Biyoteknolojik ilaçların yükselişi: Neler beklemeliyiz?
Mekanizmaları henüz anlaşılamayan MS, Alzheimer gibi hastalıklarda; özellikle de kanser alanında umut veren biyoteknolojik ilaçlar, yaşamımızda gittikçe daha fazla yer almaya başlıyor. Peki biyoteknolojik ilaçlar gelecekte nereye gelecek?
Biyoteknolojik ilaçların yükselişi: Neler beklemeliyiz?

Pfizer Türkiye Medikal Direktör Dr. Dilara Balkan Tezer, üretimden ruhsatlandırmaya biyolojik ilaçları anlattı.

13 Kasım 2017 -

Araştırmacı İlaç Firmaları Derneği(AİFD)’nin, biyolojik tıbbi ürünlerin onaylanması ve kullanımı ile ilgili basına yönelik düzenlediği toplantıda, biyoteknolojik ilaçların ne olduğu ve gelecekte hangi konuma geleceği konuşuldu. Pfizer Türkiye Medikal Direktör Dr. Dilara Balkan Tezer, yaptığı konuşmada kimyasal ve biyolojik ilaçların farklarına değindi, üretimden ruhsatlandırmaya biyolojik ilaçları anlattı.

 

Kimyasal ve biyolojik ilaçların farkları neler?

 

İlaç etken maddelerinin kimyasal ve biyolojik olabileceğini söyleyen Tezer, bu ilaçlar arasındaki farkları şöyle anlatıyor:

Kimyasal ilaçlar, küçük moleküllerdir. Yapıları net ve anlaşılırdır, sentetik olarak laboratuar ortamında üretilirler. Kimyasal ilaçları üretmek oldukça kolaydır. Çoğunlukla da ağızdan kullanılır, tablet şeklindedir.

Biyolojik ilaçlar ise biyoteknolojik prosedürlerle canlıdan üretilir. Çok yüksek düzeyde saflaştırılmış proteinlerden ve polipeptitlerden oluşur. Dünyada onaylı biyolojik ürünler nelerdir diyecek olursak:

·         Rekombinnat proteinler Bunların içerisinde insülinler, kan yapmaya yardımcı moleküller ve aşılar vardır. Aşılar da biyolojik ilaçlar altında sınıflandırılırlar.

·         Monoklonal antikorlar Genellikle kanser ilaçları ve romatizmal ilaçların yer aldığı bir sınıftır.

·         İleri tedavi tıbbi ürünleri Yavaş yavaş hayatımıza giren ileri tedavi tıbbi ürünleri denilen bir kavram var. Gen tedavileri, kök hücre tedavileri bu sınıf altındadır. Mesela Holoclar Avrupa’da ilk onaylanmış kök hücre tedavisidir. Gözün kornea tabakasından kök alınan bir hastada görme kaybının önüne geçer.

Kimyasal ilaçlarla biyolojik ilaçlar arasındaki temel farkın büyüklüklerinden ve üretim süreçlerinden kaynaklandığını ifade eden Tezer, kimyasal yapıya sahip olan bir aspirinin, monoklonal ilaçların küçücük bir zinciri kadar olduğunu ve diğer bir temel farklılık olarak biyolojik ilaçların canlı hücrelerden üretildiğini kaydediyor.

 

Biyolojik ilaçların üretim süreci

 

Tezer biyolojik ilaçların üretim sürecini şöyle anlatıyor:

“Bir canlı hücre alınır, o hücre içerisine hangi protein hangi polipeptit üretilmek isteniyorsa onu kodlayan DNA yapısı kopyalanır. Daha sonra bu hücre bankasından çok sayıda hücre çoğaltılır, hücreler klonlanır. Böylece aynı protein yapısını üretecek çok sayıda hücre üretmiş oluruz ve bu çoğalan hücreler proteinleri sentezlemeye başlar. Buna üst takım süreci denir. Çok fazla sayıda hücre ve fazla sayıda protein üretilir ve bu süreç ortamın ısısına, nemine, ph’ına, güneşin geliş açısına ve diğer aklınıza gelebilecek her türlü çevresel etmene çok duyarlı bir süreçtir. Bu yüzden bazen, proteinlerin benzerleri kadar, farklıları da sentezlenebilir. İkinci en önemli süreç olan alt takım süreci de bu noktada başlar. Üretilen çok sayıdaki protein ayrıştırılır. Bunlar istenen proteini süzmek için kullanılır. Yani çoğalttık, ayıkladık ve yavaş yavaş azalttık. Bu moleküller çok büyük olduğu için genellikle parenteral kullanılır, ya damar içine ya kas içine uygulanır, ağız yoluyla almak hem büyüklüğü sebebiyle hem de proteinlerin mide asidinden dolayı kolayca bozulması nedeniyle pek uygun değildir.  Kimyasal bir ilaç olan aspirinlere boyut ve kompleks yapı olarak bisiklet dersek, basit bir biyolojik ilaç olan insan büyüme hormonlarını araba, daha karmaşık biyolojik ilaçlar olan monoklonal antikorları da uçak gibi düşünmemiz doğru olur.”.

 

Hücre içerisinde yapılan mühendislik…

 

AİFD Genel Sekreteri Ümit Dereli “Uçakları düşünün, binlerce vidadan, parçadan oluşuyor. Tek bir parça eksik olsa bile 10 bin metreden uçuyorsunuz, her şey mükemmel olmalı çünkü çok büyük bir risk alıyorsunuz. Ama bisiklette bir vida gevşerse en fazla diziniz kanar, o kadar büyük tehdit oluşturmaz. Yani biyolojik ilaçlarda yapı ne kadar kompleks ve uğraştırıcıysa, bir o kadar da mükemmel olunması, titizlikle çalışılması gerekiyor. Monoklonal antikorların bizim hayatımıza girmesi seksenli yılların ortalarındaydı ve bulan kişiler Nobel tıp ödüllerini almışlardı. Çünkü siz çok özel, çok spesifik bir DNA diziliminden büyük bir molekül üretiyorsunuz, daha doğrusu canlı hücreye ürettiriyorsunuz. Bu gerçekten hücre içerisinde yaptığınız bir mühendislik.” İfadesine yer veriyor.  

 

AİFD Genel Sekreteri Ümit Dereli

 

 

Kimyasal ilaçlardan jenerik, biyolojik ilaçlardan biyobenzerler çıkıyor

 

Kimyasal ilaçların patent süreleri dolduğunda birebir kopyaları olan jeneriklerinin ortaya çıktığını ifade eden Tezer, biyolojiklerin patent süresi dolduğu zaman ise ortaya jenerik değil biyobenzer bir ürün çıktığını söylüyor. Tezer’in aktardığı bilgilere göre, kimyasal moleküller basit homojen bir yapıya sahip olduğu için aynı biyolojik aktiviteyi gerçekleştirecek birebir kopyalarını üretmek mümkün oluyor. Ancak, biyolojik ilaçlarda patent süresi dolduktan sonra üretilecek ilaç farklı bir hücre kökeninden doğuyor, dolayısıyla sentezlenen protein de farklı olabiliyor. Tezer, biyolojik moleküllerin büyük ve kompleks bir yapıya sahip olduklarından üretim süreçlerinin de kompleks olduğunu aktarıyor. DNA yerleştirme, hücre çoğaltımı, saflaştırma ve formüle edilerek hastaya ulaşma süreçlerindeki en ufak bir değişiklik bile istenen proteinin varyasyonlarının ortaya çıkmasına yol açabiliyor. Bu da proteinlerin yan yana dizilerek değil, katlanarak sentezlenmesinden kaynaklanıyor, katlanma esnasında çok farklı atomların birbirine tutunması ile yüz binlerce farklı ürün elde edilebiliyor.

 

Üretim maliyeti her geçen yıl daha da artıyor

 

Jenerik ilaçlarda geliştirme süresinin 2-5 yıl, maliyetlerinin de 1-4 milyon dolar arasında olduğunu söyleyen Tezer, biyobenzerlerde geliştirme süresinin 5-9 yıla ulaştığını ifade ediyor ve ekliyor: “Ben yaklaşık 15 yıl önce ilk sektöre başladığımda biz ilaç geliştirmek 10-12 yıl sürer ve maliyeti 1 milyon dolara yakındır diyorduk. Şimdi bu maliyet 2.5 milyon dolara kadar ulaştı. Üretilen moleküller ne kadar kompleks olursa, süreç de o kadar karmaşık oluyor ve ilaç geliştirme maliyetleri gittikçe artıyor. Üstelik ilk baştaki tedavi ihtiyacın belirgin olduğu alanlarda ilaçlar keşfedilmiş oluyor, daha zor alanlarda ilaç keşfi yapmaya başlıyorsunuz.”.   

 

Biyolojik ilaçlar, kimyasal ilaçların yerini alacak mı?

 

AİFD Yatırım Politikaları ve Kurumsal İletişim Direktörü  Cengiz Aydın Kimyasal ilaçların, konvansiyonel yöntemlerle nispeten daha kolay ve ucuza üretebilecek ürünler olduğunu söylüyor. Aydın: “Bu durum tüplü bir televizyondan plazmaya geçmek gibi değil, ya da bu iyi şu kötü ayrımı yapamazsınız. Sadece kimyasal ilaçlarla tedavisi bulunamayan hastalıklar için biyoteknoloji kullanılarak biyolojik ilaçlar üretilir. Daha iyi değil, sadece farklı sorunları çözüyorlar. Büyüme hızına gelince şu anda dünyadaki pazarın yüzde 20’sini biyolojik ilaçlar oluşturuyor. Önümüzdeki 5 yıl içerisinde yüzde 30’a çıkması düşünülüyor. ‘Bu aldı başını gidiyor, yüzde 50 olacak 60 olacak’ diye de bir trend beklenmiyor. Artış hızı yüksek ama o belli bir doygunluğa ulaşacaktır. Şu ana kadar tedavi edemediğimiz çok daha karmaşık hastalıklar var. Başka bir teknoloji ile bu sefer onları tedavi edersiniz, o zaman da o ilaçlar piyasada yer almaya başlar ama diğer ilaçların kullanımı da devam eder, çünkü farklı hastalıklar için geliştirilen farklı yöntemlerdir.” İfadelerine yer veriyor.

Dereli ise hem kimyasal bir molekül olan hem de oldukça değerli tutulan Hepatit C ilaçlarını örnek olarak gösteriyor:

 

“Hepatit C ilaçları çok yüksek tutarı olan değerli ilaçlar, patenti de devam ediyor ama biyoteknolojik değiller. Bunlar kimyasal molekül ve bugün çok değerliler. Son 10-20 yıl içerisinde kilometre taşı diyebileceğimiz tıp dünyasında büyük değer yarattılar. Ölümle sonuçlanan bir hastalığı tamamen tedavi ediyorlar. Dünyada her zaman kimyasal moleküllere de ihtiyaç olacak, biyoteknolojik ilaçlar da onkoloji gibi cevaplanmayan alanlarda ilaç üretmeye devam edecek. Biz doktorların bile mekanizmalarını anlamadığı, hastalara hiçbir şekilde yardımcı olamadığı noktalarda biyolojik ilaçlar çok inanılmaz sonuçlar getiriyor. Bugünkü MS, Alzheimer gibi bazı çok özel alanlarda umut veriyor. Hipertansiyonda, yüksek kolestrolde, hala o küçük moleküller çok değerli ve her zaman varolmayı sürdürecekler.”

 

Anahtar Kelimeler:

ilac biyolojik ilaclar

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
İLANLAR
İlan TarihiDetayKategori
26.10-25.11ÖZEL KIRIKHAN BİLİM HASTANESİ - NÖROLOJİ UZMANI ARANIYORPersonel Arayanlar
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer
14/03-18/03Ulusal Akciğer Sağlığı Kongresi (UASK) 2018GÖĞÜS...ANTA