YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Genelgeler ve Bakış AçısıProf. Dr. Başar CANDER

Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı Başkanı

Prof. Dr. Başar CANDER

18.04.2011, Pazartesi

Tüm Yazıları

Olayların yorumlanmasında, karar alınmasında ve uygulamaya geçişte bakış açısının önemi büyüktür. Zaten yaptığınız her iş aslında bulunduğunuz konumu ve oradan bakış açısını yansıtmaktadır. Tabii bunu başkalarının görmesi ve yorumlaması da bu açıları bilmesiyle mümkündür. Bunlar genel işleyiş kaideleri olmakla birlikte, özelde de hayatımızın her döneminde karşımıza çıkmaktadır. Eğer nispeten daha küçük bir topluluğa hitap ediyorsanız bakış açınızın etki alanı da çok geniş olmayacaktır. Olumlu veya olumsuz etkilenen kişiler de, etki derecesi de daha azdır. Ancak bulunduğunuz konum yükseldikçe açının etkileri genişler. Bunlar aynı zamanda matematik ve fizik kurallarıyla ilgilidir. Bu yüzden yönetimin tepesindeyseniz aldığınız kararlar daha çok etkilidir, olumlu veya olumsuz etkisi daha fazladır. Tepedeki açı yanlışsa, etkilediği alanlar ve olumsuz etkilerinin ne kadar fazla olacağını anlamak ve bu yüzden karar alırken olayı tüm yönleriyle değerlendirmek gereklidir. Ancak olayları tüm yönleriyle değerlendirmek o kadar kolay bir iş değildir. Bunun için iyi bir deneyime, aynı zamanda iyi bir muhakeme gücüne ihtiyaç vardır. Eğer bu sıfatları taşımıyor ve olaylara tam hakim bir konumda duramıyorsanız, kararlarınız çok farklı sonuçlar doğurur. Birçok kişiyi olumsuz etkiler. Diğer yönden de sizin kapasitenizi ve liyakatinizi ortaya koyar. Sanıyorum günümüzün en önemli konusu da malum şekilde haber verildiği gibi liyakat meselesidir. Böyle olunca uygulamalar bir yap-boz şeklini alır, ancak hasar hesaplanmaz. Bu durum daha üsttekiler tarafından sorgulanmadıkça da kaos düzeni oluşur. Bu yüzden ülke yönetiminde karar verecek pozisyonda olanların liyakati çok daha önem kazanır. Bu kişilerin olaylara tamamen vakıf olması gerektiği gibi, bir konuyla ilgili karar verirken tabiri yerindeyse kılı kırk yarmaları gerekir.

 

Sağlıkta dönüşüm aslında ülkemiz için birçok zorunluluğu içinde barındıran bir süreçti, yani kaçınılmazdı. Bu süreçte çok pozitif işler yapıldı. Daha önce dibe vurmuş olan durumun üstüne ne bina edilse daha kötü olamayacaktı. Ancak bu işler yapılırken “Acaba en iyisi nasıl olur?” sorusu soruldu mu? Evet, yapılacak işlerin çoğu eskiye nazaran daha iyi olacaktı, ama daha iyisini yapmak varken yapılanla yetinmek nasıl yorumlanabilir? Peki daha iyisini yapabilecekken bunu yapmamak, daha azla yetinmek başarı mı, başarısızlık mı? Sağlık reformlarındaki en önemli sorunlardan biri doktorların ve sağlık çalışanlarının çoğunun bunların yanında yer almaması. Bu sağlanamaz mıydı? Eğer doktorlarımız iyi niyetli insanlarsa, ki başka türlü olması düşünülemez, niye karşı cephe haline getirildi? İyi niyetli, iyi insanlar değil iseler hastaların sağlığını onlara nasıl teslim ediyoruz? İyi niyetli iseler neden karşı cephe halinde duruyorlar? İyi ve basiretli ehil yöneticiler sağlık hizmetlerinin olmazsa olmazı olan doktorları da aynı cephede tutamazlar mı? Yani “Doktorlar ne ister?” Sorusuna olumlu bir yaklaşım imkânsız mı?

 

Sanıyorum bu konularda liyakati biraz daha sorgulamamız gerekiyor. Bazı örneklerle konuyu irdeleyelim. Tam Gün Yasası’nda performans cetveli olarak Sağlık Bakanlığı uygulaması yapılıyor. Peki bu üniversitelerle Sağlık Bakanlığı arasındaki fark bilinmiyor mu? Üniversite hastaneleri büyük bir doluluk oranıyla çalışıyor, ancak poliklinik sayısına bakalım, Sağlık Bakanlığı hastaneleri kat kat fazla hasta bakıyor. Bunları birbiriyle oranlayabilir miyiz? Yani bir ilçe devlet hastanesi örneğin; acil poliklinik başvurusu olarak 400-500 hastaya bakarken bu konuyu rakam bazında değerlendirerek koskoca büyükşehirdeki üniversite hastanesi bunun 5’te 1’i hasta bakıyor diyebilir misiniz? Maalesef en yüksek konumdakiler bunu diyor. Bir nevi elma ile armut değil, elma ile nane kıyaslaması. Sonra bunların hepsine aynı cetvel uygulanıyor. Üniversitede çalışan kişi devlet hastanesindeki rakamlara ulaşabilir mi? Bizim gördüğümüz bu şeyi yüksektekiler daha iyi görmüyorlar mı?

 

Son genelge. Asistan uzman olmadan hastaya müdahale yapamazmış? İyi hastanelerimiz, özellikle üniversite hastaneleri uzman dolu! Profesörler herhalde gece 2’de gelip asistana refakat edip girişimin başında bulunacak. Nerede yaşıyoruz? Her ana bilim dalında bu kadar öğretim üyesi var ve bunlar gelecek, hastaya müdahale edecek gecenin bir vakti. Ya üniversitede uzman var mı? Çoğunda yok. Kanunda öğretim üyesi nöbeti diye bir tanımlama bile yok. Ancak Resmi Gazete’de yayımlandı. Asistan yapmayacak müdahaleyi. Kim yapacak? Hoca evden gelip bakacak. Herhalde genelgede müdahaleden anlaşılan tek şey cerrahi operasyon. Ya da bu konuda ciddi bir kavram kargaşası var. Hizmet ve eğitim planlamalarının tekrar tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini vurgulayalım. Ancak iyi yönetimde iki anahtar kelimeyle bitirelim: Adalet ve Liyakat.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer