamayacak demektir. Yapmasınlar.
People
3
6) Semih Hızıroğlu (Kadın Doğum Uzmanı)
17.07.2021 15:43:07
Sayın Ateş Karateke hepimizin yıllardır bildiği bir sorunu tekrar dile getirmiş. TJOD olarak da, çok geç kalınmış olsa da, (bence kısmi) bir çözüm önerisi sunmuş:

1- TJOD hastalar tarafından anlaşılacak bir onam formu hazırlayacakmış.
2- Bir öneri olarak, her gebe için fetal DNA testi’nin SGK kapsamına alınması sağlanmaya çalışılacakmış.

Kuşkusuz bunlar geç de olsa hiç yoktan iyi denebilecek girişimlerdir. Ancak eksiktir.

1- Konuya bütüncül yaklaşıp ana çerçeveyi çizmek TJOD’un yıllardır yerine getirmediği bir görevdir. Bu ana çerçeve gebelik takibinde mutlaka yapılması gerekenleri belirlemektir. Ultrason muayenelerinde haftalarına, aylarına göre bakılması gerekenler, mutlaka yapılması gereken testler, hastaların tercihine bırakılabilecek testler, tansiyon, ödem, kilo, NST, vb gibi her muayenede yapılması (ya da yapılmaması) önerilenler, vs.

Bu şekilde hangi hasta hangi doktora giderse gitsin asgari yapılması gerekenler yapılmış ya da yapılması hastaya teklif edilmiş olacaktır. Böylelikle gebelik takibinin de yasal açıdan objektif değerlendirilebilmesine olanak tanıyıp, bilirkişilerin keyfiyetine kalmayacaktır. Örneğin 35 yaş üzeri amniosentez ya da fetal serbest DNA mecbur mudur; ikili mi, üçlü mü, dörtlü mü, serbest fetal DNA’mı, hepsi mi, ikisi mi, biri mi istenecektir, her yaşta mı istenecektir yoksa yaş sınırları var mıdır; 24-28 hafta arası şeker yükleme mutlaka istenmeli midir; 18-22 hafta perinatoloji muayenesi standart mıdır; vb. Bunlar yasal açıdan muhatab alınacak tek ve üst örgütümüz TJOD tarafından netleştirilmediği sürece her mahkeme, her bilirkişi kafasına ve kendi bilgisine, görüşüne göre karar verecektir, çünkü başka çareleri, dayanakları yoktur. Bu ana çerçeveyi çizmek ve günün gereklerine göre sürekli güncellemek TJOD’un en önemli görevlerinden biri olmalıdır aslında. TJOD bilimsel kriterlere dayanarak tüm kadın doğumcular için ortak bir anlayış ortaya koyabilmeli ve ortak ses olabilmelidir.

Hatta TJOD, belirlediği protokolleri Sağlık Bakanlığı’nın da bilgisine ve onayına sunmalı, gerekirse birlikte çalışarak bu protokolleri oluşturmalıdırlar. Sağlık Bakanlığı da bu konuda yasal olarak gereken yasa, yönetmelik, genelge, vs çıkarılmasını sağlayarak destek vermeye ikna edilmelidir.

Sonuçta TJOD’un belirlediği protokolleri eksiksiz uygulayan doktorlar sorumsuz, uygulamayanlar sorumlu olacaktır. Kimin neye göre neyle suçlanacağını, suçlananlar da, suçlayanlar da, mahkemeler de, bilirkişiler de tartışmaya mahal vermeyecek şekilde bilmelidirler ki doğru kararlar verilebilsin. Hata var mı yok mu mümkün olan en net biçimde belirlensin.

2- Doktoru önerdiği halde TJOD’un standart protokollerine uymayan, uymak istemeyen hastaların kendileri sorumlu olacak, doktorun sorumluluğu kalmayacak. Bu yüzden önerildiği halde gereğini yaptırmayan, yaptırmak istemeyen hastalardan yazı ve imza alınacak.

Hepimiz çok iyi biliriz ki gebeyken “Allah ne verdiyse bizim kabulümüzdür”, “Kötü bir sonuç gelse bile biz zaten hiçbir durumda bebeğimizi aldırmayacağımız için bu testleri yaptırmamıza da gerek yok” diyen tevekkül abideleri, doğum sonrası gerçekten kötü bir sonuçla karşılaştıklarında söyledikleri bütün o sözleri yutup canavar kesilmekte ve sizi ölümüne cezalandırmak ve para koparmak için yanıp tutuşur hale gelmektedirler. O yüzden işi lafta bırakmayıp yazı ve imza almak çok önemlidir.

3- Ama gelgelelim bu yazı ve imza alma işi öyle her zaman da kolay olmamaktadır. Hele muayenehanelerde… Bunlar için de bir hal yolu bulunmalıdır.
Yazı ve imza vermek istemeyenler, vermeyenler için de, bu hastaların önerilen testleri yaptırmadığına ve imza da vermediklerine dair, artık o zaman hangisi yasayla tesbit edilmişse, İl Sağlık Müdürlüğü, Tabip Odası, TJOD gibi kurumsal bir yapının ilgili birimine derhal vakit geçirmeden şikayet edilmeli ve yazılı bildirimde bulunulmalıdır. İlgili kurum bildirilen hastaya ulaşıp gerçekten istemediğini teyit edip kayıt altına almalıdır. Böylelikle sorumluluk doktordan hastaya geçmiş olacaktır.

Hatta zorluk çıkarmayıp imza atan hastalar bile ilgili kuruma bildirilmelidir ki olay vuku bulursa o imza benim değil diye kıvırma şansları kalmasın.

Devlet hastaneleri ya da özel hastanelerde çalışan meslektaşlar da imza alınamadığını çalıştıkları kurumların başhekim, yönetici vb yetkililerine bir tutanakla bildirecek, o yetkililer de yine resmi kurumlara bu durumu ileteceklerdir.

Bu sıkıntıların hepsi günlük uygulamada hepimizin çok sık karşılaştığı ve bizi ne yapacağımızı bilemez duruma getiren sıkıntılardır.

Bence yaptırım gücü itibarıyla bildirim yapılması gereken esas kurum İl Sağlık Müdürlüğü olmalıdır.

Alo bilmemne ile okuma yazma bilmezlerin bile doktorları anında şikayet edebilmeleri bu derecede kolaylaştırılmışken, bir doktorun, önerdiği zorunlu bir muayeneyi, bir testi kabul etmeyip bunun için de imza atmaktan imtina eden ve sorun çıktığında kendini haksız yere milyonlarca lira tazminata mahkum ettirme potansiyeli taşıyan bir hastasını bildirebileceği bir kurum nasıl olmaz?

Ama bizde hiçbir kurum bugüne kadar böyle bir çaba ve sorumluluk göstermediği için bu kör dövüşü sürüp gitmekte, her koyun kendi bacağından asılmakta, başına gelen perişan, gelmeyen korkuyla yaşar olmaktadır.

4- Bu arada Sayın Başkan’ın açıklamasında “Perinatoloji hekimleri tarafından bu amaçla  yapılan ikinci düzey ultrasonografide kadın doğum hekimlerinin bu zorluklarını azaltmamaktadır” gibi bir cümle dikkatimi çekti. Yanlış mı okudum diye tekrar baktım. Belki de yanlış yazıldı bilemiyorum. İkinci düzey USG bu konuda bir fayda sağlamıyor demek değil mi bu? Eğer açıklama gerçekten böyleyse o zaman gebeleri hiç olmazsa bir kez de perinatologa muayene ettirmenin ne faydası var? Sadece kolu bacağı tam mı diye bakılacak yani perinatolojide? Down’un sekonder belirteçlerini standart kadın doğumculara göre daha net görmeleri ve bir parça da olsa riski azaltmaları gerekmez mi?

***

Dolayısıyla meslek örgütümüz olan TJOD, hiç yoktan iyi olsa bile böyle bölük pörçük önlemlerle tedbir almaya çalışacağına, konuya kapsamlı yaklaşıp gebelikle ilgili bilimsel ve yasal net bir takip tedavi protokolü hazırlaması gerekir. Parça parça ele alınan her sorun zaten bütüncül bir protokolun içinde kendini bulacaktır. Tüm meslektaşlar da neyi yapmaları neyi yapmamaları gerektiği konusunda netleşmiş bilgilerle, endişesiz, korkusuz olarak işlerini yaparlar.
People
12
7) Op. Dr. Bülent Potur (Emekli Kadın Doğum )
17.07.2021 13:17:00
Ateş Hocam, Down Sendromunun sebebi nisaiyeci değildir. Gebelik oluşmadan önce meiosis sırasında kromozom ayrılmamasına sebep olan etkenlerden kendini koru(ya)mayan ana-baba adaylarıdır. İleri yaş gibi kromozom anaomalisi gibi diğer riskler olabileceğini düşünüp bunu öğrenip araştırmayan, birkaç yerden fikir almayan kendileridir.
Öte yandan Down sendromu bir hastalık da değildir. Hayat ile kabili telif bir farklılıktır. Liseyi bitiren topluma katılan, Dünya şampiyonu olabilecek Down sendromlu çocuklarımız vardır. Yasal Tahliye denilen düşük mevzuatımız intrauterin olarak tanısı konulan Down sendromlu gebeliklerin sonlandırılmasına izin vermektedir. Biz nisaiyecilere giderek daha karmaşık, teknik ve pahalı dışarıdan ithal edip yerli ve milli olarak üretemediğimiz ultrason cihazlarının laboratuvar test kitlerinin pazarlanması için bütünüyle rahat ve mutlu geçmesi gereken sevgili gebelerimizi terörize etme ve paniğe sevk etme talihsizliği kalmaktadır. Gebeler panik içerisinde ikili, üçlü dörtlü test, 12. - 16. hafta özel ultrasonları ile üstelik de sizin de buyurduğunuz gibi kesin sonuç da almadan yorulmaktadır. Diğer bir bakış ile özürlü engelli bebek sahibi olmamak için anne baba kendi bebeklerini daha doğmadan ölmesi için karar vermek görevi ile üzülüp stres altında bırakılmakta hatta çoğu kez engelli olsa da bebeklerine terminasyon onayı vermeyecek çiftlere pahalı testler rutin test imiş gibi yaptırılmaktadır. Büyük sermaye sigorta şirketleri Amerikan malpraktis yasasını aynen Türkiye'ye dayatmıştır. Akıl dışı bu sistem ABD de bir obgyn yıllık malpraktis pirimini $100,000 üzerine çıkarmış. Uzlaşma da sistemi iyice azgınlaştırmış sonuçta Dünyanın sağlığa en çok para harcayan ülkesi ABD hizmeti en kötüler arasındadır. Bunun yerine Birleşik Krallık sistemi engelli bakımını tazminat yerine kendisi üstlenir. Hekimin ihmalinin ceza mahkemeleri hukukuna göre yargısı vardır. Ayrıca tazminat davaları ve hekimi sebepsiz yere yoksul bırakma yoktur. İş hukukundaki patronun ihmalinden doğan tazminat hakkı kadın doğum ve gebelik için uygulanamaz. Çünkü kusur gebe kalan çiftindir.
Gebelik sırasında bebeğin engelliliğinin tespiti ve düşük yapmayı ihmal gebelik süresi ile sınırlıdır. Eğer engelliliğin kendisi bizatihi idam gerektiren katli vacip bir suç ise buna yasa koyucu karar verebilir. Dünyanın pek çok ülkesinde tarihte bu gibi iyi dölcülük(eugenizm) maksadı ile engelli insanların katledildiği örnekler görülmektedir.
Sokak canları denerek ekonomik olmayan israf yöntemleri ile halkımızın hem parasının boşa verildiği hem de inek ve fare sürülerinin tapınaklarda konuk edildiği puta tapan duygusallığı ile hayvan hakları yasasının daha mürekkebi kurumadan orijinal hipokrat yemininde düşük yaptırmamak olan hekimler töhmet altında bırakılmamalıdır. Romadaki papalık tüp bebek tedavisi sırasında fazla embriyoların imha edilmesine cevaz vermemektedir.
Hasta ve engelli kabul edilenler imha edilir ise bunların yeni yeni tedavileri ve rehabilitasyonları için Yeni yöntemler gelişmez. Tıp ilerlemez.
Saygılarımla
People
9
8) Nrş (Dr)
17.07.2021 11:22:45
Türkiye'de pisliğin deşifre yeri borsadir.Deniz yatırım,halk yatırım iş yatırım ak yatırım çiti bank of vb...borsada devamlı alsat yapar gibi hareketin amacı soygundur bu nettir bu suçtur.Mahkeme alsa inceleme sorsa bu şirketlerin borsada hisselerde her gün yıllarca gün boyu devamlı al sat al sat amaç ne dese ne cevap verebilirler?Devamlı al sat gibi yapma rakamları oynatarak yukarı aşağılarla paradan para kazanma borsaya yatırım diye para koyan milleti soyma içerde milletin parasının miktarına göre milletin para hissede yüklü ise dibe çekme bezdirme hasta kanser edip surundurup zararına sattirma eğer millet sattiysa azsa milletin hissedeki para yükünü yukarı götürme alışı fazla yaparak rakamları milleti soyacak şekilde oynatmadir bu yatırım şirketlerinin devamlı alsat yapması gün içinde seans açıkken.yani aleni soygun tezgah ülke milleti soyma düzeneği bu suç suç.çunku olan belli niyet belli milletin alayı yıllardır soyulmuş düzenek belki.pkk feto veya başka her pisliğin sebebi işte buradan nemalanan buraları lsiygun düzeneğini legal hale getirtip buradan milleti soyup nemalanan şebeke.Bunlar insanları öldürten her türlü pisliği yaptıran ülkede psikolojik hava estirerek finansal araçlarda olumlu olumsuz havayı duruma göre ayar eden her entrikanın düğmeye basanlari oynayanları nemalananlari.milleti ülkeyi aleni soyup hasta kanser eden senin insanını bombalardaayinda koydurur...bu herşeyin anahtarı çünkü ortak olan soygun şerefsizlik entrika sömürü inanç vicdan olmayan guruhun işleri terörle borsadaki bu soygun ortak aynı meşreb maya ve ellerin işi.bu net net...burayı ülkesini seven az imanı vicdanı olan duzeltir.bela burası deşifre edilip hesap sorulmadikca devam eder.perde arkası burası çünkü.
People
21
9) özcan yılmaz (dr)
16.07.2021 23:46:27
Ateş Hocam tebrik ederim suskun camiamızın sesi olduğum için.Aynı duyarlılığı diğer dernekler ve meslek örgütümüzden bekliyoruz.Tabii birde meslektaşlarımızdan...
People
18
10) Suat Doğan (Doktor)
16.07.2021 21:34:09
Bu sadece kadın doğumcularin sorunu değil arkadaşlar. Bu yüksek mahkemenin kararları hemen hemen her branşta uygulanacak ve her hekim oluşacak her komplikasyonda tazminat ödemek zorunda kalacak. Hiçbir olayda birlik olamadığımız hekim arkadaşlarıma sesleniyorum bu konuyu önemseyin birlik olun yüksek mahkemenin sayın yetkililerine sesimizi duyuralım. Yoksa bu baskı korku ortamında hekimlik yapılamayacak, bu işten yine hastalar mağdur olacaktır
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)