AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Cemal Özcan
    • “Akademisyen alanında üst düzeyde, birçok konuda da optimum düzeyde bilgi sahibi olmalı, bilgisini sürekli yenilemelidir. Tabiidir ki, akademisyen talebelerine bilimsel bilginin yanı sıra, bilgi ile ilgili bu akademik duruşun, analitik ve araştıran düşüncenin gereklerini de aktarmalıdır”

15 Şubat 2011, Salı

Prof. Dr. Cemal Özcan

Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Malatya İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cemal Özcan

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1960 yılında Adana’da doğdum. İlk, orta ve lise eğitimimi Adana’da tamamladım. Tıbbiyeyi Bursa’da Uludağ Üniversitesinde 1983 yılında bitirdim. Sinop’ta, bir köy sağlık ocağında mecburi hizmetimi tamamladım. Nöroloji ihtisasımı 1986-1990 yılları arasında Trabzon’da Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesinde yaptım. Askerliği takiben 1993 senesinde Malatya’da İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Bölümünde öğretim üyesi olarak göreve başladım. Tam on yedi senedir buradayım. 1997 yılında doçent, 2008 yılında profesör oldum.

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Tıp mesleğini seçmemde ailemin isteği belirleyici oldu. Bilhassa annemin. Ben de gönülsüz değildim tıp konusunda, lakin o zamanlar elektronikçi olmayı daha çok istiyordum. Kısmet. Ama yeniden meslek tercih ediyor olsam, yine tıbbı, bilhassa nörolog olmayı seçerdim. Bu meslekte olmakla arzulanabilecek en iyi iki şeye, en üst düzeyde sahip olunuyor çünkü. Kendimizi tanıma ve başkalarına yardım edebilme imkânı.

 

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Hastaların çektikleri sıkıntıyı, onlarla birlikte sürekli yaşıyor olmak. Her sabah o çaresiz, öfkeli, şaşkın gözlerle karşılaşmak. Belki bizim ihtisas alanımızın getirdiği bir hal. Fakat seneler de ilerledikçe işin en zor tarafı bu olmaya başladı.

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Akademisyen alanında üst düzeyde, birçok konuda da optimum düzeyde bilgi sahibi olmalıdır. Bilgisini sürekli yenilemelidir. Bunların da okumaksızın olamayacağı aşikârdır.

Ne iyi ki artık bilgiye ulaşabilirlik açısından olağanüstü imkânların olduğu bir dönemdeyiz. Bilgi son derecede hızlı bir şekilde çoğalıyor ve son derecede hızla yayılıyor. Herhalde bir akademisyene düşen bu sağanağın içinden sahih bilimsel bilgiyi çekip çıkarmak, bu bilimsel bilgiye gereken ihtimamı göstermek olmalıdır. Bu hassasiyetin bir akademisyende bulunması gereken en önemli vasıflardan biri olduğunu da düşünüyorum. Tabiidir ki, akademisyen talebelerine bilimsel bilginin yanı sıra, bilgi ile ilgili bu akademik duruşun, analitik ve araştıran düşüncenin gereklerini de aktarmalıdır.

 

Branşınızda kendinize örnek aldığınız biri var mı?

Allah rahmet eylesin, biyofizik derslerimizi anlattı, hocamız Prof. Dr. Muammer Bilge vardı. Ondan çok etkilenmiştim. Bilim insanlığından, ders anlatışından ve konulara hâkimiyetinden. Ondan sonra birçok konuda kendisini örnek aldığım hocalarım oldu.

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizler mesleğe bir sürprizle başladık. “12 Eylül” ihtilal yönetiminin doktorlar için mecburi hizmet kararı ile. Ben haftada sadece 7-8 hastanın uğradığı bir köy sağlık ocağında 30 ay süre ile hekimlik yaptım. Sağlık alanında sonraki yıllarda da “ihtilal yönetimi” tarzı uygulamaların hiç eksik olmadığını gördüm. Bilemiyorum, belki bu alanın doğasında var bu. Meslek örgütümüzün hiç bıkmaksızın aşırı sol siyasetin arkaik sorunlarını öncelemesi mi neden oluyor? Ya da sağlık alanında yönetici olanların tercihleri, iş yürütüş tarzları mı? Sağlık alanında kazanacakları paranın vebal anlamında nasıl da tehlikeli olabileceğini hiç hesaba katmayan yatırımcıların akıl almaz pervasızlığı mı ya da? Bilemiyorum. Tabii bir ya da birkaç nedenle açıklanamayacak derecede karmaşık bir durum. Çok dinamik bir alan sağlık alanı. Değişim çok hızlı. Siz daha tartışırken, uygulamaya geçilmiş oluyor. O nedenle proaktif davranılması gerekiyor.

Şu an ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğumuz inkâr edilemez. Çok güzel fikirlerin, hasbi gayretlerin heder olduğunu görmek üzüyor tabii insanı. Nerede ise herkesin sağlık güvencesine kavuşması, acil hizmetlerinin bu derecede gelişmesi, ilaç fiyatlarındaki indirimler, muayenehaneciliğin azalmaya başlaması vb. birçok iyi gelişme var. Lakin özel hastaneciliğin nereye doğru gideceği konusunda ciddi endişelerim var. Yine sağlık eğitimini kimin yöneteceği, çok pahalı tedavi yöntemlerine ayrılan kaynağın hızla artışı vb. konular tedirginlik verici.

 

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

1995’te bir yıl süre ile ABD Houston’da Baylor Tıp Fakültesi Nöroloji Bölümü Nörofizyoloji Biriminde misafir öğretim üyesi olarak çalıştım.

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Ülke dışında çalışmayı hiç düşünmedim.

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Makalelerimin sayısı 100’ü geçti.

 

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

Ülkemizde tıbbi yayıncılığın son 10 yıldır tam da mecraına kavuştuğu kanaatindeyim. İndekslere giren dergi sayısı hızla artıyor, çeviri ve telif eserler de hakeza. Sorunlar tabii ki var. Yayın kalitesi veya çevirilerde özensizlik gibi. Kenarda köşede kalan dergilerin yayın kalitesini yükseltmek görevi son değerlendirici olarak doçentlik jürilerinde. Çeviri felaketi nasıl çözülür bilemiyorum.

 

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Böyle bir isteğim hiç olmadı. Zor iş. Allah iyi niyetli olanlarına yardım etsin. Eskilerin deyişi ile niyeti bozukları da oradan def-ü ref etsin.

 

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?

Mesleğimle ilgili ulaşılacak bir hedefim olmadı hiç. “Boş kaldın mı hemen yorul” ilkesini temel hedef seçerseniz ulaşıp ulaşmama gibi bir derdiniz olmaz.

 

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Hastanede iken yakınlarının da beslenmesine katkıda bulunduğu, yutması normal olan afazik, sağ hemiparetik hasta, taburcu edildikten sonra 10 gün hiç beslenmemişti. Hasta böbrek yetmezliği ile acile getirildi. Yakınlarına neden hastayı hiç beslemediniz diye sorduğumda “Asistan bize böyle bir şey söylemedi” dediler. Asistana durumu söylediğimde, “Hocam inanın yiyip içen bir hastanın yakınlarına hastayı yedirin demek hiç aklıma gelmemişti” dedi. Hasta yakınları aynı gün asistanı “Besleyin demedi” diye dekanlığa şikâyet etti. Yedirme konusunda emir verilmesini bekleyen hasta yakını şikâyet konusunu hiç sektirmemişti.

 

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösterebiliyor musunuz?

Son yıllarda kısmen. Mecburi bir özen de denebilir. Ailesel hastalık yükü ve ufak tefek şikâyetler de olunca. Eh…

 

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?

Postacı tatillerde şehri gezermiş. Ben de benzer şekilde vakit oldukça okuyorum.

Vatanımızın tarihi mekânlarını gezmeyi, oralarda yaşamış yüksek ruhlu insanların hayatlarını tetkik etmeyi, bir şekilde onları yâd etmeyi de seviyorum.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Elbette keşke dediğim olmuştur. Pişmanlıklarım da. Ne diyelim, bundan sonra olmasın inşallah.

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Ben ayırdığımı düşünüyorum da, umarım onlar da bu düşüncededir.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer