AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Doç.Dr. Sancar Bayar: Yakınmanın kimseye bir faydası yok. Yapmamız gereken şey çalışmak\"
    • Akademisyenlerimiz köşesinin bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Cerrahi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sancar Bayar.

09 Eylül 2006, Cumartesi

Doç.Dr. Sancar Bayar: Yakınmanın kimseye bir faydası yok. 
Yapmamız gereken şey çalışmak\
Akademisyenlerimiz köşesinin bu haftaki konuğu Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Cerrahi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Sancar Bayar.


Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1967 doğumluyum, evli ve bir kız çocuk babasıyım. Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nin ardından Hacettepe Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. 1993 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine girdim, 1997/99 yılları arasında Yale Üniversitesi Cerrahi Onkoloji Bilim Dalı’nda yüksek lisans yaptım. 1999 yılında tekrar Türkiye’ye döndüm. 3 sene de Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Cerrahi Onkoloji Bilim Dalı’nda yüksek lisans yaptım. 2004 yılında doçent oldum. Şu anda Cerrahi Onkoloji Bilim Dalı’nda çalışıyorum.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Cerrahi onkoloji çok geniş tabi. Şu anda ben meme ve mide kanseriyle ilgileniyorum. Meme ile ilgili olarak Monica Morrow, Barbara Ward isimlerini söyleyebilirim. Ben ABD’de eğitim gördüğüm için oradaki hocalarla diyaloglarım oldu. Yale Üniversitesi’ndeki patronum Ronald Salem Cerrahi Onkoloji’de ABD’deki önemli isimlerden biri. Ondan çok şeyler gördüm. Aynı zamanda buradaki hocalarımız Cerrahi Onkoloji Bilim Dalı'ndaki hocalarımız, Hikmet Akgül, Salim Demirci, Hilmi Kocaoğlu gibi hocalarımızdan çok şey öğrendik.

Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen en ilginç anınız nedir?
Karaciğer cerrahisinde büyük bir hocamız vardı: L. Blumgard. Bu kişi, modern karaciğer cerrahisinin dünyadaki kurucusudur. Biz Yale’deyken kendisinin bize gelip konuşma yapması için ikna etmeye çalıştık. Kendisi New York’ta, MSK Kanser Merkezinde çalışıyordu. Çok yakın, 1.5 saatlik bir mesafede olmasına rağmen hocamız gelememişti. Geçen sene yaptığımız Cerrahi Onkoloji Kongresi’ne ta New York’tan kalktı geldi. Bir senelik bir uğraşım oldu, yazışmalar, görüşmeler oldu. Blumgard mesleğin duayeni. Çok önemli bir şahsiyettir. New York’tan bir buçuk saatlik mesafeyi getirtemedik ama Türkiye’ye geldi ve bir hafta boyunca kendisiyle çok yakın diyaloglarımız oldu. Sadece tıp hakkında değil, pek çok konuda, hayat konusunda da çok önemli dersler verdi. Tabi bu kongre olunca çok daha yakın görüşmelerimiz oluyor. Bu benim için güzel bir anı oldu.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Belki Türkiye’de biraz daha araştırmaya yönelebilirse daha iyi olacaktır. Burada bizim de eksiklerimiz var, “paramız yok” demek yetmiyor, uğraşılarımızın olması gerekiyor. Türkiye’nin pek çok yerinde de araştırma merkezleri kuruluyor. Bu konuda ilerliyoruz diye düşünüyorum, karamsar değilim. Ama Türkiye’nin genel sağlık politikası hakkında çok da fazla bir bilgim yok. Genel bir yorum yapamam.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Ben zaten doktor olmak istiyordum, cerrah olmak istiyordum. Hayat kurtarmak, insanlara faydalı olabilmek güzel bir psikoloji. Matematiksel formüller değil de biyolojik çözümler hoşuma gidiyor. Cerrahinin içerisine geldikten sonra heveslendik, çok şeyi yapmak istedik, ama bir süre sonra gördük ki cerrahi bir okyanus ve belli alanlarda sınırlanmak gerekiyor.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Hastalar konusunda çok daha titiz olmamız gerekiyor. Çok daha dikkatli ve titiz olunması gereken bir meslek bizimki. Hatayı gerçekten affetmeyen bir meslek. İnsan sağlığı önemli. Hata yaptığınız ya da bir şeyi ihmal ettiğiniz zaman bu hastanın hayatına mal olabiliyor, sağlığını kaybedebiliyor. Bence en zor yanı bu.

Bir akademisyen nasıl olmalı? Nasıl tanımlarsınız?
Belirli bir alanda çalışan akademisyen, cerrahi açıdan söylersek belirli bir organ, mesela meme-mide hastalıkları olabilir, bir konuda hasta tedavisini yapması bir de bu konuyla ilgili bilimsel araştırma yapması gerekir. Akademisyenlikten anladığım budur. Yani klinikte ne yapıyorsanız, araştırmalarınızın da o yönde olması gerekir. Tabi öğrenci, asistan eğitimi bunun en önemli parçaları. Üniversitede öğretim üyesinin en önemli görevi; öğrenci yetiştirmek, asistan yetiştirmek.

Yurt dışındaki mesleki deneyiminizden bahsedebilir misiniz?
Hem araştırma, hem klinik açısından mesleki deneyimim oldu. Yurtdışında araştırma çok önemli, bu anlamda çok faydalı yıllar geçti. En az klinik araştırma kadar önemli deneysel araştırmalarda bulundum. Klinik çalışmalar aşağı yukarı buradakine benzer. Çok sayıda eğitim semineri vardı. Mesela bir kanser hastası geldiği zaman, dahiliyedeki tıbbi onkoloji, RT verecek radyasyon onkologu, teşhisi koyan radyolog ve operasyonu düzenleyecek cerrahi ekip olarak her hafta tümör toplantılarımız olurdu. Bu toplantılarda hasta hakkında herkes fikir beyan ederdi ve sonuçta bunu imzalardık, yani hasta hakkında elimizde yazılı bir konsey kararı olurdu. Hem daha bilimsel, hem daha bağlayıcı kararlar çıkardı. Perşembe günleri dünya çapında Çin’den, İngiltere’den, ABD’nin değişik yerlerinden bir doktor tüm masrafları karşılanarak davet edilirdi ve seminer verirdi. Bunlar tabi çok eski ve paralı üniversiteler.
Kendi açımdan söylersem, bilginin üst jenerasyonlardan alta doğru akışında bir problem var. Sizden 50 sene önceki insanların ne yaptığını çok iyi bilmiyorsunuz. Sadece siz bir üstünüzün yaptıklarını biliyorsunuz. Halbuki cerrahi bir usta-çırak ilişkisidir, bir bilgi paylaşımıdır. Eğitim önemlidir bunun için.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeleriniz nedir?
Üniversite size bir takım imkanlar sunuyor ama üniversite dışında çalışabileceğiniz, destek alabileceğiniz kurumlar da var Türkiye’de, TTB gibi DPT gibi. Sonuçta hekimler olarak yanlış yaptığımız şeylerden biri üstleri eleştirip kendimizin hiçbir şey yapmaması. Sonuçta araştırma projeleri çok büyük paralar istiyor. Büyük emek istiyor, zaman istiyor ama bunlara da bir yerden başlamak gerekiyor. Türkiye’de de başlandığına inanıyorum. Sonuçta yurt dışında da bu işler insanların gayretleriyle oluyor. Burada bizlere görev düşüyor; “para yok, sistem yok” dersek olmaz. Elimizdeki en basit imkanları bile değerlendirmezsek bilim alanında ilerleme şansımız yok. Yani şunu demek istiyorum: Yakınmanın kimseye bir faydası yok. Yapmamız gereken şey çalışmak. ABD ile diğer dünya ülkelerini kıyaslamanın anlamı yok ve onların da bir başlangıç noktasının olduğunu unutmamak gerek.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayınlanmış kaç yayınınız var?
Yurt dışında, kabul edilenlerle birlikte 22 tane yayınım var. Bir tane yurt dışında yazılmış kitap bölümü var ve yayınlanmak üzere sunulmuş 3 tane makalemiz var. Yayınlarım hakkında fikir sahibiyim ama Türkiye’de yayınlanmış kaç makalem var şu an bilmiyorum.

YÖK başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Benim düşünce tarzımda öncelikle kendi sorumluluğumda olan işleri yapmak vardır. Yani bunu, evinin önünü süpürmeden şehri temizlemeyi düşünen insanlar olarak düşünmüyorum. Öncelikle “Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Cerrahi Onkoloji bilim dalında bir öğretim üyesi olarak neler yapabilirim, nasıl iyi eğitim verebilirim, öğrencilerimi nasıl iyi yetiştirebilirim, nasıl araştırma yapıp kendimi geliştirebilirim” demeden o soru bana biraz büyük geldi. Öncelikle bu problemleri en uygun şekilde aşmam lazım.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl? Onlar sizi nasıl tanımlar?
Genellikle uyumlu bir yapı sergilerim, olaylara pozitif bakmayı severim. Negatif yönden görmemeye çalışırım. Problemleri çözmeye çalışırım, daha karmaşık hale getirmemeye çalışırım. Çünkü bir iş yerinde huzurlu bir denge oluşturamazsanız o işyerinde kaos oluşur. Uyumlu bir insan olduğum söylenir.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Hedeflediğim yere ulaştım dediğim anda gerilemeye başlarım. İnsanın en büyük yanılgısı, “Ben artık oldum, yetiştim, her şeyi biliyorum” demesidir. İnsanın sürekli bir değişim içinde olması gerekir. Bunun için de çabalaması gerekir. Dolayısıyla her şey bitti, mükemmelim demek mümkün değil tabi.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösteriyor musunuz?
Daha çok spor yapmamız gerekir. Zaman ayıramıyoruz gerekçesine de inanmamak gerekir. Tembellik de var tabi ama mümkün olduğu kadar zamanları iyi geçiririm, yaz aylarında mümkün olduğu kadar yüzerim, çocukken spor faaliyetlerimiz yoğundu, kayak yapardık.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Bir olay yaşandıktan sonra “keşke” demek, insana sadece ıstırap verir. Ama o olaydan ders almak ve ileriye bakmak çok daha önemlidir. Hiçbir zaman “keşke” demedim. Bunun hiçbir faydasının olmadığı gibi o anki ruh sağlınızın üzerine zararları vardır. “Keşkesiz” bir yaşamı tercih ederim. Yaşanmıştır ve bitmiştir, ders alırım, ama “keşke” demem. Çünkü bunu demek geçmişi cezalandırmaktır.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Aileme vakit ayırıyorum. Bir insanın ailesi en az işi kadar önemlidir. Bence herkes ailesine zaman ayırabilir. “Zaman ayıramıyorum, çok yoğunum” denilmesi bana çok da inandırıcı gelmiyor.

Teşekkürler.
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
28/10-31/10 6. Ulusal Bağırsak Mikrobiyotası ve Probiyotik Kongresi ENDOKRİNO... ANTA
28/10-01/11 5. Ulusal Klinik Mikrobiyoloji Kongresi MİKROBİYO... İZMİ
31/10-02/11 Türkiye Maternal Fetal Tıp Derneği Ultrasonografi Kursu KADIN... İSTA
30/10-03/11 63. Türkiye Milli Pediatri Kongresi PEDİATRİ KIBR
23/11-23/11 TMFTP Tıbbi Uygulamalar ve Hukuk Kongresi TIP... ANKA
21/11-24/11 15. Türkiye Acil Tıp Kongresi ACİL TIP ANTA
26/11-30/11 3. Uluslarası – 21. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi HALK SAĞLIĞI ANTA