Yargıtay’dan, down sendromu vakalarında doktora tazminat kararı
Yargıtay, down sendromunun anne karnında tespit edilmesi için gerekli testlerin ardından hekim tarafından ileri tetkiklerin yapılmaması ve ailenin bilgilendirilmemesi halinde, tazminat hakkının olduğuna hükmetti.
Yargıtay’dan, down sendromu vakalarında doktora tazminat kararı
22 Kasım 2021 11:05 - Sözcü

Anne karnında yüksek kesinlik oranıyla tespit edilebilen genetik anomalilerden biri olan down sendromu; İkili Tarama, Üçlü Tarama gibi klasik testler akabinde Amniyosentez ve Nifty gibi ileri tetkikler sonucunda belirlenebiliyor.

Sorumlu hekimin ilk testleri yapması ve çıkan sonuçlar neticesinde ileri tetkiklerin gerekliliğine dair karar vermesi gerekiyor. Hekimin, ilk testlerde Down Sendromu ihtimalinin düşük olduğu ve ileri tetkiklerin yapılmasına gerek olmadığı yönünde görüş belirttiği takdirde, konu hakkında aileyi aydınlatması ve onay alması gerekiyor.

Mağduriyet yaşayan ailelerin başvurusu üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesi konu hakkında bir karar verdi. Karara, rutin testler dışında ileri tetkikleri yapmayan ve yapmayacağına dair aileyi bilgilendirmeyen hekimin ‘aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediği' nedeniyle ailenin tazminat hakkının bulunduğuna hükmedildi.

“Anne, ileri tanı testleri yapılmamasından kaynaklı çocuğunun Down Sendromlu olduğunu bir şok halinde öğreniyor”

Eskişehir'de bir ailenin, konu hakkında açtığı tazminat davasında avukatlığını yürüten Av. Dr. Ali Önal, Yargıtay'ın verdiği kararla ilgili açıklamalarda bulundu.

Önal süreci şöyle anlattı:

“Yargıtay 11. Hukuk Dairesi yakın zamanda bir karar verdi. Özellikle genetik hastalığı olan çocukların anne karnında tespit edilmesinin mümkün olduğu belirtildi.

Anne karnında 10-20'nci hafta arasında yapılması gereken bir test var. İkili Tarama, Üçlü Tarama testleri; hatta ileri tetkik testleri olarak bilinen, anne karnından amniyosentez sıvısının alınması ve hatta özel şirketlerin yapmış olduğu Nifty testi gibi testler var. Bu testler Down Sendromunun tespitinde yüzde 99 oranında kesinlik veriyor.

Anneler gebe olarak hekime gittiklerinde, hekimler tarama testlerini yaptıklarında oranların düşük olmasına istinaden bu testleri yeterli görüyorlar ve ileri tanı testleri yapmıyorlar. Bu testler her ne kadar yeterli görülmüş olsa da anne, ileri tanı testleri yapılmamasından kaynaklı olarak gebeliği sonrasında çocuğunun Down Sendromlu olduğunu bir şok halinde öğreniyor.

Dolayısıyla çocuğun burada genetik farklılıktan kaynaklı bir engel durumu oluyor. Yargıtay'a göre hekim her ne kadar bu testleri yapmış olsa da testlerin ne kadar yeterli olduğunu, çocuğun Down Sendromu olup olmadığı noktasında ‘hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmediğini' belirterek, hekimin sigorta şirketinden aile lehine bir tazminat yükümlülüğüne dair bir karar verdi.”

“Aileler harekete geçti”

Genetik farklılığa sahip çocukların ailelerinin Yargıtay kararı üzerine harekete geçtiklerini aktaran Önal şöyle devam etti:

“Karar üzerine aileler harekete geçti. Genetik farklılığı olan çocukların aileleri bu tazminat hakkından faydalanmak için harekete geçtiler. Burada aileler öncelikle hasta raporlarını, tetkik sonuçlarını almaları gerekiyor.

Hekim bu testleri yapmış mı ve testleri yaparken tüm ileri tanı testlerini yapmış mı ona bakılması gerekiyor. Eğer yapılmadıysa, yapılmadığına dair aileye bir onam formu verildiyse o zaman hekimin kusuru yoktur. Ancak Yargıtay'a göre Avrupa Biyotıp Sözleşmesi, Nüfus Hizmetleri Kanunu'na göre hekimin ileri tanı testlerini yapmaması noktasında aileyi aydınlatması, yeterli bir şekilde bilgilendirmenin yapıldığını ispat etmesi gerekiyor.

Bu hem belirttiğim sözleşmeler ve kanunlar çerçevesinde hekimin yükümlülüğü hem de bu noktada ailenin aydınlanma ihtiyacının karşılanması demek. Yargıtay, bu şekilde gerekli aydınlatmayı yapmayan hekimin sigorta şirketine, özel hastaneye, eğer devlet hastanesiyse devlete; çocuğun maruz kaldığı engel oranında bir tazminat yüklüyor. Yargıtay, ayrıca ailenin uğramış olduğu manevi zararın da karşılanması noktasında tazminata hükmetti.”

Down sendromununun 800 doğumda bir görüldüğü yönünde araştırmalar var. Dünyada 6 milyon Türkiye’de 70 bin down sendromlu birey olduğu tahmin ediliyor.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
1
1) Dr HSK (K DOĞUM, HUKUK)
25.11.2021 10:59:12

TÜRK HUKUKUNDA DOWN SENDROMU ÖZELİNDE SAĞLIKSIZ GEBELİKLERİN SONLANDIRILMASI

Dr Hasan Seyhani KALENDER
Kadın Hastalıkları ve doğum, Uzman Dr
İstanbul Okan Ü Hukuk Fakültesi, Hukuk

YÜKSEK LİSANS BİTİRME PROJESİ
ÖZEL HUKUK ANABİLİM DALI
SAĞLIK HUKUKU YÜKSEK LİSANS PROGRAMI

İstanbul Ağustos 2020


ÜŞENGEÇLER İÇİN ÇOK KISA ÖZET: ZATEN DOWN SENDROMLU BEBEKLER SONLANDIRILAMAZ

ÖZET:
TÜRK HUKUKUNDA DOWN SENDROMU ÖZELİNDE SAĞLIKSIZ GEBELİKLERİN SONLANDIRILMASI
Tüm ülke hukuklarında gebeliklerin sonlandırılması özel şartlara bağlanmıştır. Türkiye’de de bu hizmetler Nüfus Planlaması Hakkında Kanuna istinaden yapılmaktadır. Yaklaşık kırk yıllık kanunu yenilenmesi gerektiği, çünkü bazı maddelerinin çağdaş tıbbi uygulamalarla çelişir hale geldiği görülmektedir. İsteğe bağlı gebelik sonlandırılmaları konusu kanunda ve teoride yeterince düzgün ve derinlemesine incelenmiştir. Bu çalışmada 10 haftanın üzerinde sağlıksız olduğu tespit edilen gebeliklerin sonlandırılması Down sendromu özelinde tartışılmıştır. Down sendromunun seçilmesinin temel nedeni pratikte en sık görülen genetik hastalık olması ve tespit edilmesinin de, edilememesinin de hekimler açısından sorumluluğa neden olmasıdır. Ayrıca bu hastalık sınırda sonlandırma sebepleri arasında yer almaktadır. Gebeliğin sakatlık nedeniyle sonlandırılıp sonlandırılmaması arasındaki etik tıbbi ve hukuki tartışmalar için çok uygundur. Nüfus Planlaması Hakkında Kanun sağlıksız gebeliklerin sonlandırılması açısından yetersizdir. Dikkatli bir inceleme ile aslında bu kanuna istinaden gebelik sonlandırılmasının tartışmalara çok açık olduğu görülmektedir. Yine tüzüğe göre sayılan hastalıkların hemen tamamının günümüz tıbbi gerçeklikle taban tabana zıt oldukları görünmektedir. Diğer yasal düzenlemeler de uygulayıcının aleyhine hükümler içermektedir. Son tahlilde dayanak kanunun yenilenmesi şarttır.
ANAHTAR KELİMELER:
Sağlıksız gebeliklerin sonlandırılması, Down sendromu, Nüfus Planlaması Hakkında Kanun





ABSTRACT:
TERMINATION OF UNHEALTHY PREGNANCY SPECIFIC TO DOWN’S SYNDROME IN TURKISH LAW

In all country laws, termination of pregnancies is bind to special conditions. In Turkey, these services are made based on the Law on Population Planning. It appears that the nearly forty-year-old law needs to be renewed because some of its clauses come into conflict with contemporary medical practice. The issue of optional pregnancy terminations has been properly and deeply studied in law and theory. In this study, the termination of pregnancies that were found to be unhealthy over 10 weeks was discussed specific to Down’s Syndrome. The main reason for choosing Down Syndrome is that its the most common genetic disease in practice and detection causes responsibility for physicians. In addition, this disease is among the reasons for border termination. It is well suited for ethical, medical, and legal discussions between termination of pregnancy or not because of disability. The Law on Population Planning is insufficient to terminate unhealthy pregnancies. With a careful examination, it is seen that termination of pregnancy based on this law is very open to discussions. According to by-law, almost all of the diseases listed seem to be diametrically opposed to today's medical reality. Other legal regulations also contain provisions against the practitioner. In the final analysis, the law must be renewed.
KEYWORDS:
Termination of unhealthy pregnancies, Down’s syndrome, The Law on Population Planning






BÖLÜM 1: GİRİŞ VE AMAÇ
Türk hukuk sisteminde sağlıksız gebeliklerin sonlandırılması konusu her zaman dikkate değer bir çalışma alanı olagelmiştir. Bu işlemlerin yasal sınırlarının tam olarak belirlenmemiş olması ya da bu sınırların belirlenmesindeki zorluklar nedeniyle hor olayın kendi özelinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bir anensefali (beynin tümden gelişmemesi) olgusunda gebeliğin sonlandırılması kararı vermek oldukça kolay iken sınırda bir hidrosefali (beyinde su toplanması) olgusunda bu karar oldukça zordur. Bu bağlamda Down sendromu olguları oldukça özel bir noktada yer almaktadır. Ortalama beklenen yaşam süresi 50 yıl kadar ve ortalama IQ seviyeleri 50 civarında olan bu hasta popülasyonu sonlandırılma sebepleri açısından ‘gri zon’da yer almaktadır.
BÖLÜM 2: GENEL BİLGİLER
2.1. NİÇİN DOWN SENDROMU?
Aslında tıp dünyası açısından bakılacak olursa tüm hastalıklarla ilgili teşhis ve tedavi yöntemleriyle ilgili gelişmeler bir çeşit ‘kendi bacağına ateş etme’ durumuna neden olmaktadır. Genel bilgileri aşağıda anlatılacak olan Down sendromu teşhis edildiğinde ayrı bir sıkıntı, gözden kaçırıldığında da bambaşka bir bela olan durumdur. Sınırda entelektüel kapasiteleri, ortalamanın hafifçe altında beklenen yaşam süreleri, toplumda oluşturdukları sempati gibi nedenlerle sağlıksız gebeliklerin tartışılabilmesi için son derece elverişli bir zemin oluşturmaktadır. Teşhis edilmesi bir sürece bağlı olduğu ve bunların da komplikasyonları olabildiği için genellemek mümkün olmamakla birlikte; konuya ilişkin tüm etik, yasal, sosyal dilemmaları bu hastalık üzerinden tartışmak kolay görünmektedir. Türkiye’deki yasal düzenlemeleri teste tabi tutmak açısından elverişli bir araçtır.
2.2. TIP LİTERATÜRÜNE AİT GENEL BİLGİLER:
Öncelikle burada verilen bilgiler önümüzdeki tartışmayı aydınlatma amacına yönelik olup sadece buna uygun bilgiler verilmiştir. Down sendromu; insan vücudundaki 46 kromozomdan 21. çiftin üç kopya olarak bulunmasıyla ortaya çıkan belirgin görsel özellikleri olan ve mental kapasiteleri sınırda bireylere neden olan bir hastalıktır. Doğumda en sık karşılaşılan genetik hastalık olup ortalama görülme oranı 800 canlı doğumda 1 civarındadır. Bu oran yaşa bağlı olarak değişmekte olup 35 yaş üzerinde oran 1/250 civarındayken 40 yaşında 1/50 ye kadar yükselmektedir(1). Mental gelişimlerindeki gerilik tedavi ile düzeltilememektedir. Bazı doğumsal kusurların bu bireylerde daha sık görüldüğü bilinmektedir. Mesela kalpte olan atrioventriküler kanal defekti hastalığı hemen tamamen Down sendromlularda görülmektedir. Bu ve benzeri bazı özel durumlar göz ardı edilirse doğumdan beklenen yaşam süreleri 45-50 yıl civarındadır. Down sendromunun en sık görülen konjenital kromozomal hastalık olması nedeniyle tıp camiasında ilgi görmesi uzun sürmemiştir. Nitekim anne kanındaki hormonal düzeyler ile ilgisinin anlaşılmasıyla ikili, üçlü ve dörtlü testler tanımlanmıştır. Buradaki rakamlar bakılmakta olan hormonların sayısını belirlemektedir. Örneğin ikili testte PAPP-a ve B HCG düzeyleri bakılmaktadır. Bu incelemeler çoğunlukla ultrasonografik inceleme bulgularıyla kombine edilerek kullanılmaktadır. Sonuçta tüm düzeltme faktörleri göz önüne alındığında ortaya çıkan risk 1/250 ve üzerindeyse bebekte ileri doğrulama testleri yapılmaktadır. Down sendromunun tanı koyduracak ultrasonografik görüntüsü ya da direkt diagnostik bir testi halen yoktur. Riskli grup hastalarda 11-14. haftalar arası CVS (koryonvillus biyopsisi), 16-18. Haftalar arası amniosentez, daha ileri haftalarda ise kordosentez yapılmakta ve bebekten elde edilen materyalde genetik inceleme ile teşhis konulmaktadır(2,3). Ayrıca annenin kanına dökülen fetal hücrelerin çoğaltılması yoluyla teşhis konulması mümkündür. Fakat güvenilirliği %98 civarına olup tam olarak kanıtlanamadığı için halen teorik güvenilirliği tam olan diğer testler yapılmadan gebelik sonlandırılması amacıyla kullanılamaz. Şu anda kullanımı sadece sınırda riskli olgularda riski azalmak içindir. Down sendromlu kişilerin doğurganlıkları yok kabul edilmektedir. Down sendromu görsel olarak aynı bulgulara sahip olan 3 ayrı genetik alt yapıya sahiptir. Bunla: tüm hücreleri 3 adet 21. kromozom içeren saf tipi (%90-95), 21. kromozomun yapışma ve kırılma kusurlarını içeren translokasyon tipi (%3-5)ve bazı hücrelerin normal bazılarının ise 47 kromozomlu olduğu (%3-5) mozaik tiptir. Mozaik kişilerde fertilite mümkündür. Çok nadiren vaka sunumu şeklinde saf Down sendromlu bireylerin gebelik elde ettikleri bildirilmiştir(4).

2.3. TÜRK HUKUKUNA AİT GENEL BİLGİLER
Türk hukukunda gebelik sonlandırması ile ilgili düzenlemeler 1983 tarihli 2827 sayılı ‘Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’ (NPK) ve bu kanuna dayanarak çıkarılmış olan ‘Rahim tahliyesi ve sterilizasyon hizmetlerinin yürütülmesi ve denetlenmesine ilişkin yönetmelik’e (RTSY) dayanmaktadır. NPK gebeliğin sona erdirilmesi kenar başlıklı 5 maddesi 2. fıkrasında ‘Gebelik süresi, on haftadan fazla ise rahim ancak gebelik, annenin hayatını tehdit ettiği veya edeceği veya doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde doğum ve kadın hastalıkları uzmanı ve ilgili daldan bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları ile tahliye edilir’ denilmektedir. Türk hukukunda sağlıksız gebeliklerin sonlandırılmasının tek yasal dayanağı bu maddedir. Ayrıca RTSY madde 5’e göre 10 haftadan büyük gebeliklerin sonlandırılması ‘Gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda, rahim tahliyesi yapılamaz. Bu durumdaki kadınlarda, ancak, Tüzük'e ekli (2) sayılı listede sayılan hastalıklardan birinin bulunması halinde ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından rahim tahliyesi yapılabilir. Hastalığın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla bu hastalığın ilişkin olduğu uzmanlık dalından bir hekimin birlikte hazırlayacakları, kesin klinik ve laboratuvar bulgulara dayanan, gerekçeli raporlarla saptanması zorunludur’ şartına bağlanmıştır. Fetusun kişilik hakları ile ilgili yasal bir düzenleme hukukumuzda yoktur. Kişi Türk Medeni Kanunu’na göre ‘Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer. Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder’. Bu durumda bütün fetüsler için tüm kişilik haklarının doğduğu fakat bunun hukukun koruması dışında bırakıldığı düşünülebilir. Bu anlamda son ele alınması gereken konu ise 1989 tarihli ülkemizin de taraf olduğu ‘Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’dir. Bu sözleşmenin 6. Maddesine göre ‘Taraf Devletler, her çocuğun temel yaşama hakkına sahip olduğunu kabul ederler’ denilmektedir(5).
2.4. NPK KAPSAMINDA DOWN SENDROMLU GEBELİKLERİN SONLANDIRILMASI; YORUMSAL AÇIDAN:
Türk hukukunda, hukuksal metinlerin yorumlanması açısından doktrinel planda 3 temel yöntem kabul edilegelmiştir. Bunlar deyimsel (lafzi), amaçsal (gai) ve tarihsel yöntemlerdir. Temel bakış açısı gereği kanunların öncelikle lafzi olarak yorumlanması gerekir. Bununla sonuca ulaşılamaması durumunda ise amaçsal ya da tarihsel yorumlara başvurulabilir. Kişilik hakları ve hürriyetlerini düzenleyen hukuk kurallarında amaçsal veya tarihsel bir bakış açısı ile yorum yapmak bu hakların yapısı gereği yanlıştır.
Anemolili gebeliklerin sonlandırılması ‘her ne kadar kişiliği yok görünse de’ müstakbel bir insanın en temel hakkı olan yaşama hakkına yönelik bir tehdittir. Bu anlamda hukukunda bu konuyu düzenleyen Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’u da tıpkı Türk Ceza Kanunu’nu yorumlar gibi dar çerçevede değerlendirilmelidir. Bu bakış açısıyla bakıldığında NPK 5. maddesine göre on haftanın üzerinde gebeliklerin sonlandırılması sıkı şartlara bağlanmıştır.

Buna göre;
1. Gebelik annenin hayatını tehdit ediyor ise
2. Gebelik annenin hayatını tehdit edecekse
3. Gebelik; doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde tahliye edilebilir.

Burada Down sendromu özelinde tartışılması gereken durum 3. Şarttaki durumdur. Çünkü Down sendromlu bir bebeğin gebeliğinin anne adayı açısından artmış bir hayati risk durumu yoktur. Yukarıda tıbbi genel bilgiler başlığı altında açıklandığı üzere Down sendromlu bireyler pratikte doğurganlıkları ya da fertilizasyon yetenekleri yok kabul edilmektedir. Buradaki temel problem bu madde ve yazılışına bakılarak Down sendromlu bir fetüsün düşürtülüp düşürtülemeyeceğidir. ‘Doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller’ kavramı lafzi olarak incelendiğinde ‘ile’ bağlacının ‘ve’ anlamında kullanıldığı görülmektedir. Bu nedenle sadece doğacak kişinin Down sendromlu olması yeterli olmayıp ayrıca onun çocuklarının da sakat olmaları gerekmektedir. Down sendromlu kişilerin doğurgan olmadıkları düşünüldüğünde bu düzenleme diğer başkaca birçok fetal anemolinin sonlandırılması için yeterli değildir.
Ayrıca düzenlemede sonlandırma için ‘ağır maluliyet’ kriteri getirilmiştir. Bu durum geçmişte çok karışıklığa neden olduğundan dolayı çocukluk dönemine ait engellilik durumu ayrıca bir yönetmelikle düzenlenmiştir. Erişkinler için yapılmış düzenlemelerin çocuklar için kullanılmaya çalışılması bazı rapor tutarsızlıklarına ve hak kayıplarına neden olmaktaydı. 2019 yılında yapılan düzenleme ile ‘Çocuklar İçin Özel Gereksinim değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik’ (ÇÖZGER) yayınlanmıştır. Bu yönetmeliğe göre Down sendromlular (mozaik form harici) sosyal haklar için ağır engellilik durumuna karşılık olarak ‘özel koşul gereksinimi var’ olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla burada var olan ağır maluliyet kriterinin altı boşalmış ve anlamsız hale gelmiştir. Her iki yasal mevzuat arasındaki bağlantı kopmuştur.
2.5. RTSY AÇISINDAN İNCELEME
‘Gebelik süresi on haftayı geçen kadınlarda rahim tahliyesi yapılamaz. Bu durumdaki kadınlarda, ancak, Tüzük'e ekli (2) sayılı listede sayılan hastalıklardan birinin bulunması halinde ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından rahim tahliyesi yapılabilir. Hastalığın, kadın hastalıkları ve doğum uzmanıyla bu hastalığın ilişkin olduğu uzmanlık dalından bir hekimin birlikte hazırlayacakları, kesin klinik ve laboratuvar bulgulara dayanan, gerekçeli raporlarla saptanması zorunludur’ denilmektedir. Nitekim 2 no’lu listenin konjenital nedenleri içeren N bendinin 3. sırasında Down sendromu da sayılmaktadır. Burada kastedilenin fetüsün Down sendromlu olup olmadığı değil anne adayının Down sendromlu olması durumundan bahsedildiği açıktır. Dolayısıyla sadece Down sendromlu anne açısından sonlandırma mümkün görünmektedir. Ayrıca bu listedeki tüm hastalıklar açısından tartışmak mümkün olup burada sayılı durumların hemen hiç biri gebeliğin sonlandırılması için gerçekçi neden olamaz(6).
2.6. GEBELİK SONLANDIRMANIN İDARİ YÖNÜ
Kusurlu gebeliklerin sonlandırılması için mezkur kanun ve tüzüğe göre Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanının ve ilgili dalda bir uzmanın objektif bulgulara dayanan gerekçeli raporları gerekmektedir. Yani bir kurul kararı değil iki hekimin raporuna istinaden işlem yapılmaktadır. Bu türden kararların kurulca alınması gerekir. Ayrıca aileye liyezon psikiyatrisi desteği sağlanmalıdır. Kanun hükmünden ilgili dal uzmanı anlaşılamamaktadır. Pratikte ise uygulama fetüse yapılan genetik test objektif bulgu sayılmakta ve Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanlığının yan dalı olan Perinatoloji uzmanının tek imzalı raporuna istinaden diğer yasal yükümlülükler yerine getirilerek uygulanmaktadır. Bazı kliniklerde tavsiye nitelikli kurul kararı alınmakta fakat bu kurul yine sadece Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanlarından oluşmaktadır. Olması gereken ise kesinlikle bu tür kararların bir kurulda alınması ve bu kurulda Tıbbi Genetik uzmanının bulunmasıdır.
2.7. KUSURLU GEBELİKLERDE TESPİT VE SONLANDIRMA SÜRESİ SORUNU
İnsan embriyosu morfolojik anlamda 11. hafta civarında insan formuna ulaşmaktadır. Yani ultrasonografik olarak ayırt edilebilen majör kusurlar en erken bu dönemde tespit edilebilir. Bu nedenle isteğe bağlı gebelik sonlandırılması açısından yasal sınırlar aşılmış olmaktadır. Burada bir konunun altını çizmekte fayda vardır. Tüm yasal düzenlemede ‘gebeliğin başından itibaren’ deyimi kullanılmaktadır. Bu kavram son adet tarihi yada ultrasonografi bulgularıyla örtüşmemektedir. Gebeliğin başlangıcı eğer sperm ile yumurtanın birleşmesi noktası kabul edilirse (ki bu noktaya kadar bir gebelik zaten yoktur); son adet tarihinden hesaplanan gebelik haftasından 16 gün düşülmesi, yani 11 haftalık gebeliğin 8 hafta 5 gün kabul edilmesi gerekir. Ayrıca döllenmiş yumurtanın rahim duvarına tutunması kabul edilirse bu durumda hesaplanan tarihten yaklaşık 25 gün düşülmesi gerekir. Çünkü döllenme adetin 16. günü, tutunma 25. günü
olmaktadır. Genetik incelemeler ise 11. haftadan itibaren yapılabilmektedir. Bu hafta itibariyle fetüse zarar vermeden plesentadan örnek alabilmek mümkündür. Genetik incelemenin kesin sonucu ise 30 gün civarında alınmaktadır. Bu durum ister istemez sonlandırmanın şekli unsurlarının tartışılmasını gerekli kılmaktadır. Öte yandan Türk hukukunda gebelik sonlandırılması için bir üst sınır yoktur. Örneğin 22. haftada yapılan bir kordosentez sonucu 26. haftada kesinleşmektedir. Teknolojik ve bilimsel ilerlemelerin sonucu olarak 22 hafta yani 500 gramın üzerindeki bebekler yaşatılabilir hale gelmiştir. Sonlandırılan gebeliklerin canlı doğmaları kaçınılmazdır. Bu durumda ise canlandırmanın yapılmaması Türk Ceza Kanunu’na göre ihmali yolla ölüme sebebiyet verme suçunu oluşturacaktır. Neticede anneden canlı olarak doğan her varlık hukukumuza göre kişi sayılmaktadır. Pratikte öncelikle fetosit (anne karnında bebeğin kalbinin ilaçla durdurulması) akabinde ise doğurtulması uygulanmaktadır.
Türk hukukunda sonlandırma üst sınırının olmaması çok ciddi bir eksikliktir. Örneğin Almanya İspanya ve İsveç’te sınır 22 hafta olarak uygulanmaktadır. İsviçre, Avusturya, Belçika gibi ülkelerde de tıpkı Türkiye’deki gibi sınır bulunmamaktadır. Bu veriler ışığında devletler uygulaması açısından genel bir kabul halen oluşmamıştır. Bu durumun suistimale açık olduğu görülmektedir(7).


2.8. TIBBİ TEŞHİSTE YANILMA İHTİMALİ VE SONUÇLARI
Down sendromu teşhisi genetik testler ile konulmaktadır. Bu anlamda NPK‘daki objektif bulgular teriminin karşılığı genetik testler olarak algılanmalıdır. Bu anlamda daha önceden bahsedilmiş olan anne kanındaki fetal hücreler incelenerek yapılan test %2’lik yanılma payı nedeniyle yeterli bulunmamaktadır. Öte yandan mozaik formlu Down sendromlu bireylerde neredeyse tamamen kendilerini idame ettirebilecek bilişsel ve fiziksel yetilere sahip olmalarına rağmen herhangi bir ayrıştırmaya tutulmadan sonlandırılmaktadır. Bu hasta grubunun yaklaşık % 3-5’lik bir kısmı oluşturduğu unutulmamalıdır.
Genetik örnekleme hatalarına bağlı yanlış tanı ihtimali mevcuttur. Fakat bu durum fetüse tanı konulamaması dolayısıyla tanının atlanması gibi bir sonucu doğuracaktır. Dolayısıyla sağlıklı kabul edilebilecek bir fetüsün atlanması durumu söz konusu değildir.
2.9. ÖZÜRLÜLÜĞÜN DEĞERLENDİRİLMESİ SORUNU
NPK’ya göre çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyet durumu gebeliğin sonlandırılması için yeterlidir. Buradaki özürlülük endikasyonu tartışmalara son derece açıktır. Bu hüküm nedeniyle sonlandırılan gebeliklerin yaşama hakları diğerlerinden az değildir. Ağır maluliyetin tanımlanmasında tedavisi mümkün olmayan, yaşam kalitesini çok ileri derecede bozacak ya da hayati bir organın yokluğu ile ağır yetmezliğinin anlaşılması gerekir. Bir organın mesela elin yokluğunun ya da cücelik gibi yaşam kalitesine etkisi nisbi olan bir kusurun sonlandırma nedeni olmaması gerekir. Şu bakış açısıyla düşünmek; öjeni handikapına düşmemek için uygun olacaktır. Nasıl ki doğumdan sonra zeka geriliğinin tespiti ya da bir organın anatomik veya fonksiyonel yetersizliğinin tespiti kişinin hayatını sonlandırmak için bir neden değilse; aynen bir fetüs için de olmamalıdır. Burada tamamen materyalist bir bakış açısı kadar fatalist bir bakış açısının da sıkıntılı olacağı görülmektedir. Özürlülüğü değerlendirmenin kurullar aracılığıyla yapılması ve hatta tüm hastalık grupları açısından manuel yayınlanması gerekir. Şimdilik herhangi bir davada tartışılmış olamasa dahi; direkt illiyet bağı kurulmaya müsait bir müdahale olduğundan dolayı söz konusu kararlarda imza sahibi hekimlerin kusur sorumluluğuna gitmek mümkündür.
Konuyu Down sendromu üzerinden anlatmayı seçtiğimizden dolayı başkaca kusurlu gebelikler ile ilgili değerlendirmeleri yüzeyel yapmaktayız. Başkaca hastalıklar açısından özürlü olduğu ve sonlandırılması önerilen fakat ailece devam ettirilen gebeliklerin zaman zaman sağlıklı ya da basit müdahale ile giderilebilir problemleri olan bireyler olarak doğdukları görülmektedir. Bu durumda gebelik sürecinde ailenin yaşadığı psikososyal travmalar göz ardı edilmektedir. Bir kişinin doğup doğmaması gerektiğinin kararının böylesi gelişi güzel bir şekilde değil daha normatif bir çerçevede verilmesi gerekir.



10
2.10. ÖZEL HUKUK AÇISINDAN SAĞLIKSIZ GEBELİĞİN SONLANDIRILMASI
Türk Medeni Kanunu’na göre kişiliğin başladığı an anneden tam ve sağlam olarak ayrıldığı an olarak kabul edilmektedir. Fakat fetüsün de hakları mevcuttur. Cenin sağ olarak doğmak kaydıyla mirasçı olacaktır. Fetüs haklarının ebeveyn haklarıyla çatıştığı bir durumda kanunlardan daha çok tıbbi etik değerlere başvurmak gerekmektedir. Türkiye’de ve diğer pek çok ülkede fetüs haklarını ilgilendiren direkt bir düzenleme yoktur. Hayatı tehdit eden durumlar açısından annenin tercih edilmesi gerekliliği aşikardır. Fakat annenin hayatını tehdit etmeyen durumlarda sadece fetüse bağlı nedenlerle gebeliğin sonlandırılması konusu spekülasyonlara açıktır. Sosyal, ekonomik, kültürel ya da maddi külfet oluşturacağı bilinen fetüslerin sonlandırılması kararı çok çetrefilli bir karardır. Pratikteki uygulama aileye yüzeysel bir açıklama yapıp kararı onlara bırakmaktan ibarettir. Özel hukuk açısından sağlıksız bir gebeliğin sonlandırılmasından daha çok gözden kaçırılıp doğması problemdir. Çünkü sonlandırma kararına aile aktif katılmakta ve şekli de olsa onamları alınmaktadır. 10 haftanın üzerindeki bir gebeliğin sonlandırılmasının tıbbi tehlikeleri ya da teşhis konulması için uygulanan müdahalelere bağlı komplikasyonlar özel hukuk açısından dava konusu olabilir(6).




2.11. CEZA HUKUKU AÇISINDAN SAĞLIKSIZ GEBELİKLERİN SONLANDIRILMASI
Türk Ceza Kanunu’nun çocuk düşürtme kenar başlıklı 99. Maddesi 2. bendine göre ‘Tıbbi zorunluluk bulunmadığı halde, rızaya dayalı olsa bile, gebelik süresi on haftadan fazla olan bir kadının çocuğunu düşürten kişi, iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu durumda, çocuğunun düşürtülmesine rıza gösteren kadın hakkında bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur’. Buradaki zorunluluk hali TCK sistematiği içinde 25. Maddedeki haliyle anlaşılmalıdır. Burada ise ‘1- Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez. 2- Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez’ denilmektedir. NPK’da da buna paralel bir düzenlemem mevcuttur. Mecburiyet hali açıkça düzenlenmiştir. Fakat bu durumda NPK’da yer alan ağır maluliyet endikasyonu kapsam dışında kalmaktadır. NPK’nın özel kanun olduğu göz önünde bulundurulursa bu durumda ilgili hüküm hukuka uygunluk nedeni olabilecektir. Fakat Türk Ceza Kanunu daha yeni bir kanundur. İlgili madde yazılırken kolayca eklenmesi mümkün iken yazılmamıştır. Bu durumun bir mahkeme kararında tartışılması oldukça ilginç olacaktır. Ceza kanunu açısından esas handikap RTSY’nin ekindeki 2 numaralı listededir. Burada yazılı olan pek çok hastalık ya da durum artık gebelik sonlandırılması nedeni değildir.
Örneğin sezeryan ameliyatı geçirmiş olmak ya da myom ameliyatı geçirmek gebeliği istenildiği zaman sonlandırma hakkı vermektedir. Türkiye’de doğumların yaklaşık %54’ünün sezeryan ile yaptırıldığı düşünülürse durumun vahameti anlaşılabilir. Daha önce sezeryan olmuş ve 20 haftalık iken gebeliğinin sonlandırılmasını talep eden hastanın bu senaryoya göre buna hakkı vardır. Reddedilmesinin sonuçlar da görevi ihmal suçuna neden olacaktır. Bu durumun düzeltilmesi şarttır(7,8).
2.12. KARŞILAŞTIRMALI HUKUKTA SAĞLIKSIZ GEBELİKLERİN SONLANDIRILMASI
Türkiye’de bilindiği üzere sağlıksız gebelik sonlandırılmasında hafta olarak üst sınır yoktur. Ayrıca işlem için iki hekimli bir rapor yeterlidir. ABD’nin 43 eyaletinde ve İtalya’da genel yaşayabilirlik sınırı kullanılmaktadır. Avusturya, Belçika, Danimarka, Fransa, Hollanda, İngiltere, İsviçre ve Rusya’da sınır yoktur. Almanya, İsveç ve Letonya’da sınır 22 haftadır(9). Bu tablo genel itibarıyla değerlendirildiğinde ülkelerin terminasyon için genel olarak sınır koymadıkları kolayca fark edilmektedir. Bunun sosyokültürel, ekonomik ya da dinsel nitelikli motivasyonlarının olması muhtemeldir. Her ülke kendi dinamikleri açısından olaya yaklaşmaktadır. Almanya örneğinde büyük ihtimalle geçmişte yaşanmış olan öjenik ırk amacı için işlenmiş suçlar nedeniyle ‘çocuğun özürlü olması yaşamın korunmasının azaltılmasına asla sebep olmamalıdır’ denilmektedir(10). Bu anlamda en ilginç örnek ise aile planlaması amaçlı küretajın yasak olduğu İran’da, sağlıksız gebeliklerin 16. haftaya kadar sonlandırılabiliyor olmasıdır. Bunun İran’ın siyasi tarihinin bir kalıntısı olduğu düşünülebilir. İslam şeriatı ile yönetilen ülkeler açısından böyle bir durum söz konusu değildir(11). Sonuçta tüm toplumlar açısından sağlıksız gebelikler vazgeçilebilir kabul edilmektedir. Sorun ise bunun sınırlarını belirleme noktasında çıkmaktadır. Türkiye’de bu konuyla ilgili mevzuat düzenlenirken bilerek bazı noktalarda hukuki boşluklar bırakılmış gibi görünmektedir. Bu alanların mesleki deneyime uygun olarak hekimler tarafından doldurulması umulmuştur. Fakat insanların günümüz tıp dünyasına bakışlarındaki değişim sonucu defansif tıbbi uygulamalar ağırlık kazanmaktadır. Bu durumda mevzuattaki aleni açıklıklar hukuki bilgiye sahip olmayan hekimler tarafından fark edilemeyip maddi manevi zarar görmelerine neden olabilmektedir. Öte yandan aynı boşlukların gereksiz gebelik sonlandırılmaları için de kullanılıyor olması mümkündür.
BÖLÜM 3:DEĞERLENDİRME VE İRDELEME
Genel itibarıyla hukuk; çok ciddi sosyal olaylar dışında norm yaratmak iddiasında olan bir disiplin değildir. Daha çok toplumsal dinamiklerin biraz gerisinden gelen; oluşmuş konsensüs durumları için yaptırımlar geliştiren bir bilim dalıdır. Bu nedenle diğer bilim dallarıyla olan ilişkileri zamanla güncellikten kopmaktadır. Fen bilimleri gibi alanlarda sonuçların sosyal etkilerinin göz önünde bulundurulması gerekmez. Belki toplumsal bir sonuca ulaşılabilir fakat bu hedeflenen değildir. Tıp bilimi neredeyse günlük olarak ilerleyen ve çoğunlukla bir konuda asla konsensüs oluşturamayan bir çok hizibin olduğu karmaşık bir alandır. Hukuk ile tıp bilimlerinin yan yana geldiği alanlar oldukça keyifli tartışmalara kaynak olmaktadır.
Türkiye’de sağlık hukuku kendine ait bir mevzuatı olmayan dağınık bir yapı sergilemektedir. Her konu ile ilgili en temel kanunlara başvurulmakta, bu kanunlar üzerinden yargılama yapılmaktadır. Tıp hukukunun çeşitli özel kanunlar, kanun içine serpiştirilmiş maddeler, yine bazı tüzük ve genelgelerden oluşan bölük pörçük yapısı sağlık çalışanı yada sağlık hizmetlerinden faydalananlar ve hatta konuyla ilgili hukukçular açısından kavranmasını zorlaştırmaktadır. Genel itibarıyla bu mevzuat eskimiş olup günümüz tıp biliminin ulaştığı noktanın çok gerisindedir. Nitekim aile planlaması ile ilgili temel mevzuat olan Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’da 1983 yılında askeri dönemde yapılmıştır. Üzerinden geçen 37 yıla rağmen halen aynı kanun ve tüzüğe dayalı olarak bu hizmetler yürütülmeye çalışılmaktadır.
Klasik anlamda aile planlaması istenmeyen gebeliklerin hukuka uygun olarak sonlandırılmasıdır. Türkiye’de 10 haftadan küçük gebelikler yasada açıkça yazılı şartları yerine getirmek suretiyle sorunsuz bir şekilde sonlandırılabilmektedir. Yasal isteğe bağlı gebelik sonlandırması; çerçeveleri net bir şekilde çizilmiş, üzerinde çokça konuşulmuş, hukuki irdelemesi neredeyse en son noktasına kadar yapılmış bir konu olup bu haliyle akademik olarak küllenmiş görünmektedir. Bilinen tartışmalara tekrardan girmemek ve sonuçta kaçınılmaz olan akademik tekrara saplanmamak için bu çalışmaya dahil edilmemiştir.
10 haftanın üzerinde ve kusurlu gebeliklerin sonlandırılması konusu ise belki de şimdilerde yeni başlayacak birçok tartışmayı beraberinde getirmektedir. Buradaki kusur kavramı temel yasalardaki kusur kavramıyla ilgisiz, somut fiziki gerçekliğe dayanan kusurdur. Tartışmaların Down sendromu üzerinden yapılması; hem hukuk camiası hem de tıp camiası açısından yararlı olacaktır. Tıp literatür yazım tekniğine uygun olarak her şeyin değil; bir örneklem üzerinden konunun anlatılması tercih edilmiştir. Ayrıca yukarıda temel bilgilerin başında söz edildiği üzere bu hastalık tam sınırda endikasyonlardan biridir. Sağlıksız gebeliğin ortalama bir tanımı yoktur ve büyük ihtimalle de olmayacaktır. NPK açısından bakıldığında anne ya da fetüs arasında tercih yapılması gereken durumlarda annenin tercih edileceği ortadadır. Müstakbel olanın aşikar olana yeğ tutulması elbette ki mümkün değildir. En temel etik değerler ve insani güdülerin de anne hayatına fetüse göre öncelik vereceğine şüphe yoktur(12).
NPK madde 5’te yer alan ‘doğacak çocuk ile onu takip edecek nesiller için ağır maluliyete neden olacağı hallerde..’ cümlesinin yeterli açıklıkta olmadığı görülmektedir. Bir fetüsün doğup doğmayacağına karar vermek aşamasında her şey bu cümlenin içinde görünmektedir. Burada ile bağlaç olarak değerlendirildiğinde sonuç başka, edat olarak kabul edilirse başkadır. Sonuçta Down sendromu bu şablona oturtulduğunda doğurganlıkları olmadığından dolayı şartın yarısını karşılamamaktadır. Bu yoruma göre her iki şartın sağlanamaması nedeniyle sonlandırılması uygun olmayacaktır. Yönetmelikteki Down sendromu içeren madde ise anne adayının Down sendromlu olmasına yönelik olup ‘anne adayının sağlığını tehdit eden durum’ olarak değerlendirilmelidir.
Türk Ceza Kanunu açısından ‘tıbbi zorunluluk’ dışında nedenlerle on haftanın üzerindeki gebeliklerin sonlandırılması mümkün değildir. Bu durumda sonradan yapılmış olan Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddesi gereği suç oluşmaktadır(13). Kanunun bu maddesi iler aslında zımni olarak sağlıksız gebelik sonlandırılmasının önüne geçilmiştir. Uygulamada halen yapılagelmesi, hukuka uygun olduğu anlamına gelmemektedir. Konunun bir mahkeme önünde tartışılması teorik olarak zordur. Çünkü müşteki olacak kişiler aynı zamanda olaya aktif katılmakta ve onay vermektedir. Bu durum teoride tartışılmasına engel değildir. Yasalar arasındaki bu farklılık bilinen kanunlar ihtilafı çözümleri ile değerlendirilirse yeni yapılan Türk Ceza Kanunu’na uyulması daha doğru olacaktır.
Yaşamla bağdaşmayan doğumsal kusurlar açısından tartışma yapılması gereksizdir. Fakat bu hasta grubunu içeren liste günümüzde gittikçe azalmaktadır(14,15,16). Bu şekilde nitelendirilebilecek hastalıkların hemen tamamı beyin gelişim kusurlarıdır. Örneğin kalp ile ilgili hastalıkların hiç biri bu kategoride sayılamaz. Doğacak çocuğun maluliyetinin değerlendirilmesi ve buna göre ‘ağır’ olarak nitelendirilmesi ister istemez sübjektif öğeler içermektedir. Down sendromunda kişilerin minimum %3’ünün mozaik olması ihtimali söz konusudur. Bu kişiler ‘çocuklar için özel gereksinim raporu’ yönetmeliğine göre ağır engelli kabul edilen ‘özel koşullara gereksinimi var’ olarak kabul edilmemektedir. Mozaik Down sendromunda ise yönetmeliğin ilgili alanlarında gereksinim değerlendirilmesi yapılması gerekmektedir. Yani genetik testlerde Down sendromu çıkan yaklaşık 20-30 fetüsten birisi şu andaki geçerli mevzuata göre ‘ağır maluliyete sahip’ sayılamaz. Bu oran kabul edilebilir değildir. Bu nedenle Down sendromunda terminasyon kararı ile ilgili genel geçer görüşte değişiklik yapılması şart görünmektedir.
Konu biraz daha geniş çerçevede ele alındığında hemen tüm ülkelerin sağlıksız bir vatandaşları olmasını istemedikleri görülmektedir. Tüm ülkelerde bu türden düzenlemelerin olmasını sadece kişilerin taleplerine bağlı saymak yeterli bir yaklaşım olmayacaktır. Belli ki insanları birlikte ürettikleri ortak üst akıl sınırları değişken olsa da sağlıksız nesiller fikrine sıcak bakmamaktadır. Örneğin amniotik band sendromuna bağlı bir kolun tam olarak gelişmemesi durumunda sonlandırma kararı verilebilmeli midir? Ya da böyle bir kararı vermeye kişiler teşvik edilmeli midir? Gebeliğin devamı konusunda cesaretlendirilmeli midir?
Aslında bu noktaya gelindiğinde aileye bilgilendirmede bulunan kişinin bireysel özellikleri devreye girmektedir. Tamamen nötr bir tavır takınmak mümkün değildir. Bu durum için yapılacak aydınlatma da alınan onam da her şekilde yetersiz olacaktır.
Hukuki dayanağın günceli takip edebilmesi için yapılan düzenlemede gebelik sonlandırılmasına ilişkinsorumluluğun meslek odalarına bırakılması uygun olacaktır. Kanun tekniği açısından sürekli bir yenileme söz konusu olamayacağına göre ilişkin listelerin dönemsel olarak yayınlanması sorumluluğu ya bir kurula ya da bir meslek örgütüne bırakılmalıdır(17,18,19). Kusurlu gebelik kavramı her olay için ayrıca düşünülmelidir. Çok göz önünde bir örnek olmasına ve sürekli olarak uygulanabilir olmasına rağmen Down sendromlu gebeliklerin sonlandırılması bile kendi içinde pek çok tartışmaya açıktır(20). Hemen tüm erişkin hastalıklarının da altında genetik yatkınlık vardır. Örneğin 10 yaşında kalp krizinden yaşamını kaybeden bir çocuk için bu hastalık kesinlikle genetik temellidir. Bu durumun fetal hayatta tespit edilmesi durumunda bu gebeliğin sonlandırılması mümkün müdür? Elbette ki hayır!
Ağır maluliyete sahip gebelik ile ifade edilen temel hastalık formları insan algısında daha çok görsel farklılık taşıyan kişiler olarak canlanmaktadır. Örneğin kalbinin bir yarısının doğuştan olmadığı yenidoğan bebek hastalıklı, belinde açıklık nedeniyle ayaklarını hareket ettiremeyen bebek sakat olarak sınıflandırılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında doğumdan sonra toplumca normal kabul edilen görsele sahip bebeklerin sonlandırılma ihtimalleri daha düşüktür. Down sendromlu bebekler bu açıdan da ilginç bir noktada bulunmaktadırlar. Kendilerine özgü fenotipik özellikleri nedeniyle toplum tarafından kolayca kabul edilebilmektedirler.
3.1. SAĞLIKLI OLMAYAN GEBELİKLERİN SONLANDIRILMASINDA SÜRE SORUNU
Embriyolojik gelişim evreleri ve günümüz tıbbi gelişmişlik düzeyi göz önünde bulundurulduğunda 11. haftadan önce bir gebeliğe morfolojik yollarla tanı konulması mümkün değildir. Çünkü formal olarak insan fenotipisi 11. haftada gelişmektedir. Yine spontan gelişen gebelikler için ilk genetik inceleme bu haftalar civarında mümkündür. İn vitro fertilizasyon (IVF) uygulamalarında embriyonun transferi öncesi genetik olarak incelenmesi mümkündür. Dolayısıyla sağlıksız gebelik teşhisi ile isteğe bağlı gebelik sonlandırılması süreleri arasında minimum bir haftalık fark oluşmaktadır. Yani her halükarda sağlıksız gebelik teşhisi konulduğu zaman NPK’nın mezkur maddelerine uygun davranılması gerekir. Bu durumda isteğe bağlı gebelik sonlandırılması için sürenin 12 haftaya çıkarılması en azından komple beyin yokluğu gibi sakatlıkların daha kolay sonlandırılmasını sağlayabilecektir. Birkaç istisnası dışında hemen tüm Avrupa ülkelerinde yasal isteğe bağlı gebelik sonlandırılmasına 12. haftaya kadar izin verilmektedir. 12. haftanın belirlenmiş olmasının tıbbi bir dayanak noktası yoktur. İlk kalp atışı son adetin ilk gününden itibaren 5 hafta 3 günlükken, form olarak insan görünümü 10 hafta 3 gün civarındayken gelişmektedir.



BÖLÜM 4: TARTIŞMA
Sağlıksız gebeliklerin sonlandırılması tartışmaları dünya üzerindeki tüm ülkeler açısından bitecek gibi görünmemektedir. Tüm ülkeler kendi sosyal ekonomik ve etik değerlerine göre toplumunun kabul edebileceği bir orta yol bulmak zorundadır. Pratikte hukuki normların değişim hızı toplumsal evrimsel sürecin çoğunlukla arkasında kalmaktadır. Günümüzde çoğu kanun neredeyse yapıldığı anda güncelin arkasında kalmaktadır. Dolayısıyla kanun yapmak giderek sosyal bir konsensüs sonucu yerine teknik çözümlemeler içeren; eksperler tarafından hazırlanıp sadece onaya sunulan sofistike bir hale gelmektedir.
Türkiye’nin de sosyal ve tarihsel olarak batı ile doğu kültürleri arasında köprü olması nedeniyle her iki kültürel yapıya uygun bir orta yol bulma zarureti vardır. Nitekim bunun sonucu olarak doğu kültürlerindeki gibi toptan yasaklamak yerine; batı toplumlarına ait yasaların çoğu yerde süreleri azaltılarak gebelik sonlandırılmasına izin verilmiştir. Fakat sağlıksız gebeliklerin sonlandırılması sorunu son derece muğlak ifadelerle geçiştirilmiştir. Yapılmış olan yasal düzenlemenin müstakbel bir insanın hayatına yönelik karar vermek açısından yetersiz olduğu görülmektedir. Sonrasında hukuk sistemine eklenen pek çok düzenleme nedeniyle söz konusu yasanın uygulanması neredeyse imkansız hale gelmiştir. Bu anlamda Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliğin 10 haftanın üzerinde gebeliklerin anne hayatını tehdit etmedikleri sürece suç oluşturacağı düzenlemesi en büyük problemdir. NPK’nın kendi içeriği de bu anlamda sorunludur. Birkaç kelimelik bir cümle içinde oldukça muğlak bir ifadeye dayanarak gebelik sonlandırılmaya çalışılmaktadır. Yasanın bir an önce güncellenmesi gerekmektedir. Daha vahim olan durum ise yönetmelikte mevcut olup; ekli listede sayılan hastalıkların gebelik sonlandırılması için kullanılması güncel tıp literatürü ile uyumlu değildir. Sağlık çalışanının müdahaleyi reddetmesi durumunda söz konusu yönetmelik nedeniyle yasal zorunluluğu doğması kaçınılmaz olacaktır.
Doğumsal kusurlu gebeliklerin geneli değerlendirildiğinde aynı hastalık ismine sahip olsa bile kişiden kişiye hastalığın ağırlığı son derece değişken olabilmektedir. Bebeğin anne karnında iken öngörülen kusur düzeyi ile doğum sonrası tespit edilen kusur düzeyleri çok değişken olabilmektedir. Örneğin yürüyemez denilen bir fetüsün doğum sonrası uygun tedavi ile yürür hale gelmesi olasıdır. Yine kol ya da bacak eksikliğinde protez uygulamaları sayesinde gayet kaliteli bir yaşam sürdürmek mümkün hale gelmiştir. Kanun koyucunun genel bir çerçeve çizdikten sonra konunun dönemsel olarak gözden geçirilecek şekilde bir kurula bırakması günümüz dünyasına daha uygundur.
En temel insan hakkı sayılan normalde doğmuş bir kişi için her ne kusuru olursa olsun konuşulması bile mümkün olmayan yaşama hakkının her ne nedenle olursa olsun tartışılıyor olması ironiktir. Bir taraftan bir insandan canlı olarak doğmuş olan her organizmaya kutsiyet atfederken diğer yandan bir şekilde fark edilmiş olması nedeniyle anne karnındaki fetüslere hoyratça yaklaşılmaktadır.
Down sendromu özellikle tespiti ya da fark edilmemesi açısında sağlık çalışanları için son derece önemli bir hastalıktır. Toplumda görülme sıklığının 1/800 olduğu göz önünde bulundurulduğunda sanki önemli değilmiş gibi algılanabilir. Fakat bir hekimin günde bazen yüz kadar hasta gördüğü ortamda kaçınılmaz olarak sürekli teşhis konulması gereken ya da konulmuş ve sonlandırılması gereken hastalarla karşılaşılmaktadır. Teşhis için kullanılan tarama testlerinin idari nedenlerle yapılamadığı durumlarda hekim suçlanabilmektedir. Tarama testlerinin maksimal
21
güvenilirliği %80-90 civarında olduğundan dolayı kaçınılmaz olarak teşhisin atlanılması gerçekleşmektedir. Tıp dünyasının da bu konuda kafası yeterince karışıktır. Örneğin hala 35 yaş üzerindeki tüm gebelere çokta masum olmayan (ki işleme bağlı teorik gebelik kaybı oranı 1/200’dür) amniyosentez işlemi standart olarak önerilmektedir. Anne adaylarına rutin testler esnasında bilgi verilmeden tarama testleri uygulanmakta hatta bu konuda mecbur tutulmaktadırlar. Tarama sonucu risk grubuna giren anne adaylarına açıklama yapılmadan ileri işlemler önerilmektedir. Sonuçta tarama testleri ile sadece bir risk analizi yapılmasına rağmen; gebenin zaten hassas olan psikolojisi düşünülmeden bebeğin sakat olduğu söylenebilmektedir. Hekimlerin tamamen defansif tıbba yönelmeleri, hiçbir şeklide sorumluluk almak istememeleri ve en nihayetinde herhangi devlet memuru gibi muamele görüyor olmaları bunun nedenleridir. Teşhis hatası yapılan ailelerin çoğu özel hukuk mahkemelerinde soluğu almaktadır. Genetik testler sonucunda teşhis konulan hastalarda ise sıradan insanın altından kalkamayacağı ikilem ortaya çıkmaktadır. Tıbbi genetik branşı tarafından yüzeysel bilgilendirme yapılmaktadır. Aslında tüm kusur taşıyan gebelikleri için psikolog kontrolünde birkaç seansa uzanan aydınlatmanın yapılması gerekir. Diğer pek çok ülke hukukunda gebelik sonlandırma talebi ile gelen kişilere birkaç günlük düşünme süresi verilmesi şart tutulmaktadır. Bu tarz yaklaşımların Türk hukukuna intibak ettirilmesi şarttır. Aslında süre verilmeden alınmış olan aydınlatılmış onam imzalarının geçerliliği tamamen tartışmalıdır. Karşılaşılan durumun heyecan ve paniği nedeniyle pek çok kişi normal düşünme yetisini geçici olarak kaybedebilmektedir.

BÖLÜM 5: SONUÇ VE ÖNERİLER
Türk hukuk sisteminde fetal hayatta tespit edilen kusurlu gebeliğin sonlandırılmasına ilişkin yapılan kanuni düzenlemeler yetersiz ve güncelin çok gerisindedir. Ülkenin bulunduğu siyasi ve kültürel atmosfer göz önüne alındığında söz konusu yasanın toptan lağvedilmesi riski olsa da değiştirilmesi ve çağa uygun hale getirilmesini önermek gerekmektedir. Kusurun tespiti ile sonlandırılması gerekip gerekmediği iki ayrı kolda değerlendirilmelidir. Kusurun tespiti sadece bir hekim tarafından yapılabilirken; sonlandırma önerisinin doğum sonrası takip ve tedavisini üstlenecek branştan bir hekimin de olacağı kurul tarafından yapılması uygun olacaktır. Ailenin bilgilendirilmesi ve doğacak bebeğin kusuru konusunda güncel somut verilere uygun olarak etraflıca aydınlatılması gerekmektedir. Gebeliğin sonlandırılmasına karar veren anne adayı ayrıca; bu süreçte çıkabilecek tüm sorunlar hakkında bilgilendirilmelidir. Hastalık üst başlıkları oluşturarak standart bir uygulama oluşturulmaya çalışılmamalı, her olay kendi özelinde değerlendirilmelidir. Sosyal bilimler ile fen bilimleri arasındaki değişkenlik açısından farklar gözetilmeli ve yasal zeminde kısmi bir liberalizasyon sağlanmalıdır. Keyfi uygulamaların önlenmesi için bilim kurulları oluşturulmalıdır.
Meri hukuki mevzuat göz önüne alındığında sağlıksız gebelik sonlandırılması Türk Ceza Kanunu açısından suç oluşturmaktadır. Cezaya dair hükümlerin dar yorumlanacağı gerçeği karşısında konunun tamamen dışında olan ya da başka saikle hareket eden bir mahkemenin karşısında sağlık çalışanının korunması mümkün olmayabilir. Esas kanuni dayanak olan NPK’yla ilgili temel sorun maddenin muğlaklığıdır. Konunun ayrı bir akademik platformda tartışılıp ayrı maddeler halinde düzenlenmesi yerinde olacaktır.
Tüm tıbbi işlem ve sorumlulukların temel bir kanunla birleştirilmesi uygulama bütünlüğü açısından elzemdir. Başka bir çok sebeple birlikte; sağlıksız gebeliklerin teşhis edilememesi ve buna dayanan davalar nedeniyle Kadın Hastalıkları ve Doğum hekimliği istenilmeyen bir branş haline gelmiştir. Bu nedenle sağlıksız bir gebeliğin sorumlusunun hekim olmadığı gerçeğine istinaden zorla illiyet bağı kurmaya çalışmaktan hukuk disiplini vazgeçmelidir. Tıbbi uygulama hataları iddiaları soruşturmaları hekimin savunması alınmadan önce kesinlikle çok ciddi elemeden geçirilmelidir. Her türden suçlama ile savunma alınması uygulaması sağlık camiasında yılgınlığa; daha da ötesi defansif tıbba yönelmeye neden olmaktadır. Kusurlu gebelikler ile ilgili tüm uygulamalar bu durumdan nasibini almaktadır. Mümkünse hastayı görmemek, görmüşse sevk etmeye çalışmak, sevk edemezse elindeki tüm gerekli gereksiz tetkikleri istemek, anormal bulguları olan gebeliği terörize ederek illa sevk etmek, sevk edilen hastayı da zinhar geriye kabul etmeyip takibi sevk edildiği yerin üzerine yıkma alışkanlığı tüm hekimler arasında salgın halinde artmaktadır. Bu şartlar altında bir çözüm zor görünse de acilen sağlık çalışanlarına hak ettikleri değer hem maddi hem de manevi anlamda verilmelidir.



24
BÜLÜM 6: KAYNAKÇA
1. Mürsel K, Kadıoğlu N, Özel Ş, Ustun YE. ‘Down Sendromu İçin Gebelere Yapılan Prenatal Tarama ve Tanı Testlerinin Sonuçları; Maliyet Analizi’, Ankara Med J, 2019;(1): 108‐14
2. James DK, Steer PJ, Weiner CP, Gonik B, Çeviri ed Güner H. Yüksek Riskli Gebeliklerde Yönetim Seçenekleri, Üçüncü Baskı, Güneş Tıp Kitabevi, Ankara, 2008: 138-156
3. Oğur G. ‘Genetik Hastalıklarda Prenatal Tanı’, Saraçoğlu F. Fetal Tanı Ve tedavi, 1. Baskı, Güneş Kitabevi, Ankara;1998: 15-42
4. Özel Ş, Sarıdoğan E, Çakar EŞ, Çelik H, Yücel A, Erkaya S, Engin-Üstün Y. ‘Analysis Of The Therapeutic Pregnancy Terminations For Fetal Reasons In a Perinatology Center’, Jinekoloji - Obstetrik ve Neonatoloji Tıp Dergisi. 2017(14), 2: 70 – 73
5. Özel Ş, Engin-Üstün Y, Avşar F.’Türkiye’de Gebelik Terminasyonunun Yasal Durumu’, Jinekoloji-Obstetrik ve Neonatoloji Tıp Dergisi. 2017; 34-38.
6. Türe O. ‘Özel Hukuk ve Ceza Hukuku Açısından Gebeliğin Sonlandırılması’ (tez). İstanbul Medeniyet Üniversitesi Tıp Hukuku Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi; 2019
7. Doğan R. ‘Kadının Üreme Hakkı, Kürtaj, Çocuk Düşürme ve Düşürtme Suçları’, TBB Dergisi 2016 (127): 23-120


25
8. Hakeri H. Tıp Hukuku, Onuncu Baskı, Seçkin Hukuk, Ankara, 2015: 857-881
9. Kommers DP. ‘The Constitutional Law of Abortion in Germany: Should
Americans Pay Attention?’, Journal of Contemporary Health Law and Policy, 1994, 10(1): 1-32
10. Abortion Legislation in Europe. The Law Library of Congress, Global Legal Research Center. January 2015
11. Abbasi M, Gooshki S, Allahbedashti N. ‘Abortion in Iranian Legal System’, Iran J Allergy Asthma Immunol, 2014, 13(1):71-84
12. Avşar F. ‘Anemolili Fetüsün Hakları, Rahim Tahliyesi, Ana-Baba Hakkı, Editöre Mektup’, T Klin Jinekol Obst, 2003, 13: 89-90
13. Uyumaz A, Avcı Y. ‘Türk Hukuku'nda Gebeliğin Sonlandırılması’,İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2016, 7(1): 579-638
14. Kurt E, Tunca Y. ‘Temel Etik İlkeler Çerçevesinde Gebeliğin Sonlandırılmasındaki Etik İkilemlere Bir Bakış’, Med Bull Haseki, 2016, 54(2):57-61
15. Erdem DÖ. ‘Çocuk Düşürtme Düzenlemesi’, Ankara Üni. Hukuk Fak. Dergisi, 2016, 65 (4): 1637-1688
16. Dölen İ (Çeviri Editörü). ‘Obstetrik ve Jinekolojide Etik Konular, FIGO Komitesi Üreme ve Kadın Sağlığında Etik Görüşler Çalışması’, 1991:73-77 www.tjod.org/wp-content/uploads/2012/12/etik_konular_fibo_komitesi.pdf Erişim: 20 Ağustos 2020


26
17. Okuyaz S. ‘Etik Açıdan Gebeliğin İkinci Trimestr ve Sonrasında Sonlandırılması Kararı: Doğum ve Çocuk Hekimlerinin Tutumlarına İlişkin Bir Araştırma İle Birlikte’ (Tez), Çukurova Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı, 2017
18. Aydın T. ‘Kişilik Haklarının Doğum Öncesinde Korunması’ (Tez), İstanbul ÜniversitesiSosyal Bilimler EnstitüsüÖzel Hukuk Anabilim Dalı, 2007

19. Çoban A. ‘Türkiye’de Ana Rahmindeki Embriyonun Hukuki statüsü’ , 6th Ankara Biotechnology Days: Biotechnology, Biosafety and Socio-echonomic Approaches, 15-17 Nov, 2007 Ankara Turkey
20. Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği (Tarih Yok). ‘Kadın Hastalıkları ve Doğum Hekimliği Açısından Tıbbi Etik Konuları’, https://www.tjod.org/kadin-hastaliklari-ve-dogum-hekimligi-acisindan-tibbi-etik-konulari/









People
8
2) Yaşar Bülent (Doktor)
23.11.2021 14:13:42
Bazı perinatologların hatalı davranışlarının durumu bu hale getirdiğine katılıyorum.Ancak yollayalım bir perinatoloğa ,sorumluluk onda kalsın biz sorumlu olmayalım diyen Kadın doğum uzmanlarının da kabahatı var.Artık kimse gebe takip etmek,doğum yaptırmak istemiyor .Varsa yoksa tüp bebek, vajinal estetik,laparoskopik cerrahi.Bence çözüm jinekoloji ile obstetriğin ayrılmasıdır .Böylece herkes yaptığı işin hakkını verir..
People
0
3) Dr HSK (K doğum)
23.11.2021 13:19:51
Sanırım yorumu aşırı buldunuz.
People
10
4) 111 (222)
23.11.2021 10:43:58
Yargıtay : HERŞEY NORMAL DEME!, diyor.
People
0
5) Dr HSK (K doğum)
23.11.2021 09:55:18
Yazdığım yorum eksik çıkmıştır. Düzeltirseniz sevinirim. İyi günler
People
25
6) DrHSK (K doğum)
23.11.2021 00:24:59
Bu konunun cılkını çıkartanlar kerameti kendinden menkul perinatolojistler. Herşeye intrauterin teşhis koyuyor gibi bir imaj vere vere artık kimsenin altından kalkamayacağı bir yükü meslektaşlarının omuzlarına yükleyen onlar. 'Aman bir hasta fazla bakalım, başkası bakmasın' kafasıyla yaptıkları mesleki şişinmenin sonucu bu oldu. Yok kardeşim milleti bu kadar paranoyaya sokmanın anlamı. Aptal saptal işleriniz yüzünden periferde hasta bakacak adam kalmadı. 36 hafta gebeliği İUGR deyip perinatologa yollayan mı dersin, ikili testi yaş riski, PAPP-A düzeyi, HCG düzeyi diye parça pinçik edip kombine riski
People
30
7) Emin Damgacı (Kadın Doğum Uzmanı)
23.11.2021 00:07:55
Devlet ccf- DNA testlerini hastaya ücret yansıtmadan karşılasın,bütün gebelere yaptıralım.Bunu yapamıyorsa doktorlara suç atmasın.
People
37
8) emekli kadın doğumcu (doktor)
22.11.2021 22:40:47
Yahu adamlar direk yapmayın bu işi demiyorlar bu şekilde dertlerini anlatıyorlar.Nedeni de bence bize saygı duyduklarından.Malum lafın tamamı aptala söylenir.Aslında anlatmak istedikleri şey şu ,yahu siz deli misiniz bu meslek yapılır mı,seçilir mi,gidin başka iş yapın.Hayrıma ben size tercüme etmiş olayım arkadaşlar.
People
25
9) Asi (Uzman)
22.11.2021 21:55:40
Çok uzatmaya gerek yok, Down sendromu olmasının nedeni doktordur diyelim olsun bitsin. Kimsemin eğilip bükülmesine gerek yok.
People
18
10) Yaşar Bülent (Doktor)
22.11.2021 21:49:21
Günümüzde herkes bilgiye bir cep telefonu uzaktayken, doktor bana bilgi vermedi, beni aydınlatmadı demek hiç inandırıcı değil.Artık bu iddia ben kanunu bilmiyordum o yüzden kanunun suç saydığı şeyi yaptığım için masumum demek kadar boş bir iddia oldu .Her vatandaş kanunları biliyormuş kabul edilirken bizim hala kör cahillermiş gibi bilgi verme zorunda olmamız çağın gerçeklerine aykırı. Bu hukuk anlayışı ile her hastadan bin tane imza almak bile bizi kurtaramaz ..
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)