Kanseri 'şah mat' edebilir miyiz?
Kanser tedavisinin geleceğini neler bekliyor? Hangi immüno-onkolojik ilaçlar Türkiye’ye gelecek? En çok hangi kanser türünde başarı elde ediliyor? İmmünoonkoloji ile ilgili tüm soruları, BMS Türkiye Medikal Direktörü Dr. Elif Coşkunçay yanıtladı. 
Kanseri 'şah mat' edebilir miyiz?
27 Aralık 2017 - MEDİMAGAZİN

Özellikle kanser alanında yeni bir çağ başlatan immüno-onkolojik ajanlar, yeni bir tedavi yöntemi olarak birçok hastaya umut oluyor. Bristol-Myers Squibb (BMS) Türkiye Medikal Direktörü Dr. Elif Coşkunçay, Sağlık İletişimi Derneği Başkanı İbrahim Ersoy’un; immüno-onkolojik ilaçların kullanım alanları, mekanizması ve başarılı olduğu hastalıklar ile ilgili sorularını yanıtladı. İşte Dr. Elif Coşkunçay’ın Medimagazin’e özel immünoonkolojik ilaç ve kanser röportajı:

BMS, gördüğümüz kadarıyla özellikle immüno- onkoloji alanında kendini gösteren bir firma. İmmüno-onkoloji alanıyla BMS’nin ilişkisini biraz anlatır mısınız?

BMS yaklaşık 10 yıl önce tedavisi zor hastalıklara yönelme kararıyla bir biyofarma firması olma yolunda adımlarını başlattı. Oldukça yaygın görülen, ancak etkin tedavisi bulunmayan kanser de bizi immüno-onkoloji alanında çalışmaya itti. BMS, immüno-onkolojinin kanserde işe yarayacağını ilk keşfeden olmasa da ilk ilaç hâline getiren ve hastaların hizmetine sunan ilaç firmasıdır. Kanser genom haritası çıkartıldıktan sonra bütün ilaç firmaları hızla yeni etki mekanizmaları üzerinde etkili potansiyel moleküller çalışmaya başladı.

Peki, immüno-onkolojik ilaçlar kanserle nasıl mücadele ediyor? Bağışıklık sistemini güçlendiriyor diyebilir miyiz?

Normalde hepimiz hemen her gün tümör hücresi geliştiririz ama bağışıklık sistemimiz buna anında yanıt verir. Bağışıklık sistemiyle ilişkili olan T-hücreleri, önünden geçen tümörü görür ve “Sen gel buraya bakalım, normal bir hücre değilsin.” Diyerek hemen elimine eder. Ancak, henüz keşfedilemeyen bir nedenle, bazen T-hücreleri önünden geçen tümörü fark edemez. Buna da çoğu zaman halk arasında bağışıklık sisteminde çok önemli etkileri olan stresin neden olduğu düşünülür. Sonrasında ise T-hücresinden kaçmayı başaran tümör hücresi büyümeye başlar ve kanserleşir. Biz esasında, o tümör hücresinin T-hücresinden saklanmak için oluşturduğu kamuflajdan yararlanarak immüno-onkolojik ilaçlar geliştiriyoruz. Böylece T-hücrelerinin önünden geçen tümörlü hücreyi fark etmesini sağlıyoruz. Dolayısıyla verdiğimiz ilaç tümörü öldürmüyor ya da bağışıklık sistemini güçlendirmiyor; sadece bağışıklık sisteminin kanserle kendi kendine mücadele edebilmesi için T-hücrelerinin o tümörlere karşı farkındalık geliştirmesini sağlıyor.

Bu ilaçlar kullanılmaya başlandıktan ne kadar süre sonra etki gösteriyor?

Bağışıklık sisteminin verdiği yanıt hızı tümörün türüne ve kişiye göre değişiklik gösteriyor. Yaklaşık üç ay gibi bir süre içerisinde de bağışıklık sistemi kendine gelerek mücadeleye başlıyor. Hatta üç doz immüno-onkolojik ilaç almış ve yan etkiler nedeni ile bırakmış hastalarda bile, T-hücreleri mesajı hafızaya aldıysa bağışıklık sistemi tümörle mücadeleye devam edebiliyor. Yani ilacı kesen hastalarımızda etkinlik hâlâ devam edebiliyor, dolayısıyla bu ilaçların sürdürülebilir bir etkinliği var. Böbrek kanseri, Hodgkin lenfoma gibi bazı kanser türlerinde bir iki doz sonrasında bile çok çabuk yanıtlar alınan vaka örnekleri var. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi [Food and Drug Administration (FDA)]’nden melanom, akciğer kanseri, küçük hücreli dışı akciğer kanseri (skuamöz ve non skuamöz), böbrek hücreli kanser, baş-boyun kanserleri, Hodgkin lenfoma, PD-L1 testinden bağımsız olarak tüm hastalar için ve en son geçen ay karaciğer kanseri tedavisinde ruhsatlandırma onaylarımız var. Karaciğer kanser tedavisindeki hepatit B, hepatit C enfekte hastalar üzerinde de çalışmalar yapıldı ve nivolumab mevcut tedavilere göre karaciğer fonksiyonu bozuk olan bu enfekte hastalarda da anlamlı bir fark elde etti, bu sonuçlar sayesinde de FDA onayını aldı.

Nivolumab için Türkiye’de de bu endikasyonların hepsi için onay alınacak mı?

FDA/EMA’dan onay alan bütün endikasyonlar için tek tek Türkiye’de de başvuru yapacağız. Şu an Türkiye’de immüno-onkolojik ilaçların sadece malign melanom cilt kanseri ve böbrek hücreli kanser için ruhsatlandırıldığını söyleyebilirim..

BMS bünyesinde gerçekleştirdiğiniz çalışmalardan sizi en çok gururlandıran hangisi desek…
Kanserde; hücre kendi hücremiz olduğu için çok akıllı, kendine bir şekilde beslenecek veya gizlenecek bir yolak buluyor. O yüzden biz de iki etkili ajanı, ipilimumab ve nivolumab kombinasyonunu birlikte kullanıp, 1. basamakta tedavide naif hastalardaki etkinliğine baktık. Biz, kanserleri ‘şah mat’ etmeyi hedeflediğimiz için çalışmalarımızı “şah mat (check mate)” olarak adlandırıyoruz. İki yolağı birden kapattığımız 0-12 çalışmasında, metastatik evre 4 akciğer kanseri hastalarının yüzde 92’sinin bir yılın sonunda hâlâ yaşadığını erken faz çalışmalarında gözlemledik. Faz 3 çalışmalarını sürdürüyoruz. Türkiye’de 2015 yılından itibaren 1.101 hastanındâhil olduğu “İnsani Amaçlı Erken Erişim Programı”yaptık. Erken erişim programında çok basamaklı tedaviler almış olmalarına rağmen hastalarımızın hâlen %25-30’u tedavilerine devam ediyorlar. BMS medikal ekip olarak yaptığımız ve en çok gururlandığım çalışmanın, “Erken Erişim Programı” olduğunu söyleyebilirim. Melanom, akciğer kanseri, Renal hücreli kanser hastalarının verileri Tıbbi Onkoloji Derneği tarafından yayınlanmak üzere hazırlanıyor. Hodgkin lenfoma verileri Prof. Dr. Burhan Ferhanoğlu liderliğinde toplandı ve yurt dışında kongrelerde poster, dergilerde yayın oldu. Türkiye gerçek yaşam verilerine de sahip olacağız ki, en kıymetlisi kendi verilerimizi üretmek..

Malign melanomda yaşam süreleri nasıl?

Bize ilk sorulan sorulardan biri neden melanom ile başladığımız. Melanomun immünojenik bir altyapısı olduğunu biliyorduk ve tedavi seçenekleri oldukça azdı. Meme kanserinde şu anda hastaların tedavi seçenekleri olduğu düşünüldüğünden önceliklendirme listemizde üst sıralarda değil. Üç-altı ay arasında yaşam öngörülen metastatik malign melanom hastalarının yüzde 20’si, sadece dört doz ipilimumab ile 10 yıldır yaşayabiliyorlar. Nivolumab ile yürütülen bir başka çalışmada, hastaların üçte biri 5. yılın sonunda hâlen yaşıyordu. Şu anda sahip olduğumuz bilgiler ışığında ipilimumab ve nivolumab kombinasyonu kullanılan hastalarda etkinlik daha yüksek oluyor. O yüzden, erken erişim programı sırasında Sağlık Bakanlığından alınan izinle, Türkiye’de 57 malign melanom hastasına ipilimumab kullanımı ile eş zamanlı nivolumab kombinasyonu olacak şekilde program genişletildi. Nivolumab-ipilimumab kombinasyonu gibi bizi mutlu eden bir diğer sonucu da böbrek kanseri çalışmasında aldık. Böbrek kanserinde şu ana kadar genel sağkalım verisi sunabilen bir ilaç olmamıştı, bu, ilk kez nivolumab ile gerçekleşti. Ama böbrek kanserinde kombinasyonu denediğimizde alınan sonuçlar çok daha şaşırtıcıydı. Eylül ayında gerçekleşen “2017 Avrupa Tıbbi Onkoloji Kongresi (ESMO) ‘nde, birinci basamakta ipilimumab-nivolumab kombinasyonu verilen hastaların sağkalım sonuçları ile sunitinib verilen hastaların sağkalım sonuçlarını kıyaslayan “Check Mate 214” çalışmasını sunduk. Kongre sunucularından biri çalışmamız için, ‘Sunitinib ile karşılaştırma yapmak gerçekten cesaret ister.’ dedi. Zira o zamana kadar sunitinible karşılaştırma çalışmalarının hiçbirinde, diğer ilaç daha yüksek etkinlik gösterememişti. İpi-nivo yüzde 37’lik bir genel sağkalım farkı gösterebildi. Bunlar, BMS ile gurur duymak için çok güzel sebepler. 

İmmüno-onkoloji geliştikçe sizce kemoterapi tamamen bitecek mi?

Ben kemoterapiye çok inananlardanım. Kanserle mücadelede aslında radyoterapi, kemoterapi, cerrahi girişim ve immüno-onkolojik ajanlar olmak üzere pek çok bileşen var. Biz şu an kemoterapi veya radyoterapiyle birlikte kullanılan immüno-onkoloji ilaçlarının kanser türüne göre hastalara neler kattığına bakıyoruz. O yüzden, bence kemoterapi hiçbir zaman rafa kalkmayacak. Gerekli olduğu her zaman kemoterapinin kanser tedavisinde yeri olacak. Kemoterapi kötü değil, zor bir tedavi yöntemi. Şu özelliği de var; kullandığınızda vücuttaki tümör kendisini daha çok saklamak için daha fazla direnç gösteriyor ve sonrasında verdiğiniz ilacın etkinliği de artabiliyor. Hekimlerden en çok şu soruyu alıyoruz; ‘İpilimumabla 10 yıl sonunda yüzde 20 hasta yaşıyor, nivolumabla beş yıl sonunda %30-40 hasta. Peki, neden hastaların sadece yüzde 40’ında işe yarıyor?’ Burada bir biyobelirteç keşfedebilirsek, baştan şu hastada daha çok işe yarayacak diyebiliriz. Bu belirteç sadece tümörden değil, iç ortamdan da kaynaklanabilir. Bunun üzerinde de çalışıyoruz. On üç tane belirlenen biyobelirteç molekül üzerinde çalıştık. Belli bazı belirteçler yüksekse, o hasta daha fazla fayda görüyor ama yoksa fayda görmez diyemiyorsunuz, bu henüz belirlenmedi. Örneğin; akciğer hastalarında bu belirteçlere sahip olmayanlara da bu ilacı verip bir maliyet mi oluşturuluyor şeklinde kaygılar var. Ama yine de bu hastalarda kemoterapiye göre nivolumab, üçüncü yılın sonunda iki kat daha fazla hastanın yaşamasına fırsat veriyor. Hastalara bir basamak kemoterapi sonrasında bu etkinliği sağlayabiliyor olmalıyız. İlacın ulaşılabilir olması için alternatif geri ödeme modelleri üzerinde kurumlarla birlikte çalışıyoruz.

Peki, bu immüno-onkolojik ilaçların yan etkileriyle ilgili neler söylenebilir?

Nivolumab ve ipilimumab bağışıklık sistemi üzerinde etki eden ilaçlar olduğu için yan etkileri de bağışıklık sistemiyle ilişkili oluyor. Esasında hepsi yönetilebilir ve geri döndürülebilir. Sağlık Bakanlığı ile yönetmelikler çerçevesinde sıkı bir şekilde, riski aza indirme yöntemleri üzerinde çalışıyoruz. Hastalarımız şu anda iki haftada bir infüzyon tedavisi aldıktan sonra çıkıp işe gidebiliyorlar. Kemoterapiyle kıyasladıkları için ilaç aldıklarını bile fark etmediklerini söylüyorlar. Onlara kemoterapiden sonra çok daha hafif bir tedavi gibi geliyor. Hastaların ve hekimlerin yan etkileri çok iyi bilmesi ve en kısa zamanda yan etki tedavisine başlanması gerekiyor. Kortikosteroid tedavisi ile yan etkiler geriye döndürülebilir. Hem hastalarımız hem de hekimlerimiz için hazırladığımız Sağlık Bakanlığı onaylı uyarı/bilgilendirme kartları var. Hastaların ve hekimlerin yan etkileri çok iyi bilmesi ve en kısa zamanda birbirleriyle iletişime geçmesi bu noktada önemli, yoksa ilacın yan etkilerinin yönetilmesi zorlaşabiliyor. Acile gidildiğinde oradaki hekim immüno-onkolojiyi bilmiyor olabilir. Çünkü immüno-onkoloji ilaçlarını onkologlar reçete ediyor olacaklar. O noktada da hasta ve hasta yakınları, yanlarında ilaç kartını taşıyıp “Ben böyle bir ilaç kullanıyorum.” diye bilgi vermeli.

Gelecekte bizi neler bekliyor?

Immüno-onkoloji ilaçların kombinasyonları, radyoterapi ve /veya kemoterapi kombinasyonlarının, daha erken dönemlerde kullanımları ile ilgili klinik çalışmalarımız devam ediyor. BMS var olan kaynaklarının %25’ini Ar-GE’ye ayırırken, şu anda bu oranı %40’lara çıkartarak zaman kaybetmeksizin soruların cevaplarını araştırmaya odaklanıyor. Şah Mat gerçek mi bilmiyoruz ama vücutta HIV pozitif hastalar nasıl artık AIDS’ten ölmüyorsa, kanser (+) olan hastalar da kanser nedeniyle hayatlarını kaybetmesinler, sevdikleri ile daha nice keyifli günler yaşasınlar diye çalışmaya azimle devam ediyoruz.
 

Anahtar Kelimeler:

kanser immuno onkoloji

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
İLANLAR
İlan TarihiDetayKategori
26.03-25.04Diş Hekimi ArıyoruzPersonel Arayanlar
23.03-22.04artroskopiTıbbi Cihaz