Prof. Dr. Köksal Alptekin
Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Köksal Alptekin

02.11.2009 - Pazartesi

/
Dr. Köksal Alptekin: �Akademisyen iş birliğine yatkın olmalıdır. Tutucu olmaktan kaçınmalıdır. Doğru bildiği bir konuya yeri geldiğinde farklı bir açıdan bakabilmelidir.�

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi, Psikiyatri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Köksal Alptekin

METE GENERALOĞLU-ANKARA

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1962 yılında Erzurum�un İspir ilçesinde doğdum. İlkokulu İzmir Mehmet Akif Ersoy İlkokulunda, ortaokul ve liseyi de Bornova Anadolu Lisesinde okudum. Lise yıllarında matematiğe ilgim ve becerim çok fazlaydı. Babam matematik öğretmeniydi. Herhalde ondan etkilendiğim için. Ancak beklenmedik bir şekilde üniversite seçimimi tıp fakültesi olarak yaptım. O dönemlerde hekimlik mesleği çok itibarlıydı.

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesini 1986 yılında bitirdim ve ardından Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesinde Ruh Sağlığı ve Hastalıkları (Psikiyatri) alanında uzmanlık eğitimine başladım. 1991-1993 yılları arasında Ünye�de 2 yıl mecburi hizmet yaptım ve tekrar Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesine döndüm. 1996 yılında Doçent, 2002 yılında Profesör oldum. 1988-1991 yılları arasında Prof. Dr. Abdülkadir Özbek�ten Psikodrama ve Grup Psikoterapisi Eğitimi, 1994-1999 yılları arasında Doç. Dr. Celal Odağ�dan Psikanalitik Yönelimli Grup Psikoterapisi ve Psikanaliz Eğitimi aldım. 1998-2002 yılları arasında �Aktif Tıp Eğitimini planlayan ve yöneten LİDEK kurulunda aktif olarak çalıştım ve bu eğitimin �İletişim Becerileri� bölümünü yönettim. 1993 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesinde �Şizofreni Birimi�ni kurdum. Halen bu birimin yöneticiliğini yapmaktayım. 1998-2002 yılları arasında Türkiye Psikiyatri Derneği Şizofreni Birimini yönettim ve birim tarafından çıkarılan �Şizofreni Tedavi Rehberi� ve �Şizofreni Kitabı�nın editörlüğünü yaptım. 1996 yılında İzmir Şizofreni Dayanışma Derneği Kurucu Başkanlığını yürüttüm. Halen aynı Derneğin Onursal Başkanıyım ve Şizofreni Dernekleri Federasyonu Yönetim Kurulunda görev yapmaktayım. Halime Odağ Psikanaliz ve Psikoterapi Vakfı Kurucu Üyesiyim.

2006 yılından bu yana üniversitede kısmi statüde çalışmaktayım.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Tıp mesleğini bilinçli olarak seçmedim. Daha çok ailemin beni bu alana yönlendirmesi ve o dönemlerde üniversitelerdeki öğrenci olayları İzmir�de üniversite okumama neden oldu ve İzmir�deki en iyi üniversite eğitiminin tıp alanında olduğuna inandığım için tıp fakültesini seçtim. 1970�li yılların sonuna doğru, hekimlik çok saygın bir meslekti ve olanakları çok fazlaydı. Ancak tıp fakültesine girdikten sonra şok yaşadım. İlk yıllarda çok vasat bir öğrenci oldum. 50/100 puan alarak geçtim birçok dersten. Dersler hiç ilgimi çekmiyordu ve tıpla ilişkisiz görünüyordu. Aktif eğitime gönül vermemin en önemli nedenlerinden biri de o dönemde yaşadığım kocaman amfi atmosferi, önündeki kağıdı okuyan öğretim elemanları ve hekimlikten çok uzak ders konularıdır. Klinik derslere geçince 4. sınıfta birçok dersten kaldım. Yaz dönemi yoğun bir şekilde ders çalıştım ve not ortalamamı yükselttim. Ondan sonra başarılı bir öğrenci olmaya başladım. İnsana, felsefeye ve edebiyata ilgim psikiyatri�ye yönlenmeme yol açtı. 1983 yılında kardeşim psikotik atak geçirdi ve ardından şizofreni hastalığına yakalandı. Kardeşimin hastalığı ve şizofreninin bana ve aileme yaşattığı çaresizlik, psikiyatri alanında uzmanlaşmama ve şizofreni alanında akademik çalışma yapmama yol açtı.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Öncelikle sistem yok. Köklü bir üniversite geleneği yok. Kendi başınıza bir sistem kurmanız gerekiyor. Fabrikanın dişlilerini bir araya getirmek gibi bir şey. Yurt dışında özellikle şizofreni alanında birçok çalışma grubuna katıldım ve danışmanlık yaptım. Başlangıçta Türkiye�den gelen bir uzman olarak küçümseme hareketleriyle karşılaştım, ancak kurullardaki katkım nedeniyle bana ve Türkiye�ye bakışları değişti. �Siz oldukça iyisiniz� şeklinde geri bildirimler aldım. Bu kurullarda öğrendiğim en önemli şey, Avrupa kültürünün temel taşının insanın düşüncesine verilen değer olmasıydı. İsterseniz çok bozuk bir İngilizce konuşun, giyiminiz kötü olsun, ya da dağınık biri olun hiç önemi yok. Önemli olan düşünceniz. Eğer yaratıcı düşünceler geliştirebiliyorsanız, siz çok değerlisiniz onların gözünde. Bizim üniversiteler bu anlayıştan çok uzakta. Bizdeki mevcut üniversite sisteminin yaratıcı ve yetenekli kişileri sistemin zirvesine getiren bir yapısı yok. Üretkenliğin ve yaratıcılığın olmadığı kurumlarda süreci kişilerin hırsları ve yakınlık/dostluk(?) ilişkileri belirliyor.

Türkiye�de siyasi iktidar neredeyse üniversiteye düşman gözüyle bakıyor, sorun çözmede danışabileceği, akıl alabileceği kurumlar olarak görmüyor. Gerçekte üniversite ile iktidar arasında böyle bir ilişki gelişse herkes bundan yararlanabilir.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Bir akademisyen çok yönlü olmalıdır. Günümüzde bilgi üretebilmek için belirli bir alanda derinleşmek şarttır. Yurt dışı bir toplantıda karşılaştığım bir araştırıcı bana neyle ilgilendiğimi sormuştu. Ben de �Şizofreni ile� diye karşılık verdim. Bana baktı ve �İyi ama şizofreninin nesiyle� diye ekledi. Belli bir alanda ne kadar derine inerseniz o kadar yeni bir buluş yapma şansınız olabilir. Akademisyen iş birliğine yatkın olmalıdır. Tek kişinin buluş yaptığı dönemler geride kaldı. Artık çalışmalar ekip işi. Disiplinler arası iş birliği ise oldukça zor gelişiyor ülkemizde. Tıp alanı için bunda rutin hasta hizmet yükünün önemli bir engel oluşturduğunu düşünüyorum. Akademisyen çok okumalıdır ve alanını yakından takip etmelidir. Bilgi günümüzde hızla değişiyor. Bilgiye ulaşmak çok daha kolay. Siz bazen kafanızda düşünürken bir başkası aynı çalışmayı yapabiliyor. Akademisyen özgür olmalıdır. Tutucu olmaktan kaçınmalıdır. Alçak gönüllü olmalıdır. Yetiştirdiği kişilerin kendisini geçmesinden haz duyabilmelidir.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesinde öğrenciyken Prof. Dr. Eker Doğan Avşargil�i ve Prof. Dr. Ayşen Baykara�yı örnek almıştım. Her ikisi de hastanın her şeyiyle ilgilenirlerdi. Yoğun bir özveriyle çalışırlardı. Hastayla iyi bir iletişim kurmayı ve hasta gözlemlerinden bilimsel soru oluşturmayı onlardan öğrendim. Uzmanlık alanında örnek aldığım 2 kişi oldu: Prof. Dr. Doğan Karan ve Prof. Dr. Zeliha Tunca. Doğan Bey çok iyi bir yöneticiydi. Zeliha Hanım�dan bilimsel çalışma yapmayı ve her insanın geliştirilebilecek değerleri olduğunu öğrendim.

Türkiye�deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

�Sağlıkta Dönüşüm Projesi�nin gitgide bir kördüğüm haline geldiğini ve daha da geleceğini düşünüyorum. Buradaki �Dönüşüm� kelimesi aldatmaca. Çünkü yapılmaya çalışılan şey sağlığın pazarlanması. Sağlık Bakanlığı bu proje için Almanya ve İngiltere�yi model alıyor. Bu modelin uygulandığı ve Bakanlığın örnek aldığı sistem olan Almanya'da basit tetkikleri bile masraflı olur diye yaptıramazsınız. Sistem tamamen ilaç tedavisine ve devletin sağlık masraflarının azaltılması üzerine odaklanmış durumda. Bu ülkelerde uzmanlar bu sistemi nasıl değiştirebiliriz, diye düşünürken, biz onların kurtulmak istediği sistemi ithal ediyoruz. Bu sistemi ülkemize getirmeye çalışan Sağlık Bakanlığı uygulayacağı sistemin ilk aşaması olan aile hekimliğini gerçekleştirmiş, ancak 2. aşaması olan zorunlu sevk zinciri, ilaç ve sevk kotası aşamasına geçememiştir. Bunu seçim sonrasına ertelemeye çalışacaktır. Çünkü 2. aşamada halktan şiddetli tepkiler alacağı açıktır.

Tam gün yasasının amacı belli: Sağlığın pazarlanması. Çünkü sağlığın iç ve dış patronlara pazarlanmasında maliyet açısından en büyük engel, uzman ve nitelikli doktor maaşlarının fazla olması. Tam gün yasası ile uzman doktorların ekonomik olarak güçsüzleştirilmesi ve sağlık şirketlerine pazarlanması amaçlanmaktadır.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

İsterdim. Özellikle şizofreni araştırma merkezinde.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Yurt dışı dergilerde yayınlanmış toplam 30 adet yayınım var. Genellikle şizofreni ve obsesif kompulsif bozukluk alanında. Yurt içi yayınlarım 100�ü geçmiştir herhalde.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Üniversite yapısıyla ilgili değişiklikler yapardım. Rektörlerin gücünü (finans ve yönetim güçleri) alt bölümlere dağıtırdım. Rektörlüğü daha çok, temsil etme ve bölümler arası koordinasyon merkezi olarak planlardım. Dolayısıyla rektör seçimleri olmazdı. Aslında böyle bir sistemde erk gücü zayıf olacağından rektör olma sevdası da fazla olmazdı. Tıp fakültelerine ilişkin olarak 3 ayrı kadro belirlerdim. Bunlar tedavi hizmeti, eğitim ve araştırma kadroları. Araştırma kadrolarına daha fazla destek verirdim. Dolayısıyla ekonomik sorunu olmayan, kafasını tam zamanlı araştırmalara verebilen kişiler yaratırdım. Aynı zamanda araştırma merkezleri kurar ve güçlendirirdim. Araştırma fonları ve araştırma merkezleri geliştirirdim. Sanayiden de destek alırdım. Bu merkezlerde yapılacak buluşlar ve alınacak patentler artı değer yaratacaktır.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Henüz değil. Ülkemizde yurt dışında da öne çıkan, diğer ülkelerden genç araştırıcıların gelip çalışmak istediği bir şizofreni merkezi geliştirmeyi isterdim. Ancak bu konuda hiç umutlu değilim.

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Psikiyatri kliniğinde nöbetçi asistandım. Yeni yatan yaşlı bir hasta vardı. Psikotik özellikli depresyon(?), demans(?) ön tanılarıyla yatırılmıştı. Görsel halüsinasyonları vardı. Alevler görüyordu. Gece vakti hasta, nöbet odama girdi ve pencerenin karşısında alevler gördüğünü söyledi. Korkuyordu ve çok sıkıntısı vardı. Ben de kendisine antipsikotik ilaç enjeksiyonu yaptırdım. Ancak bir süre sonra anlaşıldı ki hasta haklıydı. Hastanenin karşısındaki Balçova-Teleferik tepesindeki çam ormanlarında yangın çıkmıştı ve hastanın gördüğü alevler halüsinasyon değil, gerçekti.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Bir iki yıl öncesine kadar haftada 2-3 kez düzenli spor yapıyordum. Son zamanlarda ihmal ettim. Gelecekteki belirsizlik (tam gün yasası ve ne yapacağım sorusu) ve spor hocamın emekli olması beni bu disiplinden uzaklaştırdı. Ancak bir an önce yeniden bir çaresine bakmalıyım.

Özellikle lezzetli yemek yemeyi çok seviyorum. Bu sevgiyi sınırlamam gerekiyor. Bu konuda başarılı değilim.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Yaşam öyküleri okumak, film seyretmek, doğa yürüyüşleri yapmak ve değişik yerleri gezerek farklı kültürleri tanımak.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Evet. Mecburi hizmet yerine yurt dışına gidebilseydim iyi olurdu.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Elimden geldiğince. Ancak bu konuda fazla başarılı değilim.

Teşekkürler

02/11/2009

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
Yazarlar
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer
27/09-01/1011.Aile Hekimliği Güz OkuluAİLE...ANTA
19/10-22/104.Ulusal Bağırsak Mikrobiyotası ve Probiyotik KongresiGENELANTA
22/10-25/106. Puader KongresiÇOCUK...ANTA
02/11-04/11TMFTP Ultrasonografi KursuRADYOLOJİİSTA
14/03-18/03Ulusal Akciğer Sağlığı Kongresi (UASK) 2018GÖĞÜS...ANTA