Gut hastalığının tedavisinde, ürik asit düzeyini kontrol altına almak için yeni ilaç
Gut hastalığında izlenecek tedavi ve takip süreçlerine ışık tutan bir toplantı gerçekleştirildi
Gut hastalığının tedavisinde, ürik asit düzeyini kontrol altına almak için yeni ilaç
13 Mayıs 2019 - MEDİMAGAZİN

İbrahim Etem-Menarini sponsorluğunda Ankara’da düzenlenen toplantıda Prof. Dr. Yunus Erdem, katılımcılara, ürik asit seviyelerinin izlenmesi gerekliliği ve müdahale süreçlerini,

Prof. Dr. Ali İhsan Ertenli ise gut hastalığının tedavisinde etkin tedavi yöntemlerini masaya

yatırdı. Gut hastalığının tedavisinde kullanılan güncel yaklaşımlara da değinilen toplantıda,

ürik asit düzeyini kontrol altına almak için kullanılan yeni ilaca da dikkat çekildi

Gut hastalığında ürik asit seviyelerinin takip ve kontrolü ile ilgili bilgiler aktaran Prof.

Dr. Yunus Erdem, “Ürik asit DNA’mızın bazlarının parçalanması ile ortaya çıkan bir son üründür. Dolayısıyla bir atık gibi görülebilir. Fakat biliyoruz ki ürik asit sadece uzaklaştırılması gereken son ürün değildir. Vücudumuzun antioksidan kapasitesinin yaklaşık yüzde 60’ından o sorumludur. Dolayısıyla ürik asidin düşüklüğü de bazı sorunlar yaratabilir. Belli oranlarda olması vücudumuz için oldukça yararlıdır. Antioksidan etkisi ile de yaşlanmaya karşı etkisi, çeşitli kanserlere karşı koruyucu etkisi ve kardiyovasküler hastalıklara olumlu etkisini de görürüz.” dedi.

“Ürik asit yüksekliğinde kardiyovasküler ölüm riski artar”

Ürik asit yükseldiği zaman da birtakım sorunların çıktığını kaydeden Prof. Dr. Erdem; “Genelde erkekte 7, kadında da 6 mg/dL’nin üstünde olduğu zaman yavaş yavaş biz hiperürisemiden bahsetmeye başlarız. Klinikte de biliyoruz ki ürik asit yükseldikçe de birtakım sorunlar ortaya çıkıyor. Çok düşüklüğü de bazen sorun olabiliyor ama genelde, özellikle modern yaşamın bize getirdiği birtakım özellikler; obezite, yüksek proteinli diyetle beslenme, yüksek alkol tüketimi, fruktoz içeren gıdaların yüksek oranda tüketimi gibi birtakım epidemiyolojik faktörler de hiperürisemiye katkıda bulunuyor ve genel olarak toplumlarda, özellikle Batı toplumlarında hiperürisemi sıklığının arttığından bahsediliyor. Bu sıklık örneğin; Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzde 20’lere kadar varmış durumda, tüm erişkin populasyonu için. Ülkemiz için çok sağlıklı veriler yok ama aşağı yukarı obezite sıklığını da göz önüne aldığımızda bizde de bu oranlara yakın oranlar olduğunu düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı. Hiperüriseminin yol açtığı sorunları sıralayan Prof. Dr. Erdem, en çok bilinen olarak nitelendirdiği gut hastalığına değinerek sözlerini sürdürdü:

“Gut hastalığı dışında artmış ürik asit düzeyleri ile beraber artmış hipertansiyon sıklığı, artmış diyabet sıklığı, artmış kardiyovasküler morbidite ve mortaliteden de bahsedebiliriz. Dolayısıyla ürik asit seviyesi ne kadar yüksek ise kardiyovasküler anlamda da morbidite ve mortalite riski artmaktadır. Bu açıdan da önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.”

Ürik asidi düşürerek kardiyovasküler kazanım elde edebilir miyiz?

Ürik asit yüksekliği durumunda hekimin yaklaşımına değinen Prof. Dr. Erdem, temelde iki noktayı vurgulayarak değerlendirmelerini aktardı: “Bu noktalardan biri ürik asit depozisyonu olan durumlardır. Bunların en prototipi gut hastalığıdır. Onun dışında ürik asit taşları olabilir ya da bazı yöntemlerle vücutta bu ürik asidin birikiminin gösterildiği durumlar da tedavi edilmesi gereken bir klinik sorundur. Bunun dışında, ürik asit yüksekliğinin mortalite ile olan ilişkisi göz önüne alındığında, ‘Acaba ürik asidi düşürerek kardiyovasküler kazanım elde edebilir miyiz?’diye bakıldığında, özellikle klinik nefroloji pratiğinde kronik böbrek yetmezliği hastalarında ürik asit yüksekliğinin böbrek hastalığının ilerlemesine katkıda bulunduğu gösterilmiştir. Ürik asit düşürücü tedavi ile de böbrek hastalığı ilerlemesinin hızının yavaşlatıldığı gösterilmiştir. Bu nedenle, günümüzde nefrologların birçoğu, özellikle ürik asit seviyesi 8-9 mg/dL’nin üstüne çıktıktan sonra böbrek hastalığı da varsa ürik asit seviyesini genellikle 7 mg/dL’nin altına düşürmek için medikal tedaviyi kullanmaktadır.

Ürik asit seviyelerinin erkekte 7, kadında 6 mg/dL üzerinde olması durumunda temel olarak dikkat edilmesi gereken düzeltilebilir faktörler olduğunu belirten Prof. Dr. Erdem, diüretik kullanımı ve düşük doz salisilat kullanımına dikkat çekerek; “Özellikle 8-9 mg/dL seviyelerinin üzerine çıktığı dönemde bu tip hastaların gut öyküsü üzerinden iyi sorgulanması lazım. Çünkü gut gelip geçici bir hastalık da olabildiği için hasta bunu söylemeyebiliyor. Dolayısıyla 6 veya 7 mg/dL’nin üzerindeyse, gut öyküsü de varsa hastada mutlaka tedavi edilmeli.” ifadelerini kullandı.

“Hipertansiyon kılavuzlarında ürik asit tetkiki istenmeli”

Asemptomatik hiperürisemiye dikkat çeken Prof. Dr. Erdem, hastada gut öyküsü ve ürik asit taşı da yoksa hangi seviyede tedavi edilmesi gerektiği ile ilgili şu bilgileri aktardı: “Genelde klinikten kliniğe, hekimden hekime bu görüş değişir. Ancak, genel kabul gören 11-12 mg/dL değerlerinin üzerine çıktığı zaman tedavi edilmesi lazım, asemptomatik olsa bile. Fakat günümüzde, özellikle kronik böbrek hastalığı olan hastalarımızda 8 ve 9 mg/dL’nin üzerine çıktığı zaman da birçok hekim ürik asit düşürücü tedaviyi tercih etmektedir. Hipertansiyon kılavuzlarında da ürik asit mutlaka istenilmesi gereken bir tetkik olarak karşımıza çıkar. Bunun temel nedeni de ürik asit yükseldikçe kardiyovasküler morbidite ve mortalitenin artmasıdır.”

“Gut hastalığı, klinik bulgularda artrit ataklar olarak çıkar”

Gut hastalığının tanı ve tedavi yöntemlerine ilişkin açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Ali İhsan Ertenli, monosodyum ürat kristallerinin eklemlerde ve dokularda birikmesi sonucu ortaya çıkan gut hastalığının, klinik bulgularda artrit atakları olarak çıktığını ve dokularda birikip tofüslere yol açabildiğini, böbrekte birikerek böbrek hastalığına yol açabildiğini, böbrekte ürik asit taşları yapabildiğini ifade ederek hastalığın geniş bir çerçevesini çizdi. Prof. Dr. Ertenli, gut sıklığının erişkin yaş populasyonunda en sık görülen artrit sebebi olduğunu belirterek sözlerini sürdürdü: “Populasyon çalışmalarında, prevalansı yüzde 2-4 arasında saptanmıştır. Yaşla ve ürik asit düzeyi ile direkt ilişkisi vardır. Kadınlarda 50 yaştan önce, erkeklerde 30 yaştan önce pek görülmez. Bu durum da ancak enzim defektlerinde karşımıza çıkar.” Gutun ilk önce akut artrit olarak çıktığını ve en tipik artritinin de monoartrit olduğunu belirten Prof. Dr. Ertenli; “Tipik olarak birinci metatarso falangeal eklemde olur. Yani, başparmağın ayakla birleştiği yerde olur. Buna “podagra” denir. Çok kırmızı artrit

yapan hastalıklardan biridir gut. Eklem son derece kırmızı, hassas ve ısı artışı olan bir hâldedir. Eğer hiperürisemi kontrol altına alınmazsa ilerleyen zaman içinde diğer eklemlerde de artrit atakları olmaya başlar. Uzun dönemde karşımıza bir poliartrit olarak çıkabilir. Kronik bir poliartrit olarak çıktığı zaman romatoid artrit ile çok sık karışır. Çünkü tofüslerde eklemlerin ekstansör yüzlerinde romatoid nodüllere benzer nodüller yaparlar. Bu nedenle hekimlerimizi yanıltıp bir romatoid artrit tanısı alır ve bu tür hastaların sayısı hiçte az değildir.” ifadeleri ile ayırıcı tanılara dikkat çekti.

“Hiperürisemi varlığında tekrarlayan podagra olduğu zaman gut tanısı konabilir”

Podagra denilen artrit olduğunda akla ilk gelen hastalığın gut olduğunu belirten Prof. Dr. Ertenli; kesin tanı için eklem sıvısı analizi yapılması gerektiğini, ancak yöntemin çok pratik olmadığını, hiperürisemi varlığında tekrarlayan podagra olduğu zaman klinik olarak gut tanısı konulabildiğini kaydetti. Gutun podagra dışında tek eklemde artritte başlayabildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Ertenli, “Büyük olasılıkla monoartrit olarak başlar. Çok büyük olasılıkla da podagra olarak başlar. Bunun dışında başka bir eklemde monoartrit varsa bu durumda birinci basamaktaki arkadaşlarımızın hastayı sevk etmesini öneririm.” dedi.

Soğuk, pH’nin düşmesi, stres, yüksek pürün içeren gıdaların alınması, yüksek ürik asit düzeyinin aniden çıkması veya ürik asit düzeyinde aniden meydana gelen değişiklikler (ürik asit düşürücü tedavinin başlanması da buna dâhildir), ürik asidin ani yükselmesi ve düşmesi olarak gut atağını tetikleyen faktörleri sıralayan Prof. Dr. Ertenli, “Bütün hastalara kilolu ise kilo vermesini ve yürüyüş-egzersiz gibi yaşam tarzı değişikliklerini öneriyoruz. Ürik asit yüksekliği yapacak ilaçlar varsa mümkünse bunları kesmelerini ve diyetlerinde düzenli olmalarını öneriyoruz.” dedi.

Febuksostat Türkiye’de endikasyonunu aldı

Akut gut atağı tedavisinde nonsteroid antiinflamatuar, kolşisin, kortikosteroid ilaçlarından herhangi birinin hastada uygulanabildiğini belirten Prof. Dr. Ertenli, “Bunlarla tedavi olmuyorsa hasta, anakinra ve kanakinumab gibi interlökin-1 antagonistleri var. Bunları çok rahat kullanabiliriz. Ama bunlar çok pahalı ilaçlar ve genellikle bunlara ihtiyacımız kalmıyor. Akut gut atağını bir şekilde tedavi ettikten sonra, esas uzun dönemli tedavideki amacımız, hastanın ürik asit düzeyini düşürmektir. Ürik asit düzeyini düşürmek için de ilk önce yaşam tarzı değişiklikleri ve diyet öneriyoruz. Bu değişikliklerle hastanın ürik asit düzeyinde yüzde 10’luk bir düşme ancak sağlanabiliyor genellikle. Bunlarla olmazsa ürik asit düşürücü tedavilerimiz var. Bunları kullanıyoruz. Şu anda en sık kullandığımız ürün allopürinol. Uzun dönem ürat azaltıcı bir ajan olan febuksostat, ülkemizde ruhsat aldı. Böbrekten ürik asit attırıcı ilaçlar var, ancak onları günlük pratikte pek kullanmıyoruz.”

Gut bilinirliliğinin çok önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ertenli, Gutun metabolik bir hastalık olarak bilinmesinin de önemli olduğunu vurgulayarak;

“Tedavide yapılan en sık hata, hastaya atağını geçiren kolşisini ömür boyu vermek ama ürik asit düşürücü ilaçlarını bir müddet sonra kesmektir. Bu yapılabilecek en büyük hatadır. Tam tersini yapmak gerekir. Atak geçtikten sonra altı ay hastayı kolşisin veya nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar ile birlikte ürik asit düşürücü tedavi ile tedavi ettikten sonra, uzun dönemde amacımız serum ürik asit düzeyini 6 mg/dL’nin altında tutmaktır. Bu nedenle kolşisini kesip ürik asit düşürücü tedavisinin dozunu ayarlamamız gerekir.” dedi.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
İLANLAR
İlan Tarihi Detay Kategori
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
28/08-29/08 Çocuklarda Motilite Bozuklukları Sempozyumu ÇOCUK... İSTA
27/08-31/08 20. Ulusal Anatomi Kongresi ANATOMİ İSTA
05/09-08/09 6. DOD Dermatoloji Gündemi DERMATOLOJİ SAKA
12/09-13/09 SCAI Menata Mentor Course-SCAI 2019 KALP VE... İSTA
14/09-14/09 7. Multidisipliner Nöroendokrin Tümör Sempozyumu NÖROLOJİ ANKA
11/09-14/09 World Congress of Perinatal Medicine KADIN... İSTA
12/09-15/09 10. Ulusal Haseki Tıp Kongresi ve 9. Haseki Hemşirelik Sempozyumu HEMŞİRELİ... SAKA