Türkiye’de Hekim Olmak - 3: Sosyal hayatı feda etmemektir
Birbirinden farklı hasta grubunu karşılayan, ani ve kritik vakaları belki en çok gören hekim grubu acil hekimleri. Türkiye’de Hekim Olmak yazı dizimizde bu hafta acil hekimliğine mercek tuttuk. Türkiye’de acil hekimliğinin işleyişi, hekimlerin çalışma koşulları ve diğer ayrıntıları Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi aynı zamanda Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Ayhan Özhasenekler ile konuştuk
Türkiye’de Hekim Olmak - 3: Sosyal hayatı feda etmemektir
16 Eylül 2019 - MEDİMAGAZİN

MEDİMAGAZİN - “Türkiye’de hekim olmak fedakarlık demektir” diyen Prof. Dr. Özhasenekler eğitim hayatının uzun bir maraton olduğunu dile getirirken “Bütün arkadaşlarınız maaş almaya başlamış. Çocuk sahibi olurken sizin hayatınız yeni başlıyor.” diyor.

Acil hekimliğini “pili bitmeyen hekim” olarak tanımlayan Özhasenekler, acilin bütün branşların en zevkli ilk 15 dakikası olduğunu ifade ediyor. İnsanın, biyo-psiko-sosyal varlık olarak tanımlandığını hekimlerin de sadece biyo kısmı ile ilgilenebildiğini belirten Özhasenekler “Sosyal ve psikolojik yönünü halletsek belki de insanlarımız hasta olmayacak.” ifadelerini kullanıyor.

 

 

“Acil büyük bir fedakarlık istiyor”

Acilde hastayı bir bütün olarak değerlendirmenin çok önemli olduğunu dile getiren Özhasenekler; acil hekimliğinin fedakarlık istediğini şu sözlerle anlatıyor:

“Aklın düşünmediğini el hissetmez, göz görmez. O yüzden her acil hekimi bilgili olmalı, akıllı olmalı. Uzaktan gördüğü hastada ayırıcı tanıya gidebilmeli. Mutlaka dokunmalı. Çünkü teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin dokunmadığınız hasta iyileşmiyor artık. Acil o yüzden büyük bir fedakarlık istiyor”

Uzmanlaşılan branşlara her zaman ihtiyaç duyulacağını vurgulayan Özhasenekler, acil hekimliğinin işin başında geldiğini belirterek “Özellikle sizi tanımayan birinin, ani hiç beklenmedik bir olay karşısında tüm bedeniyle size teslim olması, sadece hastanın değil hasta yakınlarının bile sizden bir beklenti içerisine girmesi, bu durumda hekimin empati yaparak hastanın durumunu açıklayabilmesi çok önemli. Sağlığın en önemli noktası. Acile gelen hasta yakınlarının panik ve korku ile geliyor. Burada iletişim kurmanız büyük bir zanaat aslında. Biz öğrencilerimize acilde iletişim dersi veriyoruz. "Hekim hekimle nasıl iletişim kurmalı? Hekim hasta ve yakınları ile nasıl iletişim kurmalı?" Bu konuları anlatıyoruz. Müfredatımız üç yıl öncesinde giren ‘ölüm haberi verme’ dersi bile anlatıyoruz. Hekimliğin odak noktası iletişim.” ifadelerini kullandı. 


Türkiye’de hekim olmak-2: Daha öğrenciyken hevesinin kırılmasıdır 


 “Acil hekimliği sosyal hayatı ‘acil’ gibi yaşamaktır”

Acilde hekim olmanın sosyal hayatı da etkilediğini belirten Özhasenekler “acil hekimi olduğunuz için çok hızlı hareket etmeniz gerekiyor” diyerek mesleğinin sosyal hayatına yansımasını şu sözlerle anlatıyor:

“Eşimle yemeğe gittiğimde romantik bir ortamda yemek yiyemiyorum. Çünkü hemen her işimi hızlı halletmem gerektiği düşüncesi ile davranıyorum. Evden çıkacağımız zaman çocuklara hızlı olmalarını söylüyorum. Hızlı karar verme, hızlı davranma ama akıllı davranma sosyal hayatımızda da çok önemli bir yer tutuyor.”

Karşılaştığım en ilginç vaka: Hastamın hayatında bir 50 dakikası yok

Acil serviste karşılaşılan vakaların genel olarak üzücü olduğunu ifade eden Özhasenekler Diyarbakır’da Dicle Üniversitesinde 11 yıl çalıştığını belirterek çocuklarda yanık vakaları ile çok karşılaştığını belirtiyor. Karşılaştığı en ilginç vakanın ise Ankara’da karşısına çıktığını aktaran Özhasenekler sabah hastaneye girerken bir güvenlik görevlisinin arrest olarak acil servise girdiğini gördüğünde olaya müdahalesini şöyle anlatıyor:

“Hastaneye yen girmiştim. Bir anda olayı fark edince asistanlarla birlikte hastanın yanına gittiğimizde hastanın kalbinin durduğunu fark ettik. Hemen kalp masajı yapmaya başladık. Kalp masajı yaparken kalp ritmi dönüyordu, duruyordu… Eşine ve çocuklarına hastanın vefat ettiğini, kalbini çalıştırmak için uğraştığımızı anlattım. Yaklaşık 50 dakika sürdü ve başarılı bir resüsitasyonla hasta hayata döndü.  Aslında beyin oksijensizliğe 10 dakika dayanır en fazla. Hasta iyileştikten sonra herhangi bir sekeli kalacak mı diye bekliyoruz bu durumlarda.  Çok şükür o hasta hiçbir şekeli kalmadan gayet sağlıklı ve her ay rutin kontrollerine de gelip beni ziyaret ediyor. Çok seviniyorum. Ama hayatında bir 50 dakikası yok onun. Bu durum onu nasıl etkiliyor bilmiyorum ama ailesi beni her ziyarete geldiğinde ayrı bir hisle karşılıyor onu hissediyorum gözlerinden.“


Türkiye’de Hekim Olmak - 1: ‘Çok para kazanan bir meslek olduğuna dair ön yargı var’ 


“Acil servisteki takım çalışmasından çok etkilendim”

Erciyes Üniversitesinde okurken ilk üç yılından sonra yazın bir ay acil serviste geçirdiğini belirten Özhasenekler öncelikle en kolay ulaşılabilir servis olduğu için acil servisi tercih ettiğini; ancak içine girince hareketli ve zevkli bulduğunu ifade etti. Özhasenekler acil serviste her hasta grubundan hastanın görüldüğünü ve acil servisteki takım çalışmasından çok etkilendiğini belirterek; “Dördüncü sınıf bitince tekrar yazın bir ay acil serviste vakit geçirdim. Sonra tekrar derken bir anda kendimi acil uzmanı olarak buldum.” dedi.

“Sözel ve duygusal şiddete çok fazla maruz kalıyoruz”

Özhasenekler önceden her şikayette acil servise gidilebilmeli diye düşündüğünü daha sonra bu düşüncesinin değiştiğini belirterek “İşin için girince şunu gördüm aciller çok gereksiz kullanılıyor. Ülkemizin nüfusu 75-80 milyon civarında. 2017 yılında acillere başvuru sayımız 140 milyon. Biz acile gitmediysek demek ki birileri bizim yerimize 2-3 kez girmişler. Bunun nedenlerini araştırmak lazım. Gelişmiş ülkelerde yıllık acile başvuru sayısı nüfusun yaklaşık dörtte biridir. En önemli neden de koruyucu hekimlik dediğimiz aile hekimliği aktif olarak çok işleyemiyor.  Bizde uzman sayısı toplam hekim sayısının yaklaşık üçte ikisini oluşturuyor.  Bu büyük bir paradoks. Bizim sağlık sistemimiz hasta insanı iyileştirmek üzerine kurulu. Ama gelişmiş ülkelerde sağlıklı insanın sağlığını korumak üzere olduğu için gelişmiş ülkelerde aile hekimi sayısı daha fazla. Bu durum ister istemez koruyucu hekimlerin halk gözünde değersizleşmesine de sebep oluyor.  Çünkü herkes ‘uzmana gideceğim’ diyor. “ ifadelerini kullandı.

On yedi yıllık hekimlik hayatında fiziksel şiddete maruz kalmadığını belirten Özhasenekler bunu söylerken ‘çok şükür’ diye ekliyor. Sözel ve duygusal şiddete çok fazla maruz kaldıklarını dile getiren Özhasenekler sağlıkta şiddet olaylarına ilişkin şunları aktarıyor:

“Biz insanımızı anlıyoruz. Ani beklenmedik ve zor durumda geliyorlar. Haklılar. Ama biz de insanız.  Biz de robot değiliz, bizim de ihtiyaçlarımız var. Ailemiz var.  Bizim de duygumuzun olduğunun unutulmaması lazım. Özellikle son çıkan sağlıkta şiddet yasası ile birlikte sayının daha da azalmasını ümit ediyoruz.  Azalmadı, bekliyoruz.  Ümitsiz değiliz. Ama son zamanlarda sağlıkta şiddet olaylarını çok fazla görüyoruz. Bu konuda aslında basına çok fazla şey düşüyor.  Bakanlık bu konu ile ilgili birçok önlem aldı.  Ama basın yanlış olanı tekrar tekrar gösterdikçe o yanlış sanki doğruymuş gibi bir algı yaratıyor toplumun üzerinde. Örneğin biz sağlıkta şiddet haberlerini izliyoruz ama sağlıkta şiddetten dolayı ceza alanları hiç duymuyoruz.  Keşke sağlıkta şiddetten dolayı ceza alanları duysak o da insanlarda bir algı oluştursa çok daha iyi olacağını düşünüyorum.”

Tıpta malpraktis ve komplikasyon olarak iki başlık olduğunu belirten Özhasenekler mesleki hekimlik sigortasının kapsayıcılığının dar olduğunu belirterek “Yaklaşık on yıldır ülkemizde hekimlere mesleki hekimlik sigortası yapılıyor. Biz de artık araç gibiyiz bir kaskomuz var. Hekim hukuki bir durumla karşılaştığında kaskomuz devreye giriyor. Mesleki hekimlik sigortasının bile olması etik çalışan hukukçuları tenzih ediyorum ama bir kısım hukukçunun ellerini ovuşturmalarına neden oldu.  Bu bizim için üzücü bir durum. Mesleki hekimlik sigortalarımız da her şeyi kapsamıyor. 600-700 liralık sigorta yapıyorsunuz ve devlet yarısını karşılıyor. Ama gelişmiş ülkelerde mesleki hekimlik sigortalarına baktığımızda, görüyoruz ki yıllık 15 bin civarında para ödeniyor. Türkiye’de bunu hangi hekim verebilir? Umarım malpraktis davaları daha az görülür ve umarım sistemimiz hekimi korumaya yönelik olur” dedi.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
13
1) Brus veyn (Gündüz doktor gece herşey)
18.09.2019 20:25:16
Türkiye'de hekim olmak Gotham cityde gece ıssız bir sokakta ay ışığında şeytanla raks etmek gibidir.
People
50
2) ÖMER HAYYAM (OP.DR)
16.09.2019 11:57:06
X : Türkiye’de Hekim Olmak: Sosyal hayatı feda etmektir.
✓ : Türkiye’de Hekim Olmak: Sosyal hayatı feda ETMEMEKTİR.

ZİHNİYET BU OLUNCA.....

Bİ BİTMEDİNİZ ...
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
İLANLAR
İlan Tarihi Detay Kategori
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
28/10-31/10 6. Ulusal Bağırsak Mikrobiyotası ve Probiyotik Kongresi ENDOKRİNO... ANTA
28/10-01/11 5. Ulusal Klinik Mikrobiyoloji Kongresi MİKROBİYO... İZMİ
31/10-02/11 Türkiye Maternal Fetal Tıp Derneği Ultrasonografi Kursu KADIN... İSTA
30/10-03/11 63. Türkiye Milli Pediatri Kongresi PEDİATRİ KIBR
23/11-23/11 TMFTP Tıbbi Uygulamalar ve Hukuk Kongresi TIP... ANKA
21/11-24/11 15. Türkiye Acil Tıp Kongresi ACİL TIP ANTA
26/11-30/11 3. Uluslarası – 21. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi HALK SAĞLIĞI ANTA