Bir doçent: Bir ürün!
Prof.Dr.Ahmet Akgül, son günlerin tartışma konusu doçentlik konusunda yazdı....
Bir doçent: Bir ürün!
14 Kasım 2017 -

Birkaç zaman önce Sayın Cumhurbaşkanımız “yardımcı doçentlik” kavramını tartışmaya açtı. Bir anda daha önce hiç duyulmamış gibi akademik camiada yardımcı doçentlik kadrosu ve ünvanı ile ilgili yorumlar yapılmaya başlandı. “Yardımcı doçentlik diye biye bir kadro mu var?” diyen üniversite profesörlerine bile rastlanır oldu. Bir kısım hocalarımız ise, konunun özünü, kavramın Amerika’daki karşılığını söylemekle buldu: Yardımcı doçentlik eşittir “assistant professor”, doçentlik eşittir “associate professor”.  Yani “profesöre yardımcı olan akademisyen” görevlendirmesi yaparak işin içinden çıkmaya çalıştı. Aslında dikkat etmedikleri nokta “üreten” profesöre yardımcılık konusunda üretilmiş olan bu kavramları, yalnızca “kelime” olarak almaları, kavramın içini doldurmamaları oldu.


Tam da “yardımcılık” konusu gündemde köpürürken, “doçentlik sınavı ve ünvanı” konusu tartışmaya açıldı. Bu konuda Sayın YÖK Başkanımız Prof. Dr. M. A. Yekta SARAÇ üniversitelerimize bir yazı gönderdi ve “sahadan” bu konuyla ilgili düşünceleri istedi. Hem Sayın Cumhurbaşkanımız hem de Sayın YÖK Başkanımızın bu konuya olan hassasiyeti çok önemli bir gelişme çünkü içinde yaşadığımız ve yaşayacağımız çağ “üretim” ve “katma değer” çağı. Birçok profesör, doçent ve yardımcı doçentimiz var ama üretim, patent, buluş, innovasyon konusunda mevcut kadro sayımızla orantılı olmayan bir eksiklik içerisindeyiz.


Gelin bu konuyu biraz daha açalım:
Mevcut durumda doçentlik sınavı, eser incelemesi ve sözlü sınav olmak üzere iki aşamalı uygulanmakta.  İnceleyecek ve karar verecek beş kişilik profesörler jürisi, Üniversitelerarası Kurul tarafından oluşturulmakta, önce doçent adayının eser incelemesi yapılmakta eğer başarılı olursa sözlü sınava davet edilmekte, oradan da başarı ile geçerse aday “doçentlik ünvanı” almaya hak kazanmakta. Artık aday Doçent olarak unvan taşımakta ama kadrosu hala aday statüsünde olabilmekte. Bu durumda ilgili Yükseköğretim Kurulunca mevcut bulunan kadro varsa ve aday o kriterleri taşıyorsa, doçent kadrosuna atanmakta. Yani her doçent ünvanı bulunan, kadro sahibi olamamakta.


Tartışmaya açılan konuları ve cevabımızı inceleyelim:
En çok gündemde olan konu, doçentliğe başvuru şartları. Acaba değiştirilmeli mi?

Mevcut duruma kısaca bakarsak, adayın, YÖK tarafından belirlenen, yurtiçi ve/veya yurtdışı indekslerde bulunan dergilerde makalesi olması ve yayınlar üzerinden belirli bir puan tutturması gerekmekte. Bu nedenle adaylar, dosya(lar) dolusu makale yazmakta. Bu makalelerden bazılarında birinci isim, bazılarında da diğer sıralarda bulunmakta.


Amaç daha çok yayın, daha birinci isim. Halbuki  “en birinci isimli” çalışma adayın yaptığı uzmanlık/doktora tezi iken yine aynı YÖK tarafından ortaya konan ve revize edilen kararlarla uzmanlık/doktora sonrası yapılan çalışma/yayınların “tez’den üretilmemiş olma şartı” aranmakta. Bu nedenle doçent adayı, uzmanlık/doktora eğitiminin son yıllarını verdiği ve hayatında belki de ilk kez bilimsel hipoteze bağlı yaptığı çalışmayı rafa kaldırıp sanki “dikkat, radyasyonlu madde” edasıyla dönüp tekrar yüzüne bakmamakta. Profesörlerin, üniversitelerin ve YÖK’ün odaları onlarca tezlerle dolup taşmakta.


Doçent adayının eser incelemesi için verdiği dosya(lar) içerisinde onlarca makale bulunmakta ama makalelerin birbirleriyle bağlantısı bulunmamakta. Yani bir insanoğlu çıkıp da “bu doçent adayı hangi konuda otör “ diye sorsa cevap bulunamamakta. Zaten uluslararası bilimsel arenada mevcut doçent ve profesörlerimize “davetli derleme (invited review)” veya “davetli yorum (invited commentary)” gelmemesi (birkaç akademisyenimiz hariç), uluslararası bilimsel yayıncılığın da akademisyenlerimizi bir konuda “otör” olarak görmediğini kanıtlamakta.
Yani dosyalar dolusu makale ve çalışmalarla alınan doçentlik ünvanı, akademisyenlerimizi “otör” olarak değerlendirilmesine yetmemekte.
Biraz eskiden, yurtdışı bilimsel dergilerde Türkiye’den gelen makale sayısı çok azken, şu anda bekleneninde üzerinde yayın bulunmakta. Etkili bir sayı artışı mı peki?
Hayır, çünkü yapılan makalelere atıf çok az. Elin yabancısı niye o makaleye atıf yapsın ki? Makaleyi yazan yazar bile makalesini geliştirip kendi makalesine atıf yapmıyor ki. Makale yazılmış ve sanki bilim o konu için o yazar tarafından tamamlanmış gibi. Çünkü adayın dosyasında makalelerin birbirleriyle ilişkisi yok, çünkü makalelerin tezle ilişkisi yok.
Yani bir makale yığını var, ama bir etki yok, bir ürün yok. Bir bilimsel süreklilik yok. Bir bilimsel “dert” yok.


Soruya cevap verelim:
Evet, doçentliğe başvuru şartları değiştirilmeli.
Adayın başvuru için asgari şartları değiştirilmeli.
Asgari şartlardaki tüm yayınları “tezden türetilmiş” olmalı. Adayın “tez hipotezi” aslında o bilim insanının bilimsel üretiminin “ilk fikri” olmalı. Yol haritasını çiziyorum:
Asistanlığa başlandı: İlk yıllar kendi bilim dalı ile ilgili eğitim öğretim
Asistanlığın son yılları: İlk “bilimsel dert” yani ilk hipotez ve tez çalışması
Uzmanlık/doktora sonrası: Tez çalışmasıyla ilgili hipotezin daha spesifik çalışmaları, daha özele yönelik hipotezler ve sonuçlarını içeren makaleler; bu çalışmaları yapabilmek için alınan projeler; otör olma durumu, patent/faydalı model/tasarım… başvurusu, sanayi işbirliği ile ürüne dönüştürme ve pazarlama süreci…


Aday uzmanlık sonrası bu sürece girdiği zaman, ister 3 makalesi olsun, ister bu makalelerin bazıları yurtiçinde Türkçe yayınlansın.. ilgili üniversitenin eser incelemesi ile doçentlik kadrosuna atanmalıdır. Yani doçentliği belirleyen sonuç değil süreç olmalıdır.
İlgili üniversite, aldığı doçentin sorumluluğunu da taşıdığı için ve artık üniversiteler birbirleriyle yarışacağı için, kadrosundaki doçenti her yıl değerlendirir. İlk yıl yeni doçent, bu süreçten saparsa uyarılır, ikinci yıl da süreçte bekleneni veremez ise kadro boşa çıkarılır.
Doçentlik bir süreç olmalı, bir sonuç olmamalıdır. Şu ana kadar hem sistem de adaylar doçentliği bir sonuç olarak gördükleri için, aday doçent olduktan sonra bilimsel üretime katkıyı kesmektedir. Bu da kaynak israfı ve gereksiz kadro işgaline yol açmaktadır.


Doçentlik üniversitelerce mi verilmelidir, akademi dışından da olur mu?
Yukarıda da belirttiğimiz gibi doçentlik yalnızca o üniversiteye ait olan kadro olmalıdır. A üniversitesinde doçentliği alan, B üniversitesine geçmek istiyorsa, B üniversitesi tekrar doçentlik kadrosu için eser ve süreç incelemesi yapmalıdır. A üniversitesinde doçent olan, ayrılıp özel çalışmak istiyorsa, doçentlik titri alınmalı ve kalan titrini tabelasına asmalıdır. Ayrıca Profesörlük de doçentlik gibi üniversite dışına alıp götürülecek bir ünvan olmamalıdır. Şu anda “taşınabilir bir ünvan” olduğu için, birçok doçent sırf profesör olabilmek için daha ilk günden geri dönmeyi planladığı perifer üniversitelere gidip, 2 veya 4 yıl sonra muvafakat istiyor. Yani o yıllar boyunca kadro aldığı üniversiteyi bir anlamda kullanıyor. Sonra ayırıyor ve üniversite rektörleri de yönetimi de zor durumda kalıyor. 


Doçentlikte sözlü sınava gerek var mı?
Bu durumda sözlü sınav yapılmasına gerek yok. Sözlü sınav zaten formalite haline dönüştü, ilk girişte verilmeyip ikinci girişte verilen bir “uzmanlık” sınavına döndü. Yapılan torpiller, etik ihlaller, küskünlükler, yıllarca süren husumetler de cabası. 

Yazının başlığı şu anki mevcut “büyük” akademisyenlerinize “küçük” gelebilir. “Yahu koskoca doçent yalnızca bir ürün mü üretir, bu çok az” diyebilirler, aslında dediler. Halbuki şu anda birçok doçentimiz ve adayımız var ama ortada “bir ürün” bile yok. Yani her doçent adayı en az bir ürün üretme sürecine girse önümüzdeki yıllarda ne demek istediğimiz tam olarak anlaşılır.

Doçentlik sistemi değişsin ama önce mantığı...

 

Prof.Dr.Ahmet Akgül

Anahtar Kelimeler:

docentlik sinavi

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) İbrahim Doğan (Öğretim üyesi)
19.11.2017 17:04:19
Güzel özetlemişsiniz. Çok doğru.
"Yeni başlayanlar için akademi kılavuzu" tarzında özetini özeti. Olmuş. Bakalım anlaşılabilecek mi :)
People
0
2) Fatih Özcan (Tıp Doktoru)
19.11.2017 16:34:10
Ahmet Akgül Hocamız çok güzel mesajlar vermiş. Umarım karar vericiler bu mesajları iyi algılar. Kendisine teşekkür ederiz.
People
1
3) ramazan (uzm dr)
18.11.2017 20:46:23
Hastane dışında akademik unvanin kullanilmamanasini savunmak bana hiç de adil gelmedi.. Ne yani yıllarca emek vermiş bir prof ,doc , doktora sonrasi belki kitabı bile acmamis biriyle ayni mi olsun ? Haset etmeye veya gereksiz tevazuya gerek yok bence. En zayif dedigimiz akademisyenin bile uzmandan en az 5 yıl fazla emeği var..şurası da var ki doc. prof tan üstün. uzman da vardir tabiki..bu gerçek akademisyen dr. lari hafife almayı gerektirmez. Hekimlikteki akademisyenligi diğer akademisyenlerle de karsilastirmayin . diger akademisyenlerin eğitim disinda. -ki toplamda haftada 1 gun etmez - başka ne işi var..
People
4
4) Esat (Dr)
15.11.2017 22:48:16
EAH de prof hekim ve eğitim görevlisiyim. Hastane dışında titr kulanılamamalı. Bu kadar net. Yakında uygulanacak olan sistem tam da budur
People
9
5) İdealist dr (Dr)
15.11.2017 19:18:23
Ahmet Hocam kusura bakmayın ama üniversitelere açılan kadrolara alınacak kişinin bir tek ayakkabı numarası yazılmıyor.
Tamamına yakını adrese teslim kadrolar. Kadro bulamayan idealist hevesli adamlar ne yapacak o zaman.
People
3
6) se (uzman dr)
15.11.2017 19:07:54
ülkemizde ki üniversite dergilerinin sadece İngilizce yazılmış yayınları kabul etmesinin mantığı nedir? Dünya bilimine entegre olabilirsin, saygı duyuyoruz ama bu ülkenin dili Türkçe, Türkçe bir dergi yayınlamak sizi küçültmez. Hayatları boyunca kitap üretemeyen akademisyenlerin yabancı dilden Türkçe'ye çevrilmiş kitaplara editör olmaları da bir paradoks!
People
6
7) k.k (hekim)
15.11.2017 14:06:01
Buradaki yazının iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum. düşünsem bile hiç bir tarafına katılmıyorum amacı süreci sulandırmak gibi duruyor. Bence doçentlik kriterleri daha da zorlaştırılıp içine kişinin impact faktörü (yani bilime katkısının objektif kriteri) gibi daha sert kriterler de eklenmeli. Bir de bu ünvan üniversiteler harici başka bir alanda kullanılmamalı. Babayiğitleri o zaman görelim.. İçi boş akademisyenleri değil. Türkiyedeki akademik personelin %80-90 şu an için bu gruptan malesef....
People
1
8) ahmet kaçıncı (dr)
15.11.2017 13:07:22
Sınavlardaki yemek kahvaltı mevzuuna ne demeli. sen bir uçta dur karşında sanki kıtlıktan çıkmış gibi yiyip soru sorsunlar utanma yok etik yok ama bu normale inandırılmış zavallı prof. lar var bu ülkede biride çıkıp arkadaşlar bu yaptığımız yanlış diyemez mi, idealist bir prof. yok mu?
People
2
9) Ali Balevi (Dermatoloji)
15.11.2017 10:30:19
Hocaya bazı yerlerde katılmakla birlikte, özellikle otör olabilmekle ilgili alanlara katılmam mümkün değil. Çünkü birçok jüri adayın dosyasını incelenirken ' Bu kafayı psoriasise vb.. takmış, bir sürü yayın çıkarmış.. İyi de psoriasis doçenti mi olacak şimdi?!' denildiğini birçok kez duydum. Hal böyle iken otör ifadesinin güncel akademik hayata yansıması için önce zihniyetin değişmesi gerekir. Bir diğer husus, profesörlük de üretim mevki değilmiş gibi ayrı tutulmamalı, doçentlik gibi kadrolu olmalı. Birçok profesör en son yayını doçentlik öncesinde yapıyor ve kenara çekiliyor. Yukarıdaki eleştirel yazıyı yazan hocanın profesörlerin hiç bilime katkısı olması gerekmiyormuş gibi sadece doçentlikten bahsetmesi oldukça düşündürücü. Bu yazının'' büyük akademisyenlere büyük gelebilmesi'' için bulunduğu kadroyu da içine katması gerekir ki ifade ettikleri daha inandırıcı olsun.
People
11
10) Dr Sami (uzm dr)
15.11.2017 10:03:26
...A üniversitesinde doçent olan, ayrılıp özel çalışmak istiyorsa, doçentlik titri alınmalı ve kalan titrini tabelasına asmalıdır. ..... Tüm Dünya'da zaten böyle. Amerikayı yeniden mi keşfedeceğiz? Türkiye'nin bilim dünyasında yerinin olmamasının tek ve yegane sorumlusu ülkedeki bu garip uygulama.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
İLANLAR
İlan TarihiDetayKategori
26.10-25.11ÖZEL KIRIKHAN BİLİM HASTANESİ - NÖROLOJİ UZMANI ARANIYORPersonel Arayanlar
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer
14/03-18/03Ulusal Akciğer Sağlığı Kongresi (UASK) 2018GÖĞÜS...ANTA