Annem, Game Of Thrones’un Emilia Clarke’ı kadar şanslı değildi!
Sepsisin asıl faili aslında bakteriler değil, hepimiziz! Biz hasta yakınlarının bilinçsiz davranışları, kimi sağlık personellerinin konuyu yeterince önemsememesi veya içinde bulunduğu hengamede bazı şeyleri gözden kaçırması, hastanelerdeki yetersizlikler, hastane enfeksiyonlarının önlenmesindeki en büyük engel.
Annem, Game Of Thrones’un Emilia Clarke’ı kadar şanslı değildi!
15 Nisan 2019 -

Sağlık Muhabiri Özlem YURTÇU KARABULUT, Medimagazin için yazdı...

 

Game of Thrones fanlarının iki yıldır dört gözle beklediği final sezonun başlamasına birkaç gün kala, New Yorker’da gözüme ilişti dizinin başrol oyuncusu Emilia Clarke’ın hikayesi

 Henüz 24 yaşındayken geçirdiği “anevrizmaya bağlı subaraknoid kanama” ve sonrasında yaşadığı hastane-tedavi süreçlerini, çektiği acıları birkaç fotoğraf eşliğinde ilk kez paylaşıyordu sevenleriyle. Başında kateter varkenki resmini gördüğüm an boğazım düğümlendi. Çünkü anlattığı şeylerin pekçoğu annemin başından da geçmişti, ama annem onun kadar şanslı değildi; ameliyat sonrası hastane enfeksiyonu, annemin şu an “kendi hikayesini” anlatma şansını dahi elinden almıştı…

 

TIBBIN ÇARESİZ KALDIĞI NOKTA: ANTİBİYOTİK DİRENCİ

Yaklaşık 20 yıllık meslek hayatımda belki binlerce haber, bir o kadar da insan öyküsü yazmışımdır. Ama en zoru, insanın kendi hikayesini kaleme almakmış sanırım… Antibiyotik direnci, bilinçsiz antibiyotik kullanımı, gereksiz antibiyotik tüketimi vs…. Bu konuda en büyük hassasiyetlerden birini taşıyanlardan biriyim. Zira hastane enfeksiyonu olarak adlandırılan, tıp dünyasının da aslında kâbusu olan bir tabloyu çok ciddi bir şekilde tecrübe edip tabiri caizse hayatı alt üst olan hasta yakınlarından biriyim.

 

KONUŞARAK AMELİYATA GİRDİ

Annemin 2007’de henüz 57 yaşındayken “anevrizmaya bağlı subaraknoid kanama” geçirmesi, her şeyin başlangıcı oldu. Şuuru kapalı götürüldüğü hastanedeki (doktorlar daha iyi bilir Glaskow koma skalası 4 idi, sözel uyarana yanıt hiç yoktu, sadece ağrılı uyaranlara tepki veriyordu, yani kurtulma şansı aslında çok düşüktü), yoğunluk, bazı imkansızlıklar vs yüzünden beyin cerrahi servisinin koridorunda external ventriküler drenaj katerizasyonu uygulandı. Amaç, kanamadan dolayı baskı altında olan beyni bir miktar rahatlatmak, ameliyata daha iyi bir tablo ile girmesini sağlamaktı. İşlemden sonra şuuru açıldı gerçekten de. Konuşuyordu, sorular soruyordu! Kısa süreli hafızasında sorun vardı sadece, ki akut evrede de beklenen bir şeydi bu zaten. Ertesi sabah açık beyin ameliyatına alındı. Ameliyattan çıktığında çok iyiydi. Espriler falan yapmaya başlamıştı hatta. Ama kanamadan dolayı oluşan hidrosefali (bilmeyenler için en basit tanımıyla beyin omurilik sıvısının -BOS’un- beynin karıncıklarında aşırı birikimi sonucu kafa içi basıncın artması) nedeniyle başındaki kateter hala duruyordu. Birkaç gün içinde VP shunt ameliyatı da yapılacak, bu sorun da bertaraf edilecekti. (Yine bilmeyenler için, VP shunt ise aşırı biriken bu BOS’u bir cihaz ile karın boşluğuna kanalize ederek kafa içinde oluşan basıncı ve buna bağlı gelişebilecek riskleri azaltmaya yarayan cerrahi-medikal tedavi olarak özetlenebilir)

 

ASLINDA DOKTORLAR DA ANNEM DE BİR MUCİZEYİ BAŞARMIŞTI!

Ameliyat edilene kadar external drenaj ile idame ettirilmesi gerekiyordu ki tekrar sıvı birikimi olmasın. Yoğun bakımda yer olmadığı için annem ameliyattan hemen sonra başındaki o kateter ile “üç kişilik koğuş odaya” alınmak zorunda kalındı. Doktorları “Birkaç gün sonra da shunt ameliyatını yapar bir aksilik olmazsa da taburcu ederiz, teyze mucize gibi, bu kadar ağır bir kanama tablosuna rağmen direndi” dediğinde dünyalar bizim olmuştu. Ama maalesef o sevinç uzun sürmedi.

 

AMELİYAT SONRASI MENENJİT HER ŞEYİ ALT ÜST ETTİ

Üçüncü gün “post-op menenjit” tablosu gelişti. Sabah vizitte doktorlara espri yapan annem, 5 dakika sonra kollarımda nöbet geçirdi, şiddetli bir şekilde kustu, saniyeler içinde tansiyonu 20’ye ateşi 41’e fırladı. Bu da şu anlama geliyordu: Enfeksiyon kapmıştı ve bu enfeksiyon beyinde gerçekleştiği için menenjit olmuştu. (Oysa external drenaj katerizasyonu sonrası enfeksiyon gelişme riski kimi literatüre göre binde 45 civarı. Ama işlemin yoğun bakım veya ameliyathanede yapıldığı varsayılırsa… Buna eklenen ikincil enfeksiyonlar veya cerrahi işlemler de riski artırıyormuş. O dönemde içinde bulunduğumuz hastanenin koşullarını düşündüğümde hiç de şaşırtıcı bir sonuç değilmiş aslında annemin de menenjit olması. İşte şanssızlığı bu noktada ortaya çıkıyordu!) Annem enfeksiyonu hastanede kaptığı için çok daha dirençli, ölümcül ve tehlikeli bir durumla karşı karşıyaydık. Kan kültürleri, BOS’da yapılan kültür testleri vb ile de kesinleşti bu tablo. Dolayısıyla shunt operasyonu yapılamadı. Çünkü daha hayati bir durum vardı. Aylarca ikili, hatta üçlü antibiyotik tedavileri uygulandı ki en güçlü antibiyotikleri, üstelik damar yolundan aldı. Artık hidrosefaliye değil hayatta kalıp kalamayacağına odaklanmıştık. Tam 3.5 ay o hastanede, 1 aydan fazla da başka bir hastanenin yoğun bakımında sepsisle savaştı. Enfeksiyon temizlendi, shunt takıldı ama konuşma yetisini kaybetmiş, yeme fonksiyonu tamamıyla yok olmuş durumdaydı. Taburcu olduğunda ondan geriye hiçbir şeye tepki veremeyen, sesi dahi çıkamayan, sadece gözleriyle etrafı izleyen, bedeninde hapsolmuş bir insan kalmıştı.

 

EPİLEPSİ YÜZÜNDEN 38 GÜN YOĞUN BAKIM

İstanbul’a döndüğümüzde yoğun fizik tedavi araştırmaları, ortopedi, dahiliye konsültasyonları, yatağa bağımlı bir hastaya nasıl bakılması gerektiğine dair ciddi bir mesai bizi bekliyordu. Her şeyi öğrendik yaşaya yaşaya, okuya okuya, mesleğim gereği bu işin en iyisi olan sevgili hocalarımdan, doktor arkadaşlarımdan yardım ala ala… Yaklaşık 1 ay sonra annem büyük bir epilepsi nöbeti daha geçirdi ve tekrar yoğun bakıma kaldırıldı. (Status epileptikus) Durdurulamayan bir epilepsi nöbetiydi. Shunt’ının yetersiz geldiği, kafa içi basıncın artmasına bağlı nöbet geliştiği ortaya çıktı. 38 gün yoğun bakımda uyutuldu. Her an her şeye hazırlıklı olmamız gerektiği söylendi ama biz inatla pes etmedik. Her gün sevdiği müzikleri dinlettim yoğun bakımda, kulağına direnmesi için, korkmaması için fısıldadım her ziyaret edişimde. Bunun da faydası olmuş mudur bilmiyorum ama annem bu badireyi de atlattı ve yoğun bakım sonrası ikinci shunt takıldı. Birkaç hafta da normal serviste yattıktan sonra taburcu oldu.

 

ANTİBİYOTİK DİRENCİ SHUNT’LARI İMKANSIZ KILDI!

İşte dirençli enfeksiyon kavramı bu noktadan sonra yakamıza yapıştı. Shunt’ların ikisi de birer ay arayla karın (periton) bölgesinden enfekte oldu (Yine çalışmalara göre bu risk yüzde 5-15 civarındaymış; bu da annemi es geçmedi) ve çıkarılmak zorunda kalındı. Tekrar haftalar süren antibiyotik tedavileri aldı. Ve sonunda shunt takılmamasına karar verildi. Çünkü vücuttaki dirençli bakteriler buna izin vermiyor gibi görünüyordu. Hayati tehlike yaşamasındansa, beynin bir süre sonra tolere edebildiği hidrosefali tablosu ile beraber yaşaması daha uygundu. Buna bağlı fonksiyon kayıpları veya kaybolan fonksiyonlarını tekrar kazanamaması ise “hayatına karşılık” feragat etmemiz gereken şeylerdi. 40 katır mı 40 satır mı, ya hayati risk, ya sakatlık! Tabii ki hayatta kalabilmesi her şeyin önündeydi.

 

ÇOK BAŞARILI BİR CERRAHIN ÖNLENEBİLİR BİR ENFEKSİYONA KURBAN GİTMESİ

Sonrasında shunt olmadan tedavi edilebilir mi umuduyla Ege Üniversitesi’nden beyin cerrahı rahmetli Prof. Dr. Yusuf Erşahin’e ulaştık. Kendi geliştirdiği “coroid pleksus yakma prosedürü”nü araştırmıştık. Anneme uygun olup olmadığını merak ediyorduk. Shunt takılamayacaksa da hidrosefaliyi bu yola bertaraf etmek mümkün olacak mı onu denemek istiyorduk. İzmir-İstanbul arası haftalar süren konsültanyonlar sonucu işlemi deneyebileceği müjdesini verdi. Rota İzmir’di bu kez. Ama enfeksiyon ve kanama geçmişi nedeniyle oluşan yapışıklıklar, ameliyatı sağlıklı yapmasına izin vermedi. “Endoskopik Üçüncü Ventrikülostomi” adı verilen işlemle biraz rahatlama sağlamaya çalıştı. Hidrosefalisi tam tedavi edilemese de annem bu ameliyatlardan sonra yeniden yemek yiyebilmeye, hatta etrafına tepkiler verebilmeye başladı. Trajik olanı ise Yusuf Erşahin hocanın da birkaç yıl önce enfeksiyona bağlı ölümüydü. Klima mikrobuna bağlı akciğer enfeksiyonu olarak yazıldı haberlerde. Grip sanıp tedavisine zamanında başlamamış diye duydum sonradan. Hala içimde acıdır onu böylesine önlenebilir bir sebepten yitirmiş olmak. 

 

ANTİBİYOTİK DİRENCİ 13 YIL SONRA BİLE YAKAMIZDA

13 yıllık mücadelede yaşadıklarımızı burada tamamıyla anlatmam imkansız. Tüm bunlar içinde başta annemin, sonra da onunla beraber biz çocuklarının hayatını alt üst eden en önemli şey maalesef hastane enfeksiyonuydu. İlk olarak annemin “akut dönemde” alabileceği tüm tedavi seçeneklerini ve ayağa kalkma şansını kaybetmesine neden oldu! Yatağa bağımlı bir hasta olarak en ufak bir idrar yolu enfeksiyonunda dahi hastaneye yattı, haftalarca damar yolundan antibiyotik almak zorunda kaldı. Oral antibiyotikler işe yaramıyordu! Hala da herhangi bir enfeksiyon geçirmesi durumunda başta belli grup antibiyotikleri kullanamıyor, sadece damar yolu veya kas içi iğne olarak antibiyotikle tedavisi sağlanabiliyor. Bir önemli nokta ise doktorlarının gösterdiği tüm insan üstü çaba ve başarı, bir enfeksiyon yüzünden yerle bir olmuştu! Çünkü daha sonradan rehabilitasyon ile düzelebilecek ufak birkaç sekel dışında sağlıkla taburcu olabilecek nispeten genç bir hasta, sağlıkla taburcu olamadığı gibi yatağa bağımlı bir insan olarak hayatını sürdürmek zorunda kalmıştı. Böyle bir hastanın sağlık sisteminde yarattığı ekstra maliyetler ise tabii ki bizim açımızdan yaşadığımız travmaların yanında çok önemsizdi.

 

 

DİRENDİ, HALA DİRENİYOR AMA ŞU AN AYAKTA OLABİLİRDİ!

Şimdi mi? Burada özetleyemeyeceğim pek çok çaba ve uğraşı sonucu, en önemlisi de “bilinçli ve bilgili” bir bakımla, gözleriyle de olsa etrafıyla iletişim kurabilecek düzeye geldi, yeme fonksiyonunu tamamıyla geri kazandı ve mama ile peg’den beslenmekten kurtuldu, kucağına alıp sevme şansı olamasa da, gördüğü an gülmekten kendini alamadığı iki tane torun sahibi oldu. Çok daha iyisi olabilir miydi? Kesinlikle. Sesini duyabiliyor olsak ona bile razıydık ama kahredici bir sessizlik içinde bunca yıldır. Çünkü konuşma yetisi geri dönemedi! Ama buna da şükretmeyi öğreniyor insan. Evet annem bakterilerden daha dirençli çıkıp yaşamayı başardı! Ama bu mücadelede çok ağır kayıplar verdi. İrili ufaklı 16-17 tane operasyon geçirdi. Bunların 8-9 tanesi beyin operasyonlarıydı. Tam 13 yıldır bir yatakta yaşamını sürdürüyor. Biz 13 yıldır anneme “annelik” yapıyoruz. Genç, yaşlı, binlerce hasta ise bu savaşı kaybediyor.

 

TOPLUMUN HER KESİMİ BUNU CİDDİYE ALMALI

Sepsisin asıl faili aslında bakteriler değil, hepimiziz! Biz hasta yakınlarının bilinçsiz davranışları, kimi sağlık personellerinin konuyu yeterince önemsememesi veya içinde bulunduğu hengamede bazı şeyleri gözden kaçırması, hastanelerdeki yetersizlikler, hastane enfeksiyonlarının önlenmesindeki en büyük engel. Bu konuda toplumun her kesiminde bilinç yaratılmak zorunda. Özellikle hasta yakınlarının kesinlikle bilinçlendirilmesi gerekiyor. Hele ki cerrahi servislere 8-10 kişinin toplu olarak hasta ziyaretine gitme kültürü kesinlikle yok edilmeli. Bana kalsa hastane ziyareti birinci derece yakınları haricine komple yasaklanmalı! Ameliyatlı hastasını tekerlekli sandalyeyle umuma açık servis tuvaletine sokan hasta yakını gördü bu gözler. Aynı sandalyeyle diğer hastalar da mobilize ediliyordu! Kalça implantı takılacak ama malzemesi henüz gelmediği için iki haftadır hastanede bekletilen bir teyzenin, doktorlar ameliyata kadar eve gidebilir dediği halde yakınları tarafından evine götürülmeyip daha sonra hastane enfeksiyonuna bağlı pnömoni sonucu yaşamını yitirmesine şahit oldum. Çünkü hastane, “daha güvenli, hijyenik” bir ortamdı onlara göre! Bütün bunlar bu konunun yeterince “önemsenmemesinden” kaynaklanıyor. Hatta bazen sağlık çalışanları arasında dahi bu konunun gözden kaçtığına şahit oluyorum. Oysa her gün bu ortamda, binlerce hasta ile karşılaştıkları için onların sağlığı belki daha fazla risk altında. Yani olay sadece grip olup antibiyotik yazdırmaya çalışmak değil. Enfeksiyonların ve antibiyotik direncinin çok daha ciddi bedelleri var! Bu nedenledir ki “Antimikrobiyal dirençle (AMD) mücadele kampanyası”na bir hasta yakını olarak sonuna kadar destek verdim; vereceğim. Çünkü gerçekten de  “Antibiyotiklere ya Bilinç gelişir ya da Direnç!

https://antimicrobialresistancefighters.org/tr/

 

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
16
1) Nilgün Yalçın (Pediatri)
15.04.2019 23:12:10
Yazınızı üzülerek, yaşadığınız çaresizliği hissederek okudum. Öncelikle sizi anlayabilmeleri için tüm hekim arkadaşlarımın annenizle tanışmasını isterdim. Hasta yakınlarını belki anlayabilirim ama çoğu hekim arkadaşın antibiyotik direnci konusundaki vurdumduymazlığını anlamam mümkün değil. Antibiyotikleri endikasyonunda, uygun dozda ve sürede yazmayı öncelikle biz hekimlerin öğrenmesi gerekiyor.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
İLANLAR
İlan Tarihi Detay Kategori