AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Bülent Gürler
    • “Bir akademisyenin en başta çok çalışkan olması lazım. Bu birinci kriter. Sevecen olmalı, bu da ikinci kriter. Akademisyen birçok şeye farklı bir gözle, farklı açılardan bakabilmelidir.”

10 Nisan 2011, Pazar

Prof. Dr. Bülent Gürler

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Bülent Gürler

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

29 Nisan 1950 tarihinde İstanbul’da doğdum. Aslında İstanbul’da doğmamın, İstanbullulukla çok ilgisi yok ama,  annem kimliğimde İstanbul yazsın diye İstanbul’a gelerek beni burada dünyaya getirmiş. İlk, orta ve lise öğrenimim babamın hekim olması vesilesiyle Kahramanmaraş’ta geçti. Daha sonra İstanbul’a taşındık. O tarihten bu yana da İstanbul’da yaşıyorum. Üniversite tahsili, ardından meslek hayatı derken yıllar geçip gitti. Üniversite girişim Çapa Tıp Fakültesi, halen de Çapa Tıp Fakültesindeyim. Emekli olup çıkışım da Çapa olacak sanırım. Otuz yedi yıllık bir meslek hayatım var. 1988  yılında doçent oldum. 1994 yılında da profesör unvanını aldım.

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Seçerken tesadüfi oldu. Ama şu an fevkalâde memnunum. Bir daha dünyaya gelsem, bir daha meslek seçmem gerekse yine aynını seçerdim. Mezun olduktan sonra gençlik yıllarında gözünüz çok yukarılarda oluyor. Bir türlü karar veremiyorsunuz nereye gideceğinize. Bu arada bir de askerlik meseleniz var. Askerlik problemi olunca hiçbir yer iş vermiyor. 

Bir de babamın büyük etkisi olmuştu. Çapa’nın karşısında oturuyorduk. Babam ‘Oğlum Çapa’da asistanlık kadrosu açılmış. Oraya git, istersen askerlikten sonra değiştirirsin’ dedi. Ben de onun sözüne uyup dediğini yaptım. Giriş o giriş. Kısa dönem askerlik yaptıktan sonra oradaki çalışmalar, yurt dışına gidip gelmeler, eşimi orada bulmam derken, bağlanıp kaldım. Son beş yıldır da ana bilim dalı başkanı olarak çalışmaya devam ediyorum.  

 

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Ben mikrobiyoloji ve klinik mikrobiyoloji branşında görev yapıyorum. Bana göre tıp branşları içerisinde en zor branşlardan birisidir, çünkü bir ders değildir. Mikrobiyolojinin içerisinde parazitoloji vardır, üroloji vardır, bakteriyoloji vardır, genel mikrobiyoloji vardır. Şimdi bunlar kategorize edildi. Her bir branştan insanlar ayrı ayrı sınavlara girip doçent, profesör oluyorlar, ama bizim dönemimizde bunların hepsini çalışıp öyle sınava girmeniz gerekiyordu. Sanki 5-6 tane tıp dalından doçent veya profesör olmuş gibisiniz. Dolayısıyla mikrobiyoloji gerçekten çok zor bir daldır. Rahmetli babam ‘Bir tek mikrobiyolojiden orta not aldım. O nedenle pekiyi ile mezun olamadım’ derdi. Yani öğrenciler o kadar zorlanırdı. Hatta bir zamanlar beşinci sınıfa kadar gelip çok geri dönenler olmuştur. Şimdi biraz daha rahat, ama kendisi başlı başına zor bir branştır.

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Bir akademisyenin en başta çok çalışkan olması lazım. Bu birinci kriter. Sevecen olmalı, bu da ikinci kriter. Birçok şeye farklı gözle bakması lazım. Bunun karşılığında tabii bir akademisyenin mutlu olabileceği çok şey var. En önemlisi, bana kalırsa yetiştirmiş olduğunuz bir asistanın yıllar sonra bir doçent, bir profesör olarak ya da iyi bir mevkide olup karşınıza gelip sizinle yeniden görüşmesidir.  Bu büyük haz verir. Ben böyle bir karşılaşma sırasında anlatılmaz duygulara sahip oluyorum. Bir akademisyenin bunlardan zevk alması lazım, diye düşünüyorum.

 

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Ben hep rahmetli babamı örnek almışımdır. O 14 kardeşli bir ailenin çocuğuydu. İlkokulu olmayan bir köyde oturuyorlardı. İlkokul kazadaymış. Her gün o köyden yarım saat yaya yürüyerek okula gidip gelerek ilkokulu bitirmiş. Daha sonra leyli meccani kazanıp ortaokul ve liseyi kısmen Antep, kısmen de Maraş’ta okumuş. Aile kalabalık olduğu için anne babanın ona özel bir ilgi gösterecek durumları yok. Tamamen kendi başına, tamamen kendi iradesi ve çalışkanlığı ile tıp fakültesini kazanıyor, hekim oluyor ve bizleri yetiştiriyor. Beni de çalıştıran hep odur. Ben rahmetli babama hayranım. Tüm yönleri ile kendisini örnek almaya çalıştım.

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok iyi görmüyorum. Peki geçmişte nasıldı? Geçmişte de belki bunları burada söylemek pek hoş olmayabilir ama, meslektaşlarımız içerisinde de az da olsa bu mesleği suistimal edenler vardı. Dolayısıyla belki de bunlar yüzünden hem hastalar hem de bugün SGK adı altında toplanmış olan sosyal güvenlik kurumları zor durumda kaldılar. Günümüzdeki bu kargaşanın yaratılmasına sebep oldular. Şimdi hasta da mağdur, hocalar da mağdur. Hepimiz mağduruz. Performans adı altında her bir hasta için üç beş kuruş para verecek olursanız ve onu suistimal edecek olursanız ne hasta memnun olur ne hekim memnun olur ne de eğitim-öğretim için bir faydası olur. 

 

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

İki yıl Almanya’da kaldım. Göttingen Üniversitesinde tamamen mikrobiyoloji üzerine çalıştım.

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Bu konuda zaten teklif aldım. Ama ben yurdumu çok seviyorum. Eğitim için giderim, gezmek için giderim, ama sonuç olarak burada çalışıp burada öleceğim.

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Yaklaşık olarak 40 küsur yurt dışı yayınım var. Yine yaklaşık olarak yurt içi yayınım da 100 civarına gelmiştir.

 

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

Ben DAS’la birlikte aynı zamanda ANKEM Derneğinin de başkanlığını yapıyorum. Dernek ANKEM dergisi  adı altında bir dergi çıkarıyor. ANKEM dergisi oldukça başarılı bir dergidir. Bu bir tıp dergisidir. Buradaki editöryal board’ın çok iyi çalışmasıyla başarılı bir grafik izlemektedir. Dolayısıyla  editöryal board’ın tıbbi yayıncılıkta son derece önemli olduğunu düşünüyorum.

 

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Olmazdım. Olsam da herkes tarafından aranan bir YÖK Başkanı olmak isterdim. 

 

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Ulaştığımı  düşünüyorum. Şu anda bir ana bilim dalı başkanıyım. Ayrıca bir araştırma ve uygula merkezimiz var. Oranın müdürlüğünü yapıyorum. Bunlarla birlikte iki tane de derneğin başkanlığını sürdürmekteyim. Bu kadar iş aslında beni yormaya başladı. Bu bir bayrak yarışıdır. Keşke artık yavaş yavaş bu işlerden sıyrılsam, gençlere bıraksam diye düşünüyorum.   

 

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Bundan 20 sene kadar önce tarih 1 Nisan günü, daha asistanım. Ana bilim dalı başkanımız Enver Tali Çetin Hoca. Bir de uzman doktor arkadaşımız Ünal Bey var. Kendisi telaşlı birisi.  Enver Hoca’ya gidip, Ünal Bey’e 1 Nisan şakası yapacağımı, dekanlıktan gelen bir yazıyı fotokopi yardımıyla değiştirerek kendisine Diyarbakır iline atandığı şeklinde bir atama yazısı vereceğimi söyledim. Hoca güldü ‘Peki yap bakalım’ dedi. Yazıyı hazırlayıp bir sarı zarfa koydum. Zarfın üzerine de Ünal Bey’in adını yazıp, ana bilim dalı başkanımızın sekreterine verdim. Sekreterde götürüp Ünal Bey’in masasına  koydu. Ünal Bey “part-time” çalışan, kendisine ait laboratuvarı olan, evli, iki çocuk babası  bir kişi. Tayin olması demek onun için adeta bir yıkım. Ünal Bey zarfı görüp açınca panik içerisinde ana bilim dalı başkanı hocamıza koşmuş. ‘Aman hocam beni tayin ediyorlar’ diye yakınmaya başlamış. Hoca da ‘Yapacak bir şey yok evladım. Devlet işi gitmek zorundasın ‘demiş. Ünal Bey ben iyi arkadaşıyım diye bu kez bana geldi. Baktım gözleri dışarı uğramış, yüzü sapsarı elinde zarf kapıda belirdi. Neredeyse ağlayacak durumda. ‘Şu hale bak ben gidiyorum’ dedi. Bu sefer o andaki haline o kadar üzüldüm ki, daha fazla uzatmayıp kendisine 1 Nisan şakası yaptığımı söyledim. Biraz rahatladı. Bana ‘Bülent bunu senden başka biri yapsaydı, ne yapacağımı ben bile tahmin edemiyorum’ dedi. Bu benim hep gülümseyerek anlattığım bir anımdır. 

 

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Sağlık konusunda şu ana kadar bir sorunum olmadı desem yeri var. Bundan 6-7 sene kadar önce bir çarpıntı geçirmiştim. Biraz tansiyonum yükselmiş galiba. Düzenli olarak aldığım bir tansiyon ilacım var. Onun dışında bir sorunum yok. İnşallah da böyle devam eder.

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Yüzme, kitap okuma ve yürüyüş. Cumartesi-pazar günleri sabah erkenden 1-2 saat yürüyüş yaparım. Yazları da  mutlaka yine sabahları 1-2 saat yüzerim.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Hayır.

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Benim ailem de zaten aynı branşta. Yani eşim de mikrobiyolojide. Birileri 10 sene 20 sene evli kalıyorsa biz aynı süre içerisinde 40 sene evli kalıyoruz. Biz 56 senelik evliyiz.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer