AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Ertan Tatlıcıoğlu
    • Akademisyenlerimiz sayfasının bu haftaki konuğu Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertan Tatlıcıoğlu

06 Mayıs 2007, Pazar

Prof. Dr. Ertan Tatlıcıoğlu
‘Bilim siyasete yön verir ve bunun olumlu sonuçları alınır ama siyaset bilime yön veremez, bunun sonucu felakettir’

Akademisyenlerimiz sayfasının bu haftaki konuğu Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertan Tatlıcıoğlu

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1943, Kıbrıs doğumluyum. Orta öğrenimimi Kıbrıs’ta tamamladım ve 1961 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine geldim. 1963-65 yılları arasında Kıbrıs’taki olaylar nedeniyle bağlı bulunduğum birliğe giderek milli görevimi yerine getirdim. 1965 yılında tekrar tıp tahsilime başlayarak, 1969’da mezun oldum. 1969-73 yılları arasında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde genel cerrahi ihtisasına devam ettim ve 1978’de aynı yerde doçent oldum. 1983’te altı buçuk yıllık bir görevle Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesine gittim ve orada profesör oldum. 1990’dan itibaren de Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde Genel Cerrahi Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak görev yapmaktayım. Çalıştığım süre içinde Anabilim Dalı Başkanlığı ve Bölüm Başkanlığı görevinde bulundum. Genel cerrahi yelpazesinde, Ankara Cerrahi Derneğinde 6 yıl Başkanlık ve Türk Cerrahi Derneğindeyse 4 yıl süreyle Genel Sekreterlik ve Üyelik görevlerinde bulundum. Hala, Türk Cerrahi Derneğinin Etik ve Onur Kurulunda, Yeterlik Kurulunda görevim sürmektedir. Uğraşım, daha ziyade hepatopankreatikobiliyer cerrahi alanındadır.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Eğitim aldığım hocalarım arasında özellikle Prof. Dr. Ahmet Yaycıoğlu, Prof. Dr. Hilmi Akın ve davranış insani yönleri bakımından Hacettepe’nin rahmetli öğretim üyesi Prof. Dr. Yılmaz Sanaç beni çok etkilemiştir.

Mesleğinizle ilgili başınızdan geçen en ilginç anınız nedir?
Hastalarla ilgili üzücü olan, sevindirici olan olaylar vardır. Ülkemizde, 1980 sonrasında hekimi değerlendirmede maalesef aşağılayıcı yönde gelişmeler olmuştur. Buna karşılık ben ‘Doktor’ kelimesi yerine ‘Hekim’ kelimesini kullanmayı daha çok seviyorum. ‘Doktor’ kelimesi size diplomada verilen bir unvandır ama ‘Hekimlik’ bana sanki tedavi ettiğiniz, mutluluğuna katkıda bulunduğunuz insanların size saygı ve sevgiyle karışık verdiği bir paye, unvan gibi geliyor. Bu da beni daha çok mutlu ediyor. Bu bana emeğin, bedeli ölçülemeyecek bir ödülü gibi geliyor.

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Biz Türkiye’nin çok sıkıntılı günlerinde de, yani maddi ve ekipman olanaksızlığının en üst düzeyde yaşandığı dönemde de çalıştık. 80 sonrasında özellikle Türkiye’de ithalat rejiminin değişmesiyle, inanılmaz boyutta bir pazarlama ortamı meydana geldi. Burada da üniversiteler inanılmaz olanaklara sahip oldular. Bunu iyi kullanan oldu, kötü kullanan oldu. İyi kullanan, kendine bilimsel olarak uygun cihaz ve ekipmanları uygun şartlarda getirip kullanma becerisini gösterdi. Uygun olmayanlar ise hem kendi kaynaklarını, hem devlet kaynaklarını israf etme yanlışının içine düştü. Hekimin sadece hastasına en iyi şekilde, en başarılı tedaviyi uygulamak değil; bunu sağlarken aynı zamanda devleti korumak gibi bir görevi de vardır. Çünkü ülkemiz tamamen ithalat rejimiyle bu olanaklara sahip oluyor, döviz ödüyoruz.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Benim mimar olma hayalim vardı. Ama rahmetli babamın önerisi hekim olmam yönündeydi. Babam bunu söylediği zaman ‘Peki’ dedim, ‘Ama cerrah olurum’ dedim. İşimi çok severek yapıyorum.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Kimi zaman ciddi bir acz içinde kalıyorsunuz, çaresizlik içinde kalıp da hastaları kurtarma ve yaşatabilme olanağınız yok. Bu tarz bir üzüntüyü, meslekte ilerledikçe, yaşınız arttıkça, olayı biraz daha felsefi taraftan gördükçe hastanın dramını yaşıyor gibi oluyorsunuz. Sizi olumsuz bir psikolojiye sokabiliyor. Beceri bunu dengede götürmek. Yoksa bu mesleği sürdürmeniz ağır bir travma olabiliyor.

Bir akademisyen nasıl olmalı? Nasıl tanımlarsınız?
Görgü son derece önemli, iyi bir aile görgüsü. Akademisyenlikte sadece apolet yeterli değildir, o apoleti layıkıyla temsil edecek erkte insanların yetişmesi lazım. Çok başarılı bir cerrah, bir hekim olabilir ama oturması-kalkması-görgüsü- zevkleri çok avam, taşıdığı mevkiye paralel olmayabiliyor.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
ABD’de 6 ay, İsveç’te 3 ay, Almanya’da 3 ay ve daha kısa sürelerle İngiltere’de çalıştım. İngiltere’yi daha iyi biliyorum.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz? Neden?
Tabii. Yurt dışındaki mesleki deneyim iki yönlü bir duygudur: Çok mutlu olduğunuz, çok organize, çok düzenli ve yaşam boyu çalışmak isteyeceğiniz bir ortam. Ama kendi ülkenizde aynı koşulları bulamamak ve böyle bir ortamda çalışamamanın burukluğunu da yaşıyorsunuz. Tabi ABD ile Avrupa arasında ciddi farklar var. ABD’de kim olduğunuz o kadar önemli değil, neyi ne kadar yapabildiğiniz önemli. Avrupa’da bir miktar sizin diliniz, dininiz, ırkınızla ilgileniyorlar. Yurt dışında çalışmayı tercih etmedim. Kalırsanız tamamen kimliğinizi kaybederseniz. Ben her zaman her Türk vatandaşının kendi ülkesine bir borcu olduğunu düşünmüşümdür.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayınlanmış kaç yayınınız var?
6 kitabım var. 30’a yakın dış dergilerde yayınım, 60 üzerinde de Türkiye’de yayınım vardır.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Gazi, 1990’da ben geldiğim zaman ilkel bir durumdaydı ve hekimlerde müthiş bir heves, heyecan vardı. Bu 15 katlı binanın tamamlanmasıyla Gazi Tıp müthiş bir çıkış yaptı. Ankara, Hacettepe’nin yanında önemli bir devlet üniversitesi olarak ayağa kalktı. Başarıya ulaşmak bir şeydir ama başarıyı sürdürmek zordur. Türkiye’deki gereksiz siyasi çalkantılardan Gazi de nasibini almıştır. Siyasetin bilfiil üniversite içinde etkili olması veya siyasetin kullanmaya çalışılması olumsuz bir gelişme yaratıyor. Bilim siyasete yön verir ve bunun olumlu sonuçları alınır ama siyaset bilime yön veremez, bunun sonucu felakettir.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Buna heveslenmiyorum. Türkiye’deki en önemli unsur şudur: Sivil toplum örgütleri daima siyasi erke önemli bir destek ve potansiyel koyar ama siyasi erkin de daima sivil toplum örgütlerine saygı duyması lazım. Türk Cerrahi Derneği mesela, Türkiye’nin en düzgün çalışan ünitelerinden biridir, çok da başarılıdır. Fakat hiçbir siyasi erk tarafından hiçbir önerisi dikkate alınmamış, hiçbir bilgisine başvurulmamıştır. Halbuki ideal olan TTB ve uzmanlık derneklerinin ciddi bir koordinasyonla gerek eğitimin gerek sağlık programlarının uygulanması lazım. Ben böyle bir ortamda ne YÖK Başkanı ne de rektör olmayı arzı etmem. Başka bir noktada özellikle 1980 sonrasında herkes her göreve kendini layık görmeye başladı.

Eğitim verdiğiniz anabilim dalındaki kişilerle ilişkileriniz nasıl? Onlar sizi nasıl tanımlar?
Kimi iyi, kimi kötü. Ben terbiyeyi ve seviyeyi bozmamaya çalışan biriyim. Yeni üniversitelerde en önemli tehlikelerden biri, ‘Önce biz buraya geldik, önce biz kurduk’ havasıdır. Bir paylaşma durumu yokmuş gibi algılanılabiliyor ama bunlar medeni düzeyde kabul edilebilir şeylerdir.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Hayır. Ben potansiyelimin yüzde onunu kullanabildim, yüzde doksanını kullanamadım. Çünkü çok şanssız bir dönemde yetiştik.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösteriyor musunuz?
Hayır. Çok duygusal bir insan olduğum için bu durum beni kötü etkiliyor.

Tıp dışında uğraşılarınız ya da hobileriniz var mı?
Tarih merakım var. Tarih kitapları okuyorum. Anadolu tarihi dünya tarihlerinin beşiğidir, binlerce yıl geriye giden bir tarihi var. Bunlar çok ilgimi çekiyor. Anadolu’yu gezip gördükçe ilgim, hayranlığım daha da artıyor.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
İnsanoğlu gelgitleri hep yaşar. Egosu, verdiği kararın doğru olduğu yönde onu çeker. Denge kendini buluyor. Ben verdiğim karardan dönmedim.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Bu konuda ciddi bir eksikliğim var ama eşim de profesör olduğu için aynı yönde çalışıyoruz. Özellikle çok daha faal olduğum dönemimde çocuğumu biraz ihmal ettiğimi düşünüyorum, üzülüyorum.

Teşekkür ederiz.
07/05/2007
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
20/09-20/09 7. Geriatri Günleri GERİATRİ İZMİ
19/09-22/09 14. Ulusal Genç Yaşam ve 4.Klinik Romatoloji Kongresi ROMATOLOJİ KIBR
19/09-22/09 16. Ege Romatoloji Günleri ROMATOLOJİ İZMİ
19/09-22/09 16. Metabolik Sendrom Sempozyumu BESLENME... MUĞL
20/09-22/09 5. Klinik Embriyoloji Derneği Kongresi HİSTOLOJİ... İZMİ
21/09-24/09 Dünya Gastroenteroloji Kongresi 2019 GASTROENT... İSTA
25/09-27/09 4. Ulusal Çocuk Genetik Kongresi ÇOCUK... ANKA