AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın
    • ‘Üniversitelerin kitlesel eğitim-öğretim ve elit eğitim-öğretim yapan araştırma kurumları diye ikiye ayrılması gerekir’

30 Eylül 2007, Pazar

Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın
‘Üniversitelerin kitlesel eğitim-öğretim ve elit eğitim-öğretim yapan araştırma kurumları diye ikiye ayrılması gerekir’


Akademisyenlerimizi tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirurji Anabilim Dalı Öğretim üyesi :

Özgeçmişinizi anlatır mısınız?
1954’de Trabzon’da doğdum. Orta ve lise tahsilimi Trabzon’da tamamladım. Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesini bitirdikten sonra, Beyin Cerrahisi Kürsüsünde asistanlığa başladım. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirurji Kürsüsünde ihtisasıma devam ettikten sonra, Zürich Üniversitesi Nöroşirurji Kliniğinde, Prof. Dr. Mahmut Gazi Yaşargil'in yanında mikronöroşirurji çalışmalarına katıldım. Zürich Mikronöroşirurji Araştırma Merkezinde, Instraktör Öğretim Üyesi olarak görev yaptım ve serebro-vasküler mikro-cerrahi alanlarında araştırmalarda bulundum. 1984’te Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroşirurji Anabilim Dalı Başkanlığına atandım. 1985’de, Türkiye’de ilk olarak, üniversitede Mikronöroşirurji Araştırma Laboratuvarını kurdum. İsviçre'nin yanında, Almanya, Fransa, İngiltere, Avusturya, Belçika, Hollanda, İtalya, İspanya, Yugoslavya, Kanada, ABD ve Japonya'da, değişik zamanlarda araştırmalarda bulundum. Çalışmalarım sonucu aldığım ödül sayısı hayli fazladır. 1988’de, beyin-damar tıkanıklıklarının operasyonlarında kullanılan ve dünyada ilk defa kendi adım ile literatüre geçen yeni bir ameliyat tekniği geliştirmem sebebi ile 1990 yılında TÜBİTAK ödülü aldım ve zamanın Cumhurbaşkanı tarafından taltif edildim. Yurt içi ve dışında çeşitli bilimsel organizasyonların değerlendirme ve karar kurullarında yer alıyorum. Ayrıca ABD’de CNS’in Uluslararası Büyükelçisi olarak da faaliyet gösteriyorum. Uluslararası düzeyde, yerli ve yabancı 200’ü aşkın bilimsel çalışmam bulunmaktadır. Çalışmalarım dünyanın önde gelen bilim adamlarınca, yurt dışında gerek kitaplarda ve gerekse makalelerde birçok kez kaynak olarak gösterilmiş, geliştirdiğim cerrahi teknikler klasik kitaplarda yer almıştır. Evliyim, üç çocuk babası, üç torun dedesiyim.

Branşınızda kendinize örnek aldığınız birisi var mı?
Sadece benim mi? Tüm dünyanın ışığı, Hocam Yaşargil…

Tıp mesleğini seçme nedeniniz nedir? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Bektaşi, “Sebeb Ya Huu” demiş. Memnuniyet hazza, hazlar başarılara bağlıdır.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Zorda ulvilik, kolayda suflilik gizlidir. Her şey çok zor, her şey çok kolay.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Aslında bilimsel problemler; kurumların değil, sistemin ortak meselesidir. Bu açıdan değerlendirmek gerek.

YÖK Başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
YÖK Başkanı olsam, bu işin felsefesinden başlar ve ona göre politikalar geliştirirdim. Türkiye’mizde, bilim ve teknoloji alanındaki en önemli sorun, araştırma ve geliştirme gücümüzün çok büyük bir oranda hatta tamamına yakınının üniversitelerimize yönlendirilmesi, üniversitece yöneltilmesi veya en azından bu beklenti içerisinde olmamızdır. Özel sektör, bu hususta oldukça duyarsızdır. Oysa bugün, dünyada rekabet arenasındaki şirketler destekledikleri bilimsel ve teknolojik projelerle boy ölçüşmektedir. Her şeyin devletten beklenmesi ve eldeki imkanların da plansız, projesiz veya gereksiz harcanması; her ülkede var olan \"öncelik\" düşüncesinin dikkate alınmaması, bilim adamının sıkıntılarını bir kat daha arttırmaktadır. Mesela İsviçre’de, belli periyodlarla bilimsel ve teknolojik projeler, milyonlarca frankı bulan harcamalar pahasına, HEUREKA’da sergilenmekte ve özellikle üniversite ve hatta lise öğrencilerine teşhir edilerek bilimsel çalışmaları teşvik edilmektedir. Bilim ve teknoloji sahasındaki ikinci önemli problem fizik ve matematik gibi, temel fen bilimlerinde çekilen eleman sıkıntısıdır. Bunun sebebi tamamen ekonomiktir. Ortak bir sorun, bilim adamlarının yeterli ekonomik düzeyde olmamalarıdır. Üniversitelerimizde bilim adamlarının serbest piyasadaki değerlerinin mutlaka ödenmesi gerekir. Herkese eşit ücret, kanaatime göre adaletsizliktir. Ayrıca, üniversitelerimizin yeniden yapılanmalarının gerekliliğine inanmaktayım. Zira, yaygın eğitim-öğretim ile elit eğitim-öğretim ve araştırmayı aynı çatı altında yapmak oldukça güçtür. Bu nedenle üniversitelerimizin kitlesel eğitim-öğretim yapan kurumlar ve elit eğitim-öğretim yapan araştırma kurumları diye ikiye ayrılması gerekir. Her iki tip üniversite içinde de, uluslararası seviyeye erişmiş bilim adamları, gerek karar mekanizmalarındaki etkinlikleri, ekonomik durumları ve gerekse konumları itibarı ile ayrıcalıklı bir duruma getirilmelidirler. Her alanda olduğu gibi, üniversitelerde de rekabet, teşvik edilmesi gereken önemli bir konudur.

Artık, çok gecikmiş olsa da kafamızı kumdan çıkartmalıyız. Bilimsel politikamızın belirlenmesinde, mutlaka ülkemizin çıkarları göz önünde bulundurulmalıdır. Bu bilimsel strateji, aklını ve beynini bir enstrüman olarak kullanarak tüm kompleks ve ihtiraslarından kurtulmuş, bilimde evrenselliği yakalamış, üniversal bilgi çizgisinde ve bu çizgiye katkısı olan bilim adamları ile milli menfaatleri her şeyin üstünde tutan, beynini ve aklını başkalarının değil, tamamen ülkesinin çıkarlarına esir edebilen politikacılar ve bir avuç toprakta bir ülkeyi görebilen, bir damla göz yaşında bir ummanı sezebilen askerler tarafından, ortak olarak belirlenmelidir.

ABD’de şahsiyetli bilim politikaları buna benzer şekilde oluşturulmaktadır. Washington’da, kapalı kapılar ardında belirlenen bu politikalar doğrultusunda, bilim modası oluşturulmakta ve bu basına bilinçli olarak sızdırılarak, bilim adamlarının bu alanlarda araştırma yapmaları teşvik edilmektedir. Uzaktan bakıldığında her bilim adamının istediği araştırmayı yaptığı zannedilen Batı’da aslında dolaylı olarak, güdümlü bir bilim vardır. Amerika, para musluklarını açıp kapayarak, sıradan insanların anlayamayacağı ve hissedemeyeceği ustaca bir biçimde bilim ve bilim adamlarını yönlendirmektedir. Gençlerimiz yönlendirilirken bile milli bilimsel politika göz önünde bulundurulmalıdır. Milli kültür ve değerlerinden koparılmış bilim adamlarının şahsiyetli bilim yapmaları da beklenemez. Einstein’in bir taraftan fizik alanında ilmi teoriler oluştururken, diğer taraftan da Siyonizm ile ilgili destekleyici makaleler yazdığı unutulmamalıdır. Her iki uç yobazlarının, küflenmiş beyinlerin, dünyaya cehaletiyle ve at gözlüğü ile bakanların, modernizmi çöplüklerde, batakhanelerde arayanların, okur-yazar olmayan aydın müsveddelerinin ve entelektüel gericilerin, şahsiyetli milli bilim politikası oluşturabileceği düşünülemez.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Mümkün mü? Hedefe ulaşmak, aslında tükenişin başlangıcıdır. Hep koşacağım ama, asla ulaşamayacağım.

İlginç bir kişiliğiniz var… Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösteriyor musunuz?
İlginçlikler mutluluğun, hayatın ve var oluşun gerçekleri. Ben değil ama sağlığım bana hiç özen göstermiyor!

Tıp dışında uğraşılarınız ya da hobileriniz var mı? Bunlardan bahsedebilir misiniz?
Tıp ve sanatı birbirinden ayırmanız mümkün değil. Hele cerrahsanız, asla… Edebiyat, felsefe, tarih, hat (kaligrafi), şiir, nörofilizofi, musiki ve resim gibi birçok hobi ve ilgi alanım bulunmaktadır. Hatta ben hep “'Nöroşirurji nikahlı eşim, edebiyat ise metresimdir” diye espri yaparım. Suz-i Dilara, Aşk ve Vuslat adlı üç şiir kitabım var. Üç adet güftem de, Dr. Yılmaz Karakoyunlu tarafından, Acemkürdi, Ferahfeza ve Hüseyni makamlarında bestelenmiştir. Prof. Dr. Faruk Karaca, değerli çalışmalarıyla şiirlerimin analizini yaptı ve yayınladı. Batılı filozoflarla beni denk tutup benim şiirlerimde özellikle mistik, teolojik, felsefi, aşk ve tabiat duygularımı yorumlaması beni mutlu etti. Ayrıca Türk Edebiyatı’nın önde gelen tanınmış simalarından ve halen Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri olan Prof. Dr. Mustafa İsen, Prof. Dr. Orhan Okay, Prof. Dr. Bilge Seyidoğlu, ve Prof. Dr. Şerif Aktaş da şiirlerim ve düşüncelerim hakkında yazılar kaleme aldılar.

Peki sizce sanat nedir?
Sanat, özgürlük, güven, hırs, yetenek ve yaratıcılık duygusunun ortaya çıkmış şeklidir. Toplum için yararlı duyguları baskı altında tutan, soy ve insanlığından nefret eden ve utanan kişi, ne kendi mutlu olabilir ne de çevresine huzur verebilir. Hayatın özü ‘Sevgi’dir. Bu da kendisini evrensel sanat olarak gösterir. Yaratılan varlıkların içerisinde, zevk, ahenk ve armoninin kısaca bütün güzelliklerin zirveye çıktığı yegane sanat şahikası, insandır. İnsanı kendine meslek ve uğraşı edinen ve onu malzeme olarak kullanan insan, içindeki yetenek ve güzellikleri daha kolay keşif ve ifade etme imkanı bulur. Bu nedenle, tıp ve sanat birbirinden ayrılamayan iki sevgili gibidir.

Ya Hekimlik?
Hekimlik bir sanat şekli, hekim de bir sanatçıdır. Hekimler duyarlı, hassas ve ince bir kalbe, güçlü ve engin bir hafıza ve ruha, derin bir sezgiye, geniş kültür, bilgi birikimi ve muhakeme gücüne sahip olmalıdırlar. Hemen her hekim, sanatının gereği olarak dikkatli bir gözlemci, iyi bir araştırıcı usta bir yorumcu ve kompozitör olmak zorundadır. En küçük ayrıntıyı bile değerlendirerek, büyük başarılar elde edilebilir. Nitekim hekim, yaratılanı yaratandan ötürü, en yüce değer sayan bir görüş ve düşüncenin somut bir örneğidir. Bu felsefenin temelini, resimden edebiyata, müzikten mimariye bütün güzelliklerin zirvesi olarak tecelli eden, “O Yüce Varlıktan” bir parça olan \"insan\" oluşturmaktadır. Bu nedenle de, sanatçı bir hekimin konu ve malzeme aramasına gerek yoktur.

Bilimle sanat bu kadar iç içe ise, bilim nedir?
Bilimi kendini bulma, evreni ve gerçeği tanıma ve keşfetme, tutarlılık ve tecrübelerle yanılgı ve yanlışları ayıklayıp, hangi yöntemle olursa olsun, doğruyu bulabilme ve kişilik arayışı olarak da tanımlayabiliriz.
Bilim, semavi dinde olduğundan farklı olarak, \"Yanılgısız Duru Gerçek\" kavramından yoksundur. Sanatla iç içe olmasına karşın, bilimde yaratıcılık, inanç sistemlerinin temelini oluşturmasına rağmen, yanılmazlık prensipleri yoktur.
Yenilenmeye açık ve özlem dolu dinamik bir yapısı vardır. Konservatif düşünceden sıyrılabilen, anane ve geleneklerini ilmi çalışmalarının dışında tutabilen ve en acımasız eleştiri ve cezalardan yılmayan bilim adamlarının, bilim tarihinde en büyük atılım ve devrimsel buluşlarını gerçekleştirdiklerini görüyoruz.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Keşkesiz hayat, hiç yaşanmamış hayattır. Aşk, haz, huzur, kanaat, tatmin, yaşama azmi ve arzusu… Hepsi Nuh’un gemisinde yaşanan ruh- beyin metamorfozu…

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Dedim ya, nöroşirurji nikahlı eşim, edebiyat metresim…

Teşekkürler.

01/10/2007
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer