AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Fatma Sırmatel
    • Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Fatma Sırmatel

22 Ekim 2012, Pazartesi

Prof. Dr. Fatma Sırmatel

Araştırmacı kişilik ve yenilikçi yaklaşım, düzgün kişilik ve doğruluk, akademisyenlikte önemli unsurlardır diye düşünüyorum. Akademisyen olan kişiler parayı araç olarak görmemeli, ama özel yaşantılarında bunun sıkıntısını da çekmemelidir.

 

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?

1955 yılında Çorum Sungurlu’da doğdum. İlk, orta ve liseyi burada okudum. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine ailemin isteği ile 1972 yılında girdim, 1983’te enfeksiyon hastalıkları dalında uzmanlığımı aldım. 1978’de tıp doktoru olarak mezun olduğum zaman, kısa bir süre Ankara Belediyesinde pratisyen hekim olarak çalıştım. Mecburi hizmetimi 1983-1985 yılları arasında Kastamonu’da yaptım. Daha sonra 1985-1987 yılları arasında Nevşehir Devlet Hastanesinde, 1987-1990 yılları arasında da Şanlıurfa’da uzman hekim olarak çalıştım. Çalıştığım devlet hastanelerinde ilk olarak klinik, poliklinik ve servislerin açılması, hastane laboratuvarı ve kan bankalarının ilk kuruluş aşamalarında görev aldım. Buralarda aynı zamanda halk sağlığı laboratuvarlarında ek görev alarak sorumlu oldum. Devamlı bilimsel açlık içinde olan mesleki zevkimi üniversitede devam ettirmek istiyordum. Sevgili arkadaşım Dr. Ömer Kiremitçi’nin önerisi ile Şanlıurfa’dan ayrılarak 1990 yılında yeni açılan Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesine yardımcı. doçent olarak geçtim. 1995 yılında doçent oldum. 2004 yılında Harran Üniversitesi Tıp Fakültesine profesör olarak geçiş yaptım ve Enfeksiyon Hastalıkları Kliniğinin, Kan Bankasının kuruluşunu sağladım. 2007’de ailevi nedenlerden dolayı Abant İzzet Baysal Üniversitesi Tıp Fakültesine geçtim ve halen burada çalışıyorum. Biri doktor, diğeri mühendis iki çocuğum var ve eşimle birlikte aynı üniversitede öğretim üyesi olarak görev yapıyoruz.  Uzun süre sivil toplum örgütlerinde (Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği vb.) toplumsal hizmet için çalıştım ve kurucu oldum.

 

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?

Çocukluk yıllarımda hep öğretmen olmayı arzulardım. Ne yazık ki yatılı öğretmen okulunu kazanamadım ve normal liseye devam etmek zorunda kaldım.  Ailemde herkes hasta idi ve benim hafızam çok kuvvetli olduğu için ilaçlarının isimlerini ezbere biliyordum. Komşularımız bana ilkokuldayken “Doktor hanım” diye hitap ederlerdi.  Lise yıllarımda inşaat mühendisi olmayı hayal ederken, rahmetli annemin zoru ile doktor oldum. Doktor olduğum için çok mutluyum, başka bir mesleği yapabileceğimi düşünemiyorum

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?

Doktorluk hep verici olmayı gerektiren bir meslek olup, devamlı fedakarlık ve gelişim isteyen bir uğraşıdır. Tıp mesleğini elde etmek için çok uzun, zorlu bir uğraşı veriyor ve uzun bir zaman harcayarak büyük fedakârlıklarla bitiriyorsunuz. Fakülte yaşantısında en çok çalışan öğrenci grubu olarak aşırı yorulan, sosyal yaşantısını kısan kişiler olarak okul bittiğinde herkesten farklı olabileceğinizi düşünüyorsunuz. Ancak, hayata atılınca engin bir denizde küçük bir su olduğunuzu fark ediyorsunuz. Mesleğe atıldığınızda birçok hüsran yaşıyor, sonra gerçeklerle yüzleşiyorsunuz. Mesleğimizin sorunlu tarafının, kendimizi topluma tam anlatamamak olduğunu düşünüyorum. Bu mesleğin en zor taraflarından biri toplumun sizi hep haksız kazanç elde eden biri olarak algılaması, sizden devamlı ve her zaman hizmet beklemesidir. Hekimin hekime güvensizliği, meslektaşların etik anlayışı terk edip birbirlerini hırpalamaları toplumdaki saygınlığımızı zedeliyor. Hekimler kendi başlarına bırakılarak, hep haksız kazanç elde eden bir kesim olarak lanse edilmeye çalışılarak mesleğin itibarı aşağılara çekiliyor.  

 

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?

Akademisyen, yaşamının çoğunu mesleğinin gerektirdiği konumda ilerleyici, değişime açık, irdeleyici, sorgulayıcı ve üretkenliğini toplumsal sorunlara uygulayıcı olarak düzenlemelidir. Akademisyen olan kişiler parayı araç olarak görmemeli, ama özel yaşantılarında bunun sıkıntısını da çekmemelidir. İyi bir akademisyen olmak için her şeyden önce işinizi sevmeli, yaptıklarınızdan zevk almalı ve uygun yaşam şartlarında olmalısınız. İyi bir akademisyen kişiler arası ilişkide, öğrenci-hoca ilişkisinde çözümcü, birleştirici, liderliğinin yanı sıra ekip ruhu taşımalıdır.  Akademisyenliğin kişiliğinde anlayış, özgürlük ve demokrasi kavramları ile insanları olduğu gibi kabul etmek, kuralların uygulanmasında yansız davranmak olmalıdır.  Araştırmacı kişilik ve yenilikçi yaklaşım, düzgün kişilik ve doğruluk akademisyenlikte önemli unsurlardır diye düşünüyorum.    

 

Türkiye’deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Sağlık ortamını, hekimlerin işçi olduğu, parayı hekim dışı insanların kazandığı büyük bir pazar olarak değerlendiriyorum. Hemen her ilde açılan, yetersiz eğitim ve öğretim donanımı ile öğrenci ve akademisyen yetiştiren tıp fakülteleri sağlık ortamında büyük sorunlara yol açmıştır. Yıllar önce kendi başına bırakılan hekim, kendi çıkarını ve geleceğini korumak için bireysel davranış ile mesleğin etik boyutlarını hırpalamıştır. Hekim halkın gözünde her zaman haksız kazanç edinen bir günah keçisi durumuna sokulmuştur. Özellikle perifer fakültelerinde seçilmiş iktidar dekanları bilimsel zihniyetin ilerlemesini engellemekte, yapılan akademik çalışmalar raflarda tozlanmaktadır. Büyük merkezlerde bulunan tıp fakültelerinde öğretim üyelerinin ayrılması köklü eğitim ve öğretimi sarsmış, masa başı yayınlarla akademik unvan alan insanlar tıp eğitiminin temelini çürütmeye başlamıştır. Hekimlerin büyük kısmı mutsuz ve umutsuzdur.  Sağlık politikaları, ülke sorunları dikkate alınarak ithal olmaktan ziyade köklü ve kalıcı olmalıdır, diye düşünüyorum.

 

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?

Evet. 1998 yılında “Sydney Westmead Hospital”de,  2010 yılında Toronto Üniversitesi “General Medical Center”de gözlemci olarak çalıştım.  2011’de Romanya-Cluj Farmakoloji ve Tıp Fakültesinde misafir öğretim üyesi olarak ders verdim.

 

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?

Evet. Tıp mesleğini çok seviyorum.  Bence tıp mesleği, yurt dışında en saygın ve ulaşılması zor mesleklerden biri olarak kabul ediliyor.  Dünyanın her tarafında hekimlik ve hâkimlik halen en değerli meslekler olarak değerlendiriliyor.

 

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayımlanmış kaç yayınınız var?

Toplam 35 yurt dışı, 100’e yakın da yurt içi yayınım vardır.

 

Türkiye’deki tıbbi yayıncılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda sizce yapılması gerekenler nedir?

Tıbbi yayıncılıkta masa başı yayınların özellikle akademik yükselmede kullanılması bilimsel kirliliğin bir ürünü diye düşünüyorum.  Kalitesi tartışılan birçok tıbbi yayın olmasına rağmen Türk tıp dizini yayınlarına ulaşmakta zorluk çekiliyor.  Türkiye Klinikleri yine bir ilke adım atarak Türk Tıp Dizini’ni oluşturmuştur.  Tüm yayınların elektronik ortama taşınması bence yapılacak en önemli uğraşıdır, diye düşünüyorum. Akademik yükselmelerde ülkemizden yapılan yayınların da dikkate alınması gereklidir.

 

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?

Otorite, paylaşım ve ekip ruhu ile yapılınca yöneten ve yönetilenlerin mutlu olduğu bir yönetimdir diye düşünüyorum.  Rektörlük seçimlerinin kaldırılması, dekan ve rektörlerin yetkilerinin kısıtlanması gerektiğine inanıyorum.  Akademisyenlerin bilimsel üretkenlikleri ve çalışma şevklerini yok eden soruşturmaları, şikâyet edilen ve ettiren mekanizmaları, yani sarı zarfları ortadan kaldırırdım. Öğretim üyesi-öğrenci ilişkisinde not korkusunun değil, bilimsel eğitim ve deneyimin aktarılmasına değer verirdim.  Tüm fakültelerde kişiler arası ilişki ve psikoloji eğitimini zorunlu tutardım.  Bölgeler ve ülkeler arası öğretim üyesi değişiminin yönetici iktidarın isteğine göre değil, liyakata göre yapılmasını sağlar, herkesin bundan yararlanmasına fırsat tanırdım.  Üniversiteler, kişinin hayatının şekillendiği en son eğitim kurumlarıdır.  Öğrencilerin sosyal, ruhsal ve geleneksel gelişim ve değişimleri için fırsatlar yaratır, onların siyasi odaklara kaymalarını engeller, ülkeleri için çalışmaları bilincine değer verirdim.

 

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?

Yüksekokul müdürlüğüm sırasında profesör olmuş, Florence Nightingale mezunu bir öğretim üyesine akademik kurulda “Hemşire hanım” diye hitap etmekten hakaret davası açıldı. Duruşmada hâkimin bana “Siz koskoca bir profesöre nasıl hemşire hanım dersiniz?” demesi, benim asla unutamayacağım bir anımdır.

 

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?

Çalışma hayatımda hep kurumu, hastaları düşündüm.  Kişisel kazanımdan ziyade devleti düşünmek bana soruşturmalarla dönünce, keşke dediğim anlar olmuştur.

 

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?

Her zaman değil. Çocuklarımı büyütürken hep işimi birinci plana aldım, oğlum bana “Anne keşke doktor olmayıp, anne olsaydın.” dediği zaman çok duygulanmıştım.  Kızım küçükken hastaneden gelen telefonları kapatır, “Annem evde yok” dermiş.  Şimdi eşime ve torunuma zaman ayırmaya çalışıyorum.

 

Teşekkürler.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) Özlem Dursun (Memur)
01.04.2021 02:36:41
Ankara eğitim araştırmaya acilden giriş yaptım apandist tanısı konuldu akşamına ameliyata aldılar.ameliyatta anestezi uzmanı epidural anestezi formunu getirip imzalayın dedi bende genel istediğimi bunu imzalamayacağımı söyledim bayan anestezici bana bunu imzalayın şimdi kağıt almaya gitmeye uğraşamam yine genel yaparım dedi ben imzalamamakta ısrar edince getirmek zorunda kaldı diğer kağıdı Merak ettiğim şu tüm hastalara da bu tarz söylemler oluyor mu ve bu yapılan ne kadar etik ve hipokrat yeminine ne kadar uygun??
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer