PERDE ARKASINDAKİLER

Tüm Perde Arkasındakiler

  • Yalçın Beygirci
  • Perde Arkasındakiler Köşemizin  bu haftaki konuğu, Sanofi - Aventis Ürün Müdürü Yalçın Beygirci

20 Şubat 2014, Perşembe

Öncelikle sizi tanımak isteriz, kısaca kendinizden bahseder misiniz?

 

1976 İstanbul doğumluyum ve üç kardeşin ortancasıyım; her iki duyguyu da tattığım için sanırım çok şanslıyım… çocukluğum öğrenciliğim, iş hayatım her şeyim İstanbul…

 

Firmanızda çalışmaya ne zaman başladınız?

 

Tam 12 yıl önce, uzun ve son derece iyi bir eğitim sürecinin ardından tıbbi tanıtım sorumlusu olarak yedi yıl süren görevime başladım. Sonrasında pazarlama mükemmelliği uzmanı olarak yaklaşık bir yıl süreyl merkez ofiste görev aldım. Şu anda ise marka müdürü olarak, pazarlama departmanımızda çalışmaktayım.

 

Ekibinizin başarısını neye bağlıyorsunuz?

 

Donanımlı ve iyi bir altyapıya sahip kadromuza, bizi farklı kılan yaratıcılığımıza, sürekli değişen koşullara ayak uyduran bir yenilikçiliğe ve takipçiliğimize bağlıyorum. Yalnız farma endüstrisi değil, tüm alanlar için de olmazsa olmazlardan bunlar.

 

Hayatınızdan bir “keşke” bir de “iyi ki” dediğiniz iki olay?

 

Keşke motosikletimi satmasaydım… İyi ki satmışım…

 

 

Yaşam felsefeniz nedir? Hayata bakış açınız nasıldır?

 

İlahi, mutlak, kesin … adı her neyse “adalet”e ve maddenin evrende korunumu gibi, asla terazinin adaletten yana şaşmayacağına, er ya da geç matematikteki gibi bir sağlamanın yapılacağına sonsuz inanırım. Yaşamımın her saniyesinde hisseder ve hissettirir, ona göre yaşarım.

 

Sosyal medyayı kullanıyor musunuz, avantajları ve dezavantajları nedir sizce?

 

Yalnızca bilgi paylaşımı için evet, ama günün hangi saatinde nerede olduğumu paylaşmak için değil asla. Sanal sosyalleşmeye izin vermeyecek kadar seçici-geçirgen; iş ve özel hayatımızı kolaylaştırması için de gerektiği kadar yoğun kullanıyorum.

 

Kendinizi 3 kelime ile nasıl tanımlarsınız?

 

Dürüst, disiplinli, adil. Bana yön veren favori üç kelimem…

 

Kıyafet konusunda tercihiniz nedir?

 

İş hayatında ortamın gereğine göre giyinirim ve hatta resmi giyinmeyi severim. Fakat diğer zamanlarda maksimum spor.

 

Tatil için nereleri tercih edersiniz?

 

Yurt içinde favori yerlerim Dalyan ve Adrasan…

Bu denli bakir kalmayı başarabilmiş, doğası baş döndürücü, hatta deniz kaplumbağaları ile yüzebileceğiniz pek fazla seçeneğimiz yok artık. Yurt dışı denince ise aklıma ilk gelen, Afrika. Pek çok yerinde bulunma şansım oldu ve tarifsiz bir his. Bir rüyaya yatıyorsunuz ve dönüş günü, geri gelmek zorunda olduğunuz için bu rüyadan uyanıyorsunuz…

 

Sizi en çok mutlu eden zamanlar?

 

Tanzanya’da, en yakın yerleşim biriminden yaklaşık 600 km uzaktaki ve hayatlarında daha önce hiç ama hiç görmemiş bir grup çocuğa futbol topu ve pompasını hediye ettikten sonra, yaşadığım filmin o anda son bulması umurumda  bile olmazdı… Her şeye değerdi…

 

İstanbul?

 

“Çocuğunu asma köprüde sallayan bir annedir İstanbul’’* biliyorum ve bu nedenle de anne kadar kutsaldır ama benim için farklı kılan bir yönü de var ki; eşimi bana getiren şehir…

 

Özellikle olmazsa olmaz sevdiğiniz bir yemek var mı? Yemek kültürünüzle ilgili neler söylersiniz?

 

Balkan mutfağı ailemden miras. Sivas mutfağı ise eşimden dolayı tanıştığım mutfak ve ne yapsalar yenir diyebilirim. Aslında ben de pek yemek seçmem.

 

Hayatta olmazsa olmazlarınız var mı?

 

Hareket mutlaka olmalı: Seyahat ve spor Doğaya ve insana saygı: Geleceğimiz…Umut: Yaşam kaynağı…

*: Sunay Akın’ın şiirinden alıntı…