'Doktorlar komplike ameliyatlara girmek istemiyor'
Malparktis davalarındaki artıştan dolayı doktorların artık riskli ameliyatlara girmek istemediklerini belirten Doç. Yüzbaşıoğlu, birçok üniversitenin kadın-doğum, cerrahi gibi branşlarda asistan bulamadığını söyledi, “Komplike vakalara bakan doktor sayısı azaldı, daha da azalacak” dedi.
'Doktorlar komplike ameliyatlara girmek istemiyor'
27 Ocak 2015 10:43 - ntv.com.tr Tülay KARABAĞ

Hekimler aleyhine son zamanlarda çok fazla malpraktis (tıbbi hata) davası açıldığını belirten Doç. Dr. Erdal Yüzbaşıoğlu, bu nedenle doktorların riskli ve komplike tıbbi girişimlerden kaçınmaya başladıklarını söyledi. Göz hastalıkları doçenti olan Yüzbaşıoğlu’na göre, kadın-doğum, genel cerrahi, ortopedi ve estetik cerrahi gibi girişimsel işlemlerin yoğunluklu olduğu branşlarda çok fazla malpraktis davası var.


Aynı zamanda sağlık hukuku alanında da çalışmalar yapan Dr. Yüzbaşıoğlu, “Özellikle tazminat davalarında trilyonlara varan yüklü rakamlar çıkıyor. Bu da hekimlerin daha defansif tıbba yönelmesine neden oluyor” dedi.

Bu davaların tıbbi pratiğe etkisini ise Yüzbaşıoğlu, “Hekim vakaya bakıyor, risk taşıyorsa müdahale etmek istemiyor, hastayı başka yerlere göndermek istiyor. Daha kolay, daha çabuk halledilebilecek ve komplikasyon olasılığı düşük işlemlere yöneliyor. Mesela komplikasyon riski yüksek olan bir ameliyat yapıp onun riskleriyle uğraşmaktansa, daha basit işlemler yapıp, puanını doldurmaya ve performans sisteminden yararlanmaya çalışıyor” şeklinde özetledi.


Tıbbi malpraktis, hastalığın teşhisinden tedavisine, hastanın tedavi sonrası takibine kadar her aşamada hekimin bilgi ve beceri eksikliği, dikkatsizliği ya da özensizliği nedeniyle standartlara uygun tıbbi uygulamayı yapamaması olarak tanımlanıyor.

Dr. Yüzbaşıoğlu’nun tespitine göre, malpraktis davalarının artmasındaki faktörlerden biri hastanın yeterince ve doğru şekilde bilgilendirilmemesi. Ama asıl önemli etken hasta beklentilerinin imkanlarla orantısız olarak yükseltilmesi: “Yani doktor ve hastane imkanları ile hasta beklentileri arasındaki orantısızlıktan bahsediyorum. Bunun arkasında bazen reklam, bazen sağlık politikaları var. Mesela bir katarakt ameliyatı yapıyoruz ve çok iyi sonuç alıyoruz. Ama hasta, ‘Televizyonda bu ameliyatın 5 dakika sürdüğü söyleniyor, benimki niye 15 dakika sürdü’ diye soruyor, bunu bir eksiklik, bir kusur olarak algılayabilir. Ya da lazerle göz ameliyatını televizyonda, ‘tırnak kesmek gibi’ diye nitelendirenler oldu. Hiç göz ameliyatı ile tırnak kesmek eş tutulabilir mi? Bu tür açıklamalar, hem yapılan işi küçültüyor hem de hastadaki beklentiyi yükseltiyor.”

“Lazerle göz ameliyatının tırnak kesmeyle eş olduğunu” televizyonda söyleyen de bir göz doktoru ise bu tıbbi bilgi kirliğinde ve hasta beklentisinin gerçek dışı yükseltilmesinde doktorların da ciddi payı yok mu?” sorusuna Doç. Yüzbaşıoğlu’nun yanıtı: “Mutlaka, ama beklentinin yükselmesinde sadece doktorlar da sorumlu değil. Sağlık hizmeti sunumunu artık büyük kuruluşlar, şirketler yapıyor. Bu da beklentiyi yükseltiyor. Televizyonlardaki sağlık programları hastayı bilgilendirmekten çıkmış, tamamen reklama dönmüş durumda. Yani ciddi bir bilgi kirliliği var. Yasalarımızda sağlığın reklamı yasaklanmıştır, bu sadece bilgilendirme düzeyinde olmalıdır.”

 


TUS’ta artık kadın-doğum tercih edilmiyor çünkü zorluğunun, yoruculuğunun yanında, jinekologlara açılan malpraktis davaları diğer branşlardan daha fazla.

Özellikle üniversite, eğitim ve araştırma hastanelerinde girişimsel vakalara bakan doktor sayısında ciddi azalma olduğuna vurgu yapan Yüzbaşıoğlu, bunun en somut örneğinin jinekolojide yaşandığını söyledi. Eskiden kadın-doğumun, TUS’ta (Tıpta Uzmanlık Sınavı) puanı en yüksek branşlardan biri olduğunu aktaran Yüzbaşıoğlu, “Şu anda kadın-doğumun tercih edilirliği o kadar azaldı ki, puanı düşük olan branşlardan biri haline geldi. Birçok üniversite, kadın-doğum asistanı bulmakta zorlanıyor” dedi.
 

 

 

 

 

 

 

 

 

“İŞLERİNİ ÖZENSİZ YAPAN DOKTORLAR DA VAR”

Bu durumdan hastaların da zarar gördüğüne parmak basan Yüzbaşıoğlu’na göre tablonun düzelmesi için atılması gereken birçok adım var. İlk adımı hastaların eksiksiz bilgilendirilmesi oluşturuyor: “Bizim de çok ciddi eksikliklerimiz var aslında, en büyük eksikliğimiz de belki son derece iyi niyetli olarak hastayı yeterince bilgilendirmiyoruz. Hasta kendisine yapılacak işlemin ve sonuçlarının ne olduğunu bilmeli. Ayrıca hastaların zararının da karşılanması lazım. Çünkü hekim hatasından dolayı zarar görüyor. Yüzde yüz hekimlerin hepsi haklı demek de söz konusu değil. İşlerini ihmal eden, eksik yapan, özensiz çalışan meslektaşlarımız da var. Bunların da içimizden temizlenmesi gerekiyor.”

 


Türkiye'de 2010'da malpraktis dosya sayısı 1325. 2014 için aylık 250, yıllık 3000 civarında. Bunların % 23’ünde tıbbi malpraktis tespit edilmiş. Oranlar ABD ile yaklaşık aynı. Adli Tıbba giden dosyaların dışında üniversite kliniklerine gönderilen dosyalarla birlikte sayı artıyor.

 

TIP FAKÜLTELERİNDEKİ EĞİTİM KALİTESİ YETERLİ Mİ?

Sorgulanması gereken etkenlerden bir diğeri ise doktorların aldığı tıbbi eğitim, tıp fakültelerinin kalitesi, yani sağlık çalışanlarının mesleki yeterlilikleri. Yüzbaşıoğlu, hem Tam Gün Yasasıyla üniversitelerden uzaklaşan hocalara hem de sağlıkta ticarileşmeye vurgu yaptı, sağlık hizmetinin para değil, insan odaklı olması gerektiğinin altını çizdi:

“SAĞLIK HİZMETİ TİCARİLEŞTİRİLMEMELİ”

“Yapılan çok güzel uygulamalar da var ama sağlık politikaları açısından da bir takım eksikliklerimiz mevcut. Her şeyden önce sağlık hizmeti bir ticaret unsuru olarak görülmemeli. Ticarette katı kurallar vardır ve karlılık esastır. Ama sağlıkta karlılık esasında çalıştığınız zaman ödün verdiğiniz şey insan sağlığı olur. Bu hizmet karlılık odaklılıktan çıkarılmalı, hasta odaklı olmalı. Yani bu dengenin çok iyi kurulması gerekir. Tam Gün’ün malpraktis davalarına etkisi ile ilgili elimde istatistiksel bir veri yok ama akıl bunu söylüyor; yani hocalar üniversitelerden ayrıldığı zaman bu eğitimi kim verecek? Dolayısıyla kalite düşecek…”

 

 

 

 

 

 

 

 

Malpraktis davalarının önlenmesinde hekimlere çok iş düştüğünü belirten Yüzbaşıoğlu’nun çözüm önerilerinden biri de doktorların hak ve sorumlulukları konusundaki bilgi eksikliklerinin giderilmesi: “Birçok doktor, kulaktan dolma bilgilerle veya hekimlik refleksiyle hareket ediyor. Bu refleks çoğu zaman hekimi suç işlemeye veya eksiklik yapmaya yöneltebiliyor. Son zamanlarda sağlık hukuku ile ilgili ciddi çalışmalar var. Doktorlar bu çalışmaları takip etmeli. Ayrıca tıp fakültelerine zorunlu sağlık hukuku dersi konulmalı.

 


Dava artışındaki  bir neden de; her şeyin hekim hatası olarak yansıtılması. Neyin komplikasyon, neyin hekim hatası olduğu iyi analiz edilmeli.

 

“HİÇBİR HEKİM HASTASININ KÖTÜLÜĞÜ İÇİN UĞRAŞMAZ”

Hekimler bilgilenirse defansif tıp anlayışından da uzaklaşırlar çünkü neyin kendilerine zarar vereceğini, neyin vermeyeceğini bilirler. Malpraktisle karşılaşma ihtimalleri azalır. Hekimin varlık ve ortaya çıkış nedeni hastayı iyileştirmektir, yani hiçbir hekim hastasının kötülüğü için uğraşmaz, bu nedenle yaptığı şeyde suç olmadığını düşünür ama hukukun gözünden baktığınız zaman bazı şeyler farklılaşabiliyor. Hekimler böyle bir durumla karşılaştıklarında mutlaka sağlık mevzuatı konusunda uzmanlaşmış birinden profesyonel destek almalılar.”

 

SAĞLIKTA ŞİDDET OLAYLARI MALPARKTİS DAVALARINDA ETKİLİ Mİ? 

Neredeyse her gün sağlık çalışanlarına yönelik şiddet olayları yaşanıyor. Hekimler, iş yoğunluğundan, hasta sayısının fazlalığından yakınıyor, hasta ve yakınlarıyla konuşulduğu zaman ise, ‘sağlık çalışanlarının ilgisiz ve özensiz davrandıkları, sorularına bile cevap alamadıkları’ yönünde beyanlar oluyor. Şiddet olaylarında sağlık çalışanları ile hastalar arasında kaliteli iletişim kurulamamasının rolü var mı ve bu durum malpraktis davalarında da etkili oluyor mu? Doç. Yüzbaşıoğlu’nun bu konudaki yorumu ise şu şekilde:



"İLETİŞİMSİZLİK VE DÜŞÜK BİLİNÇ DÜZEYİ ŞİDDETİ KÖRÜKLÜYOR" 

“Tabii ki özensiz ve ilgisiz davranışlar bazen insanları şiddete yöneltebiliyor ama şiddet hiçbir şekilde ve koşulda hoş görülemez. Bu olaylar genellikle acillerde oluyor. Çünkü insanlarımız acilleri çok efektif kullanmıyor. Acilin nasıl kullanılacağı insanlara anlatılmalı. Hekimlerin hataları, eksiklikleri yok mu, tabii ki var. Ancak şiddet uygulamadan bunların denetlenmesi ve düzeltilmesi gerekir. Sağlıkta şiddetin önüne geçmek için hekimlerin iletişim teknikleri konusunda daha iyi eğitilmeleri, halkın da bilinç düzeyinin artırılması lazım.”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DOÇ. YÜZBAŞIOĞLU KİMDİR? 

Erdal Yüzbaşıoğlu, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu, Haseki Hastanesi’nde göz hastalıkları ihtisası yaptı. İstanbul Bilim Üniversitesi’nde Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı. 2012’de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni de bitirdi. Sağlık Hukuku alanında danışmanlık ve bilirkişilik yapıyor.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) Mücahit Altuntaş (iç hastalıkları uzmanı)
28.01.2015 10:44:02
Tübitakın Teknolojik Yenilik Yönetimi adlı kitabı var.Burada ürün kaliteis başlığ var.Parantez içindekileri sağlık ortamı için düşünebiliriz.Öyle yaptım.

Ürün Kalitesi

1.Performansın kalitesi(sağlık alt yapısı + nitelikli zamanda nitelik iş yaklaşımının ölçüsü)

2.Tasarımın kalitesi (sağlık+eğitim sistemi ideolojisi , yaklaşımı )

3.Üretim kalitesi (hekimin ve sağlık çalışanın sağlık+eğitim sisteminin yetenek ve donanımı)

4.Servisin kalitesi (sağlık ortamının halleri )

Not .Bu uyarlamada mevcut siyasal ve kültürel kalite ihmal edilmiştir.Kuşkusuz bu kriterlerle yeniden uyarlama yapmak ve düşünmek gerekir.Biraz karışık ve tartışmalı bir konudur.
People
0
2) Mücahit Altuntaş (iç hastalıkaları uzmanı)
28.01.2015 10:29:23
Sayın Doç. Dr. Erdal Yüzbaşıoğlu teşekkür ediyorum.

Yaptığı tesbitler sağlık sisteminde siyasal idari yöntimsel kusurlar oluğuna işaret ediyor.

Neden böyle diyorum.Yaptığı tesbitlerden dolayı ve burada yazan hekimlerin ortak yaklaşımından dolayı.Bu bir dizi sorunlardan bir tanesi bile bu sistemin sorunu ve derhal lağvedilmesini gösteriyor.Ama halen idareciler bu düzenlemeleri yapmamaktadırlar.

Eğer bu uygulamalar sağlık ortamında yıkıcı ve kamusal alanı bozucu etki yaratıyorsa kime , nasıl bir suç duyurusunda bulunululabilir ?Bunu öğrenmek isterim.

Çıkış yolu nedir ?

Her bir hekimin aydınlatılmış onam , defansif tıp pratiği, yada başka kişisel yöntemlerle işporta usulu dava edilmekten korunması ve mesleğini rahat ve güvenli biçimde yap(a)maması , tutum geliştirmesi , çözüm bulması yanlıştır.

Çok açıktır ;Sağlıktaki iş yükü , çalışma ortamı , hekimlerin mezuniyet sonrası eğitim sorunlarını çözmeden , daha önemlisi tıp fakületelerini eğitim eksikliklerini , liyakat problemelerinin görmezden gelerek çeşitli alt yapı sorunları yıllardır olan sağlık ortamında böylesi hekim ile hastayı ağır iş yükü ve cezai yaptırımlar altında çalıştırmak sakıncalıdır.

Ayrıca bir yandan personel açığı var derken diğer yandan on yılda sağlıkta iş yükünü ve işlemi %300 artamasını sağlıyan sağlık ortamı oluşturmanında bir sorumluluğu ve siyasal malpraktisi olsa gerek !Bunların sorumlusu kimdir ? Hekimlerin böylesi bir ortamda çalışmanın maduriyetini (22kat artan malpraktis fdavaları ve moral ve maddi kayıpları !) kim karşılayacaktır ?

Çözüm konusunda kişisel önerilerini rica ediyorum.

Bizim hep yanlış , eşgüdümsüz ve kamusal katılım olmadan siyasal hegomonya ile yapılmış bir dizi yanlışı çözme tutumu geliştirmemizdeki kronik yanlışa dikkatinizi çekiyorum.

Bütün sağlık ortamı ama özellikle cerrahi branş ve acilde çalışan hekimler stres ve baskı altındadır.Bu konuda farkındalıkları artırmamız gerekiyor.Tuzu kuru ve sessiz , dur bakalım ne olacak yaklaşımını sıradan hale getirenlere atfediyorum.

Bu yasaları çıkarırken toplumun ihtiyaç ve tabanına uygun ,hekim ve eğitim sistemimizin mevcut sorunlarını gözardı etmeden !,ama özellikle " hastaların eğitim düzeyi ve halleri ,saha ve hekim , sağlık ortamı ilişkilerindeki bilimsel norm ve usullere uyulmaması yöntemini" ve bu sorunları malpraktis yasasıyla hekime maletme tutumunu dikkatinize sunuyorum.

Eğer kendileri bu sayfaları okuyorsa bir açıklama yapılmasını rica ediyorum.

Nedir çözüm ?

Açıklamalarından dolayı teşekkürlerimi sunuyorum.

Dr.Mücahit Altuntaş
People
0
3) ahmet kemal (uzm.hekim)
28.01.2015 09:35:33
hastayı tam bilgilendirmek çok önemli. çünkü hastayı tam bilgilendirirseniz hasta zaten korkup o ilaçtan ya da işlemden vazgeçiyor. örneğin periferik yüz felci için hastaya 2 sayfalık yan etkileri yazan kortizon onam formunu okutup imzalattığınızda hasta ben bu ilacı kullanmayayım diyor. bırakın ameliyat etmeyi, artık hastaya ilaç vermeye bile korkuyoruz.
People
0
4) jindr (uzman hekim)
28.01.2015 00:00:35
arkadaşlar, lütfen iyi okuyun..ben sağlık sistemimizin ne kadar düzgün çalıştığını kendi branşımın bu gün yaşadığım örneği üzerinden düzgün!! bir şekilde anlatayım.hasta myom.bağkurlu, ama ne yazık ki primini aylardır yatıramıyor.''paraları (gerçekten) sıfırlamış''..tanıdığım bir eski hastam ,yoksa bulaşmam.ameliyat etmeden,şu ameliyatın bir fiyatını öğreneyim dedim;onlara da 1000-1500 tl arasıdır fiyatı diye ön bilgi verdim.bir fiyat çıktı...amerikan hastanesi duysa şaşar.
over kisti:985 TL
myomektomi:5775 TL
histerektomi:6500 TL
''duk'a bağlı kan kaybından veya maligniteden öl''diyor,yani.7 tane asgari ücrete denk..
ama:eğer gebelik+kitle operasyonu ise ücretsiz.sezeryan ise ücretsiz.tıbbi tahliye ise ücretsiz.ha bir de ..suriyeli ise ücretsiz..
bu operasyondan bana düşen:1-sezeryan ise 15-20 tl..2-myom ise 30 tl.3-kist ise 20 tl..ama yanlışlıkla anneye bebeğe bir şey olsa beşyüzbin tl ile 1.5 trilyon arası tazminat..tabi ayrıca içeriye atmazlarsa.hasta yakınlarının dayağı eşliğinde.artık sayın bakanımız operasyonları yapsın.o da cerrah..
People
0
5) dr (dr)
27.01.2015 23:03:59
bu sistemde aklı olan doktorun bırak komplike ameliyata girmeyi ameliyat yapmaması lazım...
People
0
6) uzm dr (uzm dr)
27.01.2015 22:50:18
Gecenlerde babam, mezun oldugum fakulte olan Ankara UTF de agir ve riskli bir ameliyat gecirdi. Neredeyse sorunsuz bir sekilde yakinda taburcu olacak. Genel olarak herkes cok iyi ve deontolojik yaklasti. Gerci doktor oldugumu bilmeselerdi de ayni seyleri yaparlardi ancak isleri hizlandirdilar. Eger doktor olmasaydim rastgele dogru duzgun bilmedigim bir hastaneye basvururduk ve belki agir komplikasyonlarla karsilasabilidik. Demem o ki doktor olmanin hayatimiza getirdigi riskler olmakla birlikte yakinlarimizi dogru yerlere yonlendirebilmek icin bile bu isi yapmaya deger diyorum. Gerci tam gun ve performans sistemi ile egitimin sonunu getirdiler ama oncesinde adam gibi egitim almis kisiler sayesinde 10 yil daha duzgun doktorlara ulasabiliriz. Artik sonrasi da Allah kerim.
People
0
7) ke ke (uzm dr)
27.01.2015 21:55:44
tazminat davasında doktorların eli kolu bağlı:
hastalar dava açarken; önce kuruma mağdur oldum suçlu bulunsun diye dava açıyor. sende kendi suçsuzluğunu ispatlamaya çalışıyorsun suçsuz olduğun anlaşılınca karşı tazminat dava açamıyorsun çünkü seni direk suçlamadığı için
es kaza suçlu bulunursan ondan sonra sana tazminat davası açılıyor. bu kez davayı kaybetmen % 100
bu durum yöneticilerinde işine geliyor daha dikkatli olurlar diye
People
0
8) cansu (dr)
27.01.2015 16:10:23
Sayın Ufuk Bayraktarın dediği gibi performansla ilgisi yok.Bu mesele özlük hakları meselesi.Az performans yapsan maaş düşecek ama yaptığın riske göre yine bir anlamı yok.ÇÜnki tanzimat ve hapis cezası az performansa bakmıyor.Mesleki olarak artık çalışılmaz duruma gelmiştir.Çok performasn yaparsan zaten yapacağın hata dava tazminatlarına gidecek, karşılamayacak bile.Vatandaşın işi çok zor.Kimse hastaya elini sürmeeyecekkk...
People
0
9) boşvermiş (nrş uzmanı)
27.01.2015 15:08:21
kaç kişi beyin tümörü olur?...kaç kişi grip...?
tümör hastası rezil rüsva olsa kaç seçmen etkilenir...gripten sürümden kazanmak varken....lay lay lom hastalar memmun olduğu sürece (ki bu oran %80), ciddi hastalığı olan hastalar mutsuz olsa ne olur...yada kimin umrunda....

ha bu arada 1000 puanlık ameliyata 1 trilyon dava açarsan ....birazda enayi olamamak lazım be güzel kardeşim!
People
0
10) m. murat (dr)
27.01.2015 14:50:16
Hiç bakmayıp başka yere yönlendirsen bu sefer "işini savsakladı" suçlamasıyla karşı karşıya kalırsın. aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen büyük. Başta bu mesleği seçmekle kendimize yazık etmişiz...
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)