YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Doçentlik Sınavları İsmail Hakkı AYDIN
 İsmail Hakkı AYDIN

21.04.2014, Pazartesi

Tüm Yazıları

 

“Doçentlik”, insanlığın ortak mirası olan ilmi müktesebatımızın muhafazası, yeni keşif ve icatlarla zenginleştirilmesi, kesintisiz sürdürülmesi ve kuşaktan kuşağa nesiller boyu aktarılmasında çok önemli ve asla taviz verilmemesi gereken akademik bir unvan olup, üniversiter sistemde, geri dönüşü olmayan ileri derecede  etkin bir kariyer aşamasıdır. 

 

Her ne kadar uluslararası bilimsel platformda, akademik hayatın ilk ve en mühim  basamağı  olan  “doktora” ilmi yeşil pasaport olarak telakki edilse de, dünyanın diğer birçok ülkesinden farklı olarak, gerek kadro ve gerekse üniversiter itibar  açısından ülkemizdeki akademik organizasyonda “doçentlik” merhalesi, en önemli basamak olarak kabul edilmektedir.

  

Üzülerek belirtmeliyim ki, bir toplumda hangi açıdan olursa olsun dejenerasyon başlayınca, o toplumun her organı ve her ferdi, bireysel makam, mevki, kalite, kültürel, sosyolojik ve eğitim seviyelerine göre belli oranlarda, kendilerine düşen payları alır ve bunu da adaptasyon zorluğu çekmeden ve cılız tepkiler bir yana, genellikle itiraz etmeden  kabullenirler. Bu çerçeveden bakıldığında, sağlık sistemimizde olduğu gibi, bir türlü yerli yerine oturtulamayan, sık sık değiştirilen ve rayına sokulamayan “Üniversite Kanunu”, diğer bir deyişle “YÖK Kanunu” zaman zaman akılları karıştırsa da, akademik hayatımızı şekillendirmektedir. 

 

“Doçentlik” unvanının verilebilmesi için yapılan sınavlar da, bu minval üzere sık sık değişikliklere maruz kalmaktadır. “Uydur-kaydır eğitim kurumlarının ve akademik unvanların” cirit attığı bir ortamda, bu hususta fikir beyan etmek ne kadar doğrudur bilmiyorum ama üniversitelerde tıp fakülteleri dışındaki branşlar bir yana, hekimlik ve bu meslekle ilgili olarak akademik unvanların kazanımı hususunda yapılan bazı düzenlemeler, kanaatimce uluslararası bilimsel politikalar dikkate alınarak yeniden gözden geçirilmelidir. 

 

Uluslararası SCI kapsamında ciddi bir araştırması, yayını ve yeterli derecede atıfı (citation) olmayan, dünyada bilim adamlarının ilmi değerlerini belirlemede önemli bir kriter olan “H faktörü” değeri yerlerde sürünen, literatürü takip etmekten, yazmaktan, okumaktan -var mı bilmiyorum ama-, tezini-fikrini bile savunmaktan aciz, görevli olduğu jürideki adayların seviyesini bile yakalayamamış, ilmi değerini ortaya koyan sorusunu bile daha önceden hazırlayıp gelen ve her nasılsa aldıkları “profesör”(!) titrlerinin arkasına sığınmış kara cahil bazı kişilerin doçentlik jürilerinde yer almalarını anlamakta zorlanıyorum. 

 

Ne olduğu ve normal uzmandan farkı bir türlü anlaşılamayan “yardımcı doçent”lik payesinden sonra, doçentlik sınavlarında, yıllar önce var olan ve çok gerekli olduğuna inandığım  “kollokyum” ve cerrahi branşlarda “ameliyat” aşamaları neden kaldırıldı, anlamış değilim. Hele hele cerrahi branşlarda, her uzmanın her operatörün yapabildiği sıradan ameliyatları yapmak -onları da yapabiliyorlar mı bilmiyoruz ya- bir kriter olmamalıdır. Yüksek riskli ameliyatları doçent ve profesörler yapmayacak da kimler yapacak? Hiç dertleri(!) ve düşmanları(!) yokmuş gibi, bunu da uzmanlarımızdan beklemek safdillik olur. Akademik payelerin, tabela ve kartvizitleri süslemekten(!) başka ne ehemmiyeti kalır? Üniversiteler dışında icra-i san’at(!) yapanların, doçent ve profesör olmak için akıl almaz entrika ve usullere müracaat etmelerini nasıl izah edebiliriz ki?

 

Mesleğimin dışında yazdığım yedinci kitabım “YÂ HAYY!” dan bir rubâî (Ötüken Yayınları, İstanbul, 2014, Sayfa 78)  ile meslektaşlarımızın ve okuyucularımızın engin gönüllerine iltica ederek girmeye çalışalım.

 

 

İFTİHÂRIM YOK    

 

(Mefâîlün, Mefâîlün, Mefâîlün, Mefâîlün)

Delî,  dîvâneyim, aşkınla  mecnûn, itibârım yok. 

Gönül eğlenmiyor zîra,  figândan başka kârım yok. 

Şuûrum yok, huzûrum yok, ne insaf  gülde, gülşende,

Seni sevmek dışında bir  medâr-ı iftiharım yok.

 

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) Murat (Doktor)
03.05.2014 11:57:56
Doçentlik daha kolay ve yayın ve merkezi sınavlar olmalıdır hoca kılıklı insanlardan bıktık artık çalışkan ama arkası olmayanda Doç olmalıdır
People
0
2) Art time (Dr)
01.05.2014 09:49:32
Çok basit H-Index kriterini koy bak ne oluyor. Dr ye katılıyorum.
People
0
3) www.aciamagercek.com (dr)
29.04.2014 14:57:00
BİLİM ve TEKNOLOJİDE KISIRLIĞIN NEDENİ

Teknolojiye, para ve refaha dönüşen bilim, Da Vinci’nin şifresidir. Bu şifreyi çözen ülkeler zengin ve gelişmiş olur, patent ve teknoloji üretmeden bilimsel masturbasyon yapan yani laf üreten ülkeler ise sömürge olur.

Bilim ve teknolojide kısırlığın nedeni, üniversitelerin harem ağası gibi kısırlaştırılmasıdır. Üniversitelerin sanayi ile bağını koparırsanız, bilimi hadım etmiş olursunuz. Başkalarının yıllar önce yaptığı kopya araştırmaların anlamsız tekrarı ise bilimsel masturbasyon demektir. Kıt kaynakların boşu boşuna tüketilmesine yol açan bu durum ülkelerin modern sömürge yapılmasının temelidir. Bilimsel mandacılık ise, bu sömürüyü idrakten aciz, başkasının ürettiği akıllı telefonlarla caka satmayı marifet zanneden zavallılar yetiştirir. Patent ve teknoloji üretemeden laf üreten harem ağaları bu bilimsel kısırlığın ürünü. Para kazanmadan para tüketen modern sömürü sisteminin figüranları işte bunlar.

Bizim gibi bilim ve teknoloji yarışına daha yeni başlayan ülkelerin yapacağı şey, kıt kaynakları oraya buraya saçıp savurmak değil, belli yerlerde bilim ve teknoloji merkezleri açarak ülkenin cari açığını artıran 10 konuda çalışarak bu açığı kısa sürede kapatmak. Yoksa her yerde bilim yapmak gerekmiyor ama her vatandaşın bilimsel anlayışa sahip olması gerekiyor. Bu ise hem çok kolay hem çok zor. Zor olan şu : Köhnemiş ve teste dayalı, ezberci dersaneciliğe dayanan sistemin baştan aşağı değişmesi gerekiyor.

Bizim gibi bilim ve teknoloji yarışına daha yeni başlayan ülkelerin yapacağı şey, kıt kaynakları oraya buraya saçıp savurmak değil, belli yerlerde bilim ve teknoloji merkezleri açarak ülkenin cari açığını artıran 10 konuda çalışarak bu açığı kısa sürede kapatmak. Yoksa her yerde bilim yapmak gerekmiyor ama her vatandaşın bilimsel anlayışa sahip olması gerekiyor. Bu ise hem çok kolay hem çok zor. Zor olan şu : Köhnemiş ve teste dayalı, ezberci dersaneciliğe dayanan sistemin baştan aşağı değişmesi gerekiyor.

Üniversiteler, bilim ve düşünce kuruluşları, ulusal sorunları çözmeye yarayacak bilginin üretildiği ve akıl eden, planlayan, yöneten derin aklın oluştuğu ulusal bir beyine dönüşmelidir. Yaşamsal sorunlar karşısında dağıtılan ve işlevsiz bırakılan akıl ve bilim gücümüzü, sağlam bir kafatası içinde toplayarak ulusal bir beyin olmalı yani aklımızı başımıza almalıyız. Bu beyin naklini başarmadan kendi geleceğimizi kendimiz tayin edemeyiz.

Üniversiteler, düşünce kuruluşları ve strateji merkezleri hangi sorunları çözen ulusal bilgi üretiyor, bunları kim nasıl uyguluyor? Sonuç ne? Bu yeterli mi? Kötü kaderimiz değişiyor mu? Eksik olan nedir? Başkalarının çıkarlarına hizmet eden reklam ve pazarlama yerine, kendi yaşamsal sorunlarımızı çözmeye yönelik bilimsel araştırmalar ve kongreler yapmayı ne zaman akıl edeceğiz? Bilimsel yozlaşma ile teknolojik, ekonomik ve kültürel işgalin yol açtığı yaşamsal sorunlara çözüm arayan ‘Ulusal Bilim Kongreleri’ ne zaman ve kimin tarafından düzenlenecek? Kongreler yabancı beyinlerin pazarı ve gösteri merkezi olmaktan ne zaman kurtulacak?

Beyin hücreleri ne kadar yetenekli olursa olsun beyin değildir. Beyin; sorunları idrak eden, araştıran, çözen ve yöneten akıldır. Beynimizi üstün kılan, vücudun mükemmel çalışmasını sağlayan beyin hücrelerinin arasındaki network yani iletişim ağıdır. Öncelikle yapılması gereken iş, nitelikli beyin hücrelerinden bu anlamda bir beyin oluşturmaktır.

İkinci aşamada yapılacak operasyon ise bu özelliklere sahip beyin naklidir. Bunun anlamı, Ulusal Araştırma Merkezi, Milli Sağlık Akademisi, Bilim ve Teknoloji Merkezi gibi ağların kurulmasıdır. Yaşamsal sorunlarımızı çözecek bilimsel araştırmaları akıl eden, planlayan ve yöneten beyin organizasyonunu ve beyin naklini başarmak zorundayız. Kötü kaderimizi değiştirecek olan bu beyin naklini yapmadan, bitkisel hayattaki bilim ve aydın dünyamızı diriltmek mümkün değil.

Çağımızda bilgi ve teknolojiyi üreten ve pazarlayan kazanıyor. Gerçek dünyada keşfettiğiniz kadar özgür, ürettiğiniz kadar bağımsızsınız. Bilim ve teknoloji üretemezseniz, yaşama hakkınızda yoktur, şansınızda. Keşfettiği ile değil, tükettiği ile övünenin özgür yaşama şansı yok. Milletler ancak bu şekilde ayakta kalabilir, yoksa ayaklar altında kalır. Artık sokaklarda bağırarak özgür ve bağımsız olma dönemi bitti. Filistin’den Afganistan’a İslam aleminin sefaleti ve zavallı durumunun asıl nedeni bu. Bilim ve teknolojide 57 İslam ülkesi, bir İtalya etmiyor. Acı ama gerçek.

Tüm sistemin baştan aşağı değişmesi gerekiyor. Yapılacak iş basit: ‘Bilim ve Teknoloji Merkezleri’ kurmak için zaman kaybetmeden üniversiteleri ve milli eğitimi, sanayi ile entegre olacak şekilde baştan aşağı değiştirmek. Ülkeleri sömürge yapmanın yolu da basit: Eğitim, öğretim, bilim kurumları, sanayi ve üretimi birbirinden kopuk, dünyadan habersiz hale getirerek bu entegrasyonu engellemek.

Bilim ve teknolojide devrim için ya acı gerçeklerle yüzleşeceğiz, ya da tatlı yalanlarla sömürge ve tüketim toplumu olacağız. Ya enerji, aşı, cep telefonu… gibi cari açığı artıran on konuda bizi dünya devi yapacak ‘Bilim ve Teknoloji Merkezi’ kuracağız, ya da futbol, televole, UFO’lar, melekler kaç kanatlı gibi geyiklerle toplumu uyutmaya devam edeceğiz. Daha önce söylenmiş bir sözü değiştirip özetleyelim : Bilim ve teknoloji, bir kuşun iki kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen ülkeler uçar ve özgür olur. Uçamayan ülkeler ise tavuk olur, başkasının eline bakar. Tavuk ülkeler, önüne atılan yemi yerken yumurtalarının alındığını farketmez, sömürge olur. Tek kanat ise uçmaya yetmez. Ya tavuk ülke olup altımızdan alınan yumurtalardan habersiz başkaları için çalışacağız, ya da bilim ve teknoloji kanadını çırparak dünya devi olacağız.

www.aciamagercek.com
People
0
4) ky (dr)
29.04.2014 14:50:32
TÜRKİYE'DE BİLİMSEL ARAŞTIRMA YAPILMIYOR
http://www.ntvmsnbc.com/id/25505694/
People
0
5) ky (dr)
29.04.2014 14:41:45
KİM DEMİŞ ÜLKEDE BİLİM YOK DİYE

7 bin lira veren ‘doktor’ oluyor. Tez merkezi adı altında kurulan merkezler, profesyonel tutumlarıyla dikkat çekiyor. Yüksek lisans tezinin bedeli 1500 TL, doktora tezinin fiyatı ise 7 bin TL’den başlıyor.

http://www.aciamagercek.com/2014/04/22/kim-demis-ulkede-bilim-yok-diye/
People
0
6) opdr ahmet yıldız (opdr )
28.04.2014 14:12:38
doçentlik sınavları stresi azaltmak için bence açık havada yapılmalı...
People
0
7) marco polo (dr)
25.04.2014 13:56:45
sayın esperanto, erasmus durumu aktarmış. haklısın da yard doç'luğu merkezi yapılması doğru da kim yapacak.adam adamını almak istiyor. o nedenle bu sitemi kimse bozmaz.
People
0
8) esperanto (doktor)
25.04.2014 11:59:38
Yardımcı doçentlik nedir biri bana anlatsın? Üstelik üniversiteye girmek altının teriyle mi oluyor? Nasıl kriterler oluşturularak üniversite kadrolarının açıldığı belli. Doçentlik için yardımcı doçentlik şartı arıyorsanız , o zaman bu kadroyu ( yard. doç) merkezi sınavla açarsınız.Haksızlığa uğramış, bilimsel ortamdan uzaklaştırılmış insanlar için dışarıdan doçent olma hakkı bence çok önemli.Profesörlüğü haketmeyen insanlar olduğu doğru, bunun altında işi ehline vermemek yatıyor, haksız yere kadroyu kapan adam bir şekilde profesörde oluyor.
People
0
9) erasmus (dr)
24.04.2014 12:19:28
yorumcular iyi güzel söylemiş. ama yurdum gerçekleri var: ülkemizde her konuda vasatlık sıradanlık kol geziyor. bilimde evrensel standarda ulaşmak için çıtayı yüksetmek gerek ancak bu mümkün değil. böyle yapılırsa çok sayıda kişinin yard doç doç prof olması zorlaşacak. bırakın zorlaştırmayı tam tersine gigerek kolaylaştırıyorlar. hayatında bir gün bile tıp öğrencisine ders vermeden doçent ve profluk mümkün.işin içine siyaset ve yandaşını korumacılık girince standardı yükseltmek hayal olur. yazılanlar doğru ama gerçekleşmesi siyaseten mümkün değil.
örnek doçentlik 1981den beri ne iktidarlar geçti. hariçten doçentlik kalktı mı hayır. doçentlik kriterleri zorlaşmı mı hayır. tam tersi kolaylaştı. eskiden 3 hak vardı şimdi çok sayıda.
eskiden yard doçluk 10 yıldı. bu sürede doç olmayanın ilşkisi kesilirdi. şimdi yard doç olarak emekli olmak mümkün.
o nedenle yazar güzel yazmış yorumcular iyi önerilerde bulunmuş ama siyaseten mümkün değil.
People
0
10) ali (hekim)
24.04.2014 10:54:01
Doçent olma kriterleri yeniden gözden geçirilmeli. Üniversitede çalışmadan dışarıdan doçentlik kaldırılmalıdır. Dışarıdan olmak isteyenler bi zahmet yeni kurulan üniversitelere gidip emek vermeli, ders anlatmalı, araştırma yapmalıdır. Ayrıca doçentlik sınavlarında deneme dersi tekrar konmalıdır. Piyasa doçentliğinin önüne geçilmelidir.
Ayrıca, doçentlik jürilerine girecek profesörler için de kriterler olmalıdır. En az 5 yıllık prof olmak, birinci isim belli sayıda SCI yayını olmak, h indeksi yüksekliği vb. kriterler olmalıdır. Hiçbir kriteri tutmayan hocalar ve hep aynı kişiler jürilere yazılıyor. Hatta sınava girecek adayadan daha küçük yaşta 1 yıllık profesör olup yayın sayısı da adaydan daha az insanlar jüriye giriyor.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer