AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • AKADEMİSYENLERİMİZ : Prof.Dr.Yeşim Gökçe Kutsal ‘Benim açımdan akademisyenlik en son basamak’
    • Akademisyenler köşesinin bu haftaki konuğu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal

29 Ocak 2006, Pazar

AKADEMİSYENLERİMİZ : Prof.Dr.Yeşim Gökçe Kutsal

‘Benim açımdan akademisyenlik en son basamak’
Akademisyenler köşesinin bu haftaki konuğu Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yeşim Gökçe Kutsal.

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
Ankara doğumluyum.TED Ankara Koleji’ni 1974 yılında bitirdim. Aynı yıl Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girdim ve mezuniyetten sonra Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı’nda uzmanlık eğitimimi yapmaya başladım. İhtisasımı tamamladıktan sonra, zorunlu hizmet nedeniyle Ankara Rehabilitasyon Merkezi’nde iki yıl çalıştım. 1986 da doçent unvanı aldım ve daha sonra üniversiteye öğretim üyesi olarak döndüm, 1995 yılında profesör unvanı aldığım Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı’nda görev yapmaktayım. Ayrıca, 2000 yılında kurulan Hacettepe Üniversitesi Geriatrik Bilimler Araştırma ve Uygulama Merkezi (GEBAM)’nin müdürlüğünü yapıyorum.

Tıp dışında uğraşılarınız ya da hobileriniz var mı?
Hobi olarak tanımlayabileceğim uğraşıların başında fotoğraf gelir. Bu süreç babamın fotoğraf makinesini incelemeye başlamamla oldu. Bu klasik makineyle başlayan süreç, şimdi dijital ortamda sürüyor. Öğrencilik yıllarımda klasik gitar eğitimi aldım. Rutin hekimlik uygulamaları ve mesleki uğraşılar arasında pek çok meslektaşım gibi ben de sanatla, özellikle, sinema ve müzikle nefes aldığımı hissediyorum. Bir de yine uzmanlık dalımın etkisiyle olsa gerek, endüstri tasarımına meraklıyım. İnsanların günlük yaşamını kolaylaştıran, işlevsel ürünler ilgimi çekiyor ve ileride zaman bulabilirsem bu konuda çalışmayı istiyorum.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Branşımda örnek aldığım kişi Amerikalı bir öğretim üyesi olan Prof. Dr. De Lisa. Fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanlık dalının holistik yaklaşımını, rehabilitasyon tıbbının felsefesini çok iyi özümsemiş, pratik uygulamada başarılı multidisipliner ekipler oluşturmuş bir bilim insanı.

Başınızdan geçen mesleğinizle ilgili en ilginç anınız nedir?
Tıp mesleğinde genellikle iletişim sorunları hoş anılar oluşturabiliyor. Örneğin, muayene sırasında hastaya “Sigara kullanıyor musunuz?” diye sorduğum zaman, “Çok teşekkür ederim, biraz önce söndürdüm, almayayım” diyen hastadan, yürüme analizi yaparken “Lütfen elinizdeki bastonu atın, bastonsuz yürüyüşünüzü görelim” dediğimizde, bastonunu cirit gibi fırlatan yaşlı hastalarımıza kadar farklı şeyler yaşıyoruz. Genellikle hasta-hekim ilişkisinde iletişimde, dil ve kavramlarda bu olaylar karşımıza çıkıyor.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye’de koruyucu hekimliğe ve halkın sağlık bilincinin geliştirilmesine büyük önem verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü, kronik hastalıkların tedavisi oldukça zor, uzun ve pahalı. Dolayısıyla pratisyen meslektaşlarımızın ve tüm uzmanlık dallarına mensup hekimlerin koruyucu hekimlik konusunda çaba harcaması gerekir. Bu perspektiften bakmak, Türkiye gibi bir ülkede çok daha akılcı olur.

Tıp mesleğini seçme sebebiniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Doktorluğu seçme nedenim; insan öncelikli, yani direkt hedefi insan olan bir meslek olması. Üniversite seçme dönemimde mimari ve endüstri tasarımı konuları kafamı çok karıştırmıştı. Birebir insana odaklı hizmet sunan meslek grubu olduğu için sanırım hekimliği seçtim. Fakat, buna karşın hekimlik mesleği gerçekten hakkını vererek yapılıyorsa, bilin ki o kişi ciddi özverilerle bunu götürüyordur. ‘Seçtiğim için memnun muyum?’, isterseniz bunu geçelim.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Direkt insan odaklı olması bu mesleği seçme nedenim. Ama bu bazı zorlukları da beraberinde getiriyor. Günü, saati olmadan hep kanallarınız açık olmak zorunda. Hep ulaşılabilir olmanız gerekiyor. Bence en zor tarafı bu. Kapılarınızı kapatıp, ilişkilerinizi kesip, kendinizi korunaklı bir yere atmanız zor oluyor.

Bir akademisyen nasıl olmalı? Nasıl tanımlarsınız?
Akademisyenlikten önce bence duyarlı, bilinçli, ilkeli ve çağdaş bir insan olmak daha önemli. Benim açımdan akademisyenlik en son basamak. İkinci basamak iyi hekimlik tabii ki. Güncel bilgilerle donanmış, bilimsel ve etik sınırlar içinde hareket eden bir hekim olmak. Rutinin dışında farklı bir soluk oluşturabilmek bence önemli. Dolayısıyla en son aşama akademisyenlik. Akademisyen, doğal olarak genç meslektaşlarına iyi örnek olmalı. Örnek olmak sadece bilimsel yayınla, bilimsel araştırmayla sınırlı değil. Gençlerle ilişkilerimizde, mesleki ilişkilerimizde, hasta-hekim ilişkisinde olumlu bir örnek oluşturmak gerekir.

Yurtdışı mesleki deneyiminiz oldu mu?
Londra’da National Hospital’da gözlemci olarak bulundum. Özellikle elektrodiyagnoz ünitesinde çalıştım. Cambridge Robinson College’de ve Lyon’da farklı zamanlarda sertifikalı kurslara katıldım. Çeşitli ülkelerde uzmanlık dalımla ilgili kliniklere ziyaretlerim ve gözlemlerim oldu. Fakat yıllarca süren bir yurtdışı hekimlik deneyimim olmadı.

Yurtdışında aynı işi yapmak ister miydiniz? Neden?
Yurtdışında kuşkusuz maddi olanaklar çok daha farklı. Teknolojik alt yapı açısından bakarsanız; bizde de ileri teknoloji var artık. Özellikle, rehabilitasyon uygulamalarında, kinezyolojide ve elektrodiyagnoz alanında pek çok merkezdeki olanaklar Anabilim Dalı’mızda mevcut. O anlamda bir eksiğimiz yok. Buna karşın; mesleki başarının tamamen somut kriterlere dayandırıldığı ve üniversitede akademik platformdaki yarışmaların veya mücadelelerin daha etik ve bilimsel sınırlar içinde yapıldığı çalışma ortamları, sanırım çoğu meslektaşımın olduğu gibi benim de hayalimdir.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösteriyor musunuz?
Hayır. Hastalarıma önerdiğim yaşam şeklini kendim tam olarak uygulayamıyorum ne yazık ki. Sanıyorum çoğu doktor, “mum dibine ışık vermez” diyecektir. Galiba mum kendisini de aydınlatamıyor. Bu konuyu Türk Tabipleri Birliği Başkanı Sayın Dr. Füsun Sayek, Geriatri 2004 kongresindeki konuşmasında şöyle ifade etmişti: “Hekim çok çalışır, hekim hızlı yemek yer, hekim egzersiz yapamaz, hekim az uyur, hekim için her hasta bir sınavdır ve sınav stres yapar!”

Yurtiçi ve yurtdışı kaç yayınınız var?
Yurtdışı dergi ve kitaplarda 45, yurtiçi dergi ve kitaplarda 217 yayınım var.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi en fazla uluslararası yayın ve atıf oranına sahip saygın fakültelerden biri. Dolayısıyla bilimsel motivasyon açısından son derece olumlu bir platformda olduğumu düşünüyorum.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Türkiye’deki eğitim sorunlarının YÖK başkanının değişmesiyle düzeleceğine inanmıyorum. Bu tamamen, sistemden ve bazı kişilerin eğitime, öğretime bakış açısından kaynaklanan aksaklıklar silsilesidir. YÖK Başkanı olmazdım. Çünkü, radikal değişiklik yapma yetkinizi bile kullanamayabilirsiniz.

Eğitim verdiğiniz klinikteki kişilerle ilişkileriniz nasıl? Onlar sizi nasıl tanımlar?
Akademik platformdaki ilişkilerimiz gayet iyi ve üretken. Anabilim dalındaki tüm öğretim üyesi arkadaşlarım kendi ilgi alanlarına ciddi anlamda katkılar sunan, farklı etkinlikler gerçekleştiren kişiler. Onların beni nasıl tanımladığını net olarak bilemeyebilirim ama, çok fazla odasına kapanıp, çok fazla yazı-çiziyle uğraşıyor diye düşünebilirler.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Kariyer anlamındaysa evet, ulaştım. Üniversitedeki görevlerim dışında da bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Sağlık Bakanlığı’nda komisyon üyeliği, Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Yönetim Kurulu üyeliği, Ankara Tabip Odası Onur Kurulu üyeliği görevlerinde bulundum. 1994 yılından beri TÜBİTAK ULAKBİM Türk Tıp Dizini Kurulu’ndayım. Türkiye Osteoporoz Derneği Yönetim Kurulu üyeliği, Geriatri Derneği Başkanlığı, Türk Geriatri Dergisi editörlüğü ve yurtdışı-yurtiçi dergilerde danışma kurulu üyeliği, IAGG ve EUGMS gibi uluslararası kuruluşlarda ülkemin temsilciliği gibi görevlerim de var. Dolayısı ile kişisel doyum açından sorunuzun yanıtı evet. Ama Türkiye’deki sağlık ortamına bir şeyler katmak anlamında daha çok fırın ekmek yenmesi gerekir. Yapılabilecek çok şey var, yeter ki doğru algılansın.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Benim gözümde, aileme ne kadar vakit ayırsam da yetmiyor. Daha önceleri “çocuklarınıza ayırdığınız sürenin kalitesi önemlidir” denirdi Ama ben yaşayarak biliyorum ki sadece kalite değil kantite de önemli. Annemin şöyle bir sözü var: “Ne kadar bilimsel yayın olursa olsun en güzel eser çocuklardır.” Bu son derece anlamlı. Eşime ve tek kızıma zaman ayırmaya çalışıyorum. Ama hiçbir zaman yettiğini düşünmüyorum.

Teşekkürler.
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
28/10-31/10 6. Ulusal Bağırsak Mikrobiyotası ve Probiyotik Kongresi ENDOKRİNO... ANTA
28/10-01/11 5. Ulusal Klinik Mikrobiyoloji Kongresi MİKROBİYO... İZMİ
31/10-02/11 Türkiye Maternal Fetal Tıp Derneği Ultrasonografi Kursu KADIN... İSTA
30/10-03/11 63. Türkiye Milli Pediatri Kongresi PEDİATRİ KIBR
23/11-23/11 TMFTP Tıbbi Uygulamalar ve Hukuk Kongresi TIP... ANKA
21/11-24/11 15. Türkiye Acil Tıp Kongresi ACİL TIP ANTA
26/11-30/11 3. Uluslarası – 21. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi HALK SAĞLIĞI ANTA