AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • “Akademisyen dürüst ve işinin ehli olmalıdır”
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Prof. Dr. Ali Reşit Beyler, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Gastroenteroloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Reşit Beyler

30 Aralık 2007, Pazar

“Akademisyen dürüst ve işinin ehli olmalıdır”
Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Prof. Dr. Ali Reşit Beyler, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Gastroenteroloji Bilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Reşit Beyler


Röp.: Mete Generaloğlu
Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1953 senesinde bir Türkmen şehri olan Kerkük'te doğdum. İlkokul, ortaokul ve liseyi Kerkük'te okudum. Daha sonra Bağdat'ta İngiliz dili ve edebiyatında kısa süre okudum. Fakat o zamanki Baas Partisinin baskıcı rejimi nedeniyle tahsilimi yarıda bırakarak Anavatan 1972'de Türkiye'ye geldim. 1973'te Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesine başladım. Ocak 1980'de Tıp Fakültesinden mezun oldum. Aynı yıl ihtisas için Fransa Caen Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Bölümüne başladım. Bir yıl kadar eğitim gördüm. Daha sonra Ankara Üniversitesinde iç hastalıkları ihtisası yapmak üzere geri döndüm. İç hastalıkları ihtisası yaptıktan sonra gastroenteroloji ihtisasına başladım. 1987'de gastroenteroloji uzmanı ve 1993'te doçent oldum. 5 yıllık akademik çalışmanın sonrasında 1998 yılında profesörlük unvanını aldım. O zamandan bu yana Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Bilim Dalında çalışmalarımı sürdürmekteyim.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Bizim oralarda, polisten ve emniyet görevlilerinden çok korkulur. Bir gün gribal bir enfeksiyon ile doktora başvurmuştum. Bir polis memurunun doktordan yardım istediğini gördüm, polis göğüs ağrısıyla gelmişti. Bu tablo doktorluğun ne kadar yüce bir mevkide ve güçlü olduğunu gösterdi. Hayatımda ilk defa bir polisin başkasından yardım istediğini görünce şok oldum ve dedim ki \"Bu memlekette yaşamak için doktor olmak varmış\". Böylece bu doktorluk mesleği beynime yerleşti. Aslında lise bittikten sonra amacım güzel sanatlar akademisi resim bölümüne girmekti. Şu anda bu kutsal mesleği icra ettiğim için çok mutluyum.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Umutsuz hastanın yakınına durumu bildirmek ve teşhis koyamadığımız, tedavi edemediğimiz durumlar, duygusal bir millet oluşumuz nedeniyle, işimizin en zor taraflarındandır. Ayrıca girişimsel işlem sonrası o günü ertesi güne bağlayan güne kadar hastayı yatağında iyi durumda görmek umuduyla yaşamak yine zorluklardan biridir.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Bir akademisyen dürüst ve işinin ehli olmalıdır. En önemlisi de akademik konumuna alın teriyle ve çalışkanlığıyla gelmiş olmalıdır. Bilgilerini, tecrübelerini ondan sonra gelen araştırma görevlilerine, öğrencilerine doğru ve tam olarak aktarmalı ve bu konuda bencil olmamalı. Yani \"Ben bu konuda tekim, şöhret ve kazanç bende kalsın, başkalarıyla bilgimi paylaşamam\" dememeli.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Dürüst ve çalışkan olan tüm meslektaşlarımı her zaman örnek alırım ve takdir ederim.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Maalesef iyi bir durumda olduğunu söyleyemem. Hastalar sürekli kurumlar arası taşınmakta, her kurumda ayrı bir tetkik yapılmakta, vatandaş dilediği yerde ve zamanında hizmet alamamaktadır. Bir vatandaşımız herhangi bir hastaneye müracaat ettiği zaman muayene için, tetkik için aylar sonrasına randevu alıyorsa, bu hizmetin sağlıklı yürümediğini gösterir. Bunun yanısıra vatandaşlarımız sağlık konusunda yeteri kadar bilinçli değiller. Örneğin; hangi organların hangi sürelerde, erken tanı amacıyla kontrol ettirilmesi gerektiğini bilmemektedirler. Bu da hastalıkların ancak geç dönemde teşhis edilmesine sebep olmaktadır. Bu konuda eğitim gördüğümüz okullara, çalıştığımız kurumlara ve medyaya önemli iş düşmektedir. Özellikle sağlık ocağında çalışan doktor arkadaşlara, gelen hastaları, şikayetleri olsun ya da olmasın, bazı tetkikler için uyarmak ve bilinçlendirmek görevi düşmektedir.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
Evet, Fransa Caen Üniversitesinde ve Almanya Münih Teknik Üniversitesinde çalışmalarda bulundum.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
Hayır, ben memleketime hizmet etmekten mutluyum. Çünkü şu anda memleketim insanları özellikle sağlık konusunda yetişmiş, uzmanlaşmış doktorlara muhtaç durumdalar.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?
Ortalama 60’a yakın yayınım bulunmakta. Ancak Türkiye'de özellikle tıp fakültelerinde klinisyenleri yaptığı yayınları ile değerlendirmek gibi bir tutum var. Bu yanlıştır çünkü gelişmekte olan bir ülkeyiz bizim şu anda yapacağımız en önemli hizmet yayının yanısıra insanlarımıza sağlık hizmeti vermek ve zamanında tedavi etmektir. YÖK ve üniversiteler akademik hayatta sizlerin sorduğu gibi yayın sayısına kilitlenip kalmakta. Bu sorunun yerine şöyle sorulabilirdi: \"Acaba vatandaşınıza yeteri kadar poliklinik hizmeti veriyor musunuz ve mesainin kaç saatinde hastalarla berabersiniz?\" Bu nedenle iyi bir araştırma çok iyi bir laboratuvara ve maddi desteğe bağlıdır. Ayrıca iyi bir ekip ile sağlıklı bir çalışma ortaya çıkabilir. Memleketimizdeki yayınların birçoğu başka ülkelerdeki yayınların modifiyesi ile yapılmakta, çok çok az bir kısmı kendi geliştirdiğimiz fikirlerle oluşmaktadır. Dolayısıyla yayının kalitesi değil de yayının sayısıyla değerlendirilmektedir. Bunlar da bir akademisyeni değerlendirmek için iyi bir ölçüt değildir.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Çalıştığım İbn-i Sina Hastanesinin bilimsel açıdan iyi bir düzeyde olduğunu söyleyebilirim. Özellikle Gastroenteroloji Kliniği yani çalıştığım klinik, uluslararası düzeyde bilgiye sahip. Tanı ve teşhis açısından diğer ülkelerle yarışır durumdadır. Hatta zaman zaman yurt dışından özellikle Türk işçilerden oluşan tanı konmamış bir hasta grubu gelmektedir. Tek eksiğimiz yeteri kadar araç ve gerecin, yedek teşhis araçlarının olmaması nedeniyle hastalarımıza yeteri kadar hizmet verilmemesidir.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
YÖK Başkanı olmak istemezdim.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl?
Çalıştığım Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji Kliniğinde bulunan istisnasız tüm hocalarla dostluğum çok iyidir. Özellikle yetişmemde katkısı olan hocalarıma her zaman minnettarım. Ayrıca kurumda çalışan hemşire, sekreter ve diğer arkadaşlarla kardeşlik ilişkisi içindeyiz.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Evet, ulaştım diyebilirim. Çünkü uzmanlık dönemimde tek başıma ve uzun süre çalıştığım için yeteri kadar tecrübeye sahip olduğumu düşünüyorum. Aslında bir doktorun hedefi ulaşabileceği akademik kariyerin yanı sıra çalıştığı branşta iyi uzmanlaşmak ve girişimsel işleri çok iyi yapmak olmalıdır.

Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen ilginç bir anınızı anlatır mısınız?
1982 senesinde kardiyolojide bölümündeyken Prof. Dr. Celal Kervancı tarafından çok ağır şekilde işletildim, o günümün kabus dolu geçtiğini hatırlarım. O günden sonra acil servise çalışmak için gönderildim, nöbetteyken gelen bir telefonda \"Ankara'ya bir Irak helikopteri düştü, yaralılar geldi mi?\" diye sorulunca, gene işletildiğim düşüncesine kapılarak telefondaki şahsa ağır hakaretlerde bulundum. “Irak helikopterinin Ankara'da ne işi var” diye sordum ve telefonu kapattım. Tekrar telefon geldi; şahıs ısrarla derdini anlatmaya çalışıyordu. Ben de işletildiğimi zannediyordum ve telefonla birbirimize bağırıyorduk. Telefon kapandıktan kısa süre sonra acil servise yaralı Irak subaylarının geldiğini görünce şaşkına döndüm. Meğer telefondaki şahıs Ankara Sıkı Yönetim Komutanıymış, ben de Celal Hoca beni işletiyor zannediyordum. Ertesi gün komutanla tanıştık ve iş tatlıya bağlandı.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?
Maalesef gösteremiyorum. İleri dönem şikayetimiz olmadığı sürece kendimize sağlık kontrolü açısından zaman ayıramıyoruz. Nitekim yakın bir dönemde ciddi bir hastalık geçirdiğimi ve bunun ihmal sonucu olduğunu söyleyebilirim.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Seyahati, resim yapmayı çok severim. Ancak şu anda ahşap işleri yapmaktayım, evimde bu konuda büyük bir atölyem ve içinde ahşapla ilgili çok yüklü miktarda alet bulunmakta. Mesai saatleri dışında hemen hemen her gün ağaç işiyle uğraşmaktayım. Ağaç işini çok iyi bilirim; arkadaşlarla yan yana geldiğimiz zaman konu ağaçsa konuşmaktan haz duyarım ve sürekli marangoz arkadaşlarımın yanına giderek ağaç konusunu görüşürüm.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Daha önce anlattığım gibi Kerkük'te doğdum; keşke Kerkük iyi yönetilseydi ve oradaki insanlar iyi yaşasaydılar. Keşke annem sağ olsaydı ve onunla birçok şeyi oturup paylaşsaydım demişimdir. Pişmanlık açısından ise tabii ki pişman olduğum durumlar olmuştur, özellikle düşünmeden ani verdiğim kararlardan ötürü.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Evet, ayırabiliyorum. Sürekli onlarla beraberim akşam saat en geç 18’de mutlaka evdeyim. Eşim ve çocuklarımla beraber sofraya oturup günün havadislerini anlatırız. Özellikle çocuklarımın tüm meseleleriyle ilgilenirim. Gelecekte memlekete ve millete yararlı birer birey olmaları için sürekli öğütler veririm, mesleklerinde dürüst olmalarını ve işlerini iyi yapmalarını isterim.

Teşekkürler.
31/12/2007
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer