YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Kalbime Koy Başını Doktor, Nabzımı Bırak! İsmail Hakkı AYDIN
 İsmail Hakkı AYDIN

12.12.2011, Pazartesi

Tüm Yazıları

Bu yazıma, Güftesi, Şayeste Hanım’a ait olan, Muzaffer İlkar tarafından, Hüzzam makamında Curcuna usulü ile bestelenmiş muhteşem bir eserin anlamlı sözleri ile başlamak istiyorum.

 

“Kalbime koy başını doktor, nabzımı bırak.

Gülen gözüme değil, ağlayan gönlüme bak.

Bir an yaşa ruhumda, gör çaresi ne uzak.

Gülen gözüme değil, ağlayan gönlüme bak.”

Evet, çok anlamlı değil mi! Acaba, bırakın hastasının kalbine başını koyup onun iç dünyasına girerek, onu anlamaya çalışan doktoru, hastasının nabzını tutan   kaç meslektaşımız kaldı ki! Yazık, çok yazık… Bazı özellikli branşlar hariç, hastasının nabzını tutan hekimi ara ki bulasın.

Oysa ki, tıp fakültelerinde yıllardan beri, “Her ne sebeple olursa olsun, muayeneye gelen her insanın, ateşinin, nabzının ve tansiyonunun ölçülmesi, o hastanın en tabii hakkıdır” kaidesi öğretilmektedir. Kırk yıldır, bunu böyle öğrendik, böyle bildik ve böyle öğrettik.

 

Anamnez ve fizik muayenenin, genellikle teşhisin, en az  yüzde yetmişini oluşturduğunu, diğer tetkiklerin, teknolojik imkânlar ne kadar gelişmiş olursa olsun, tamamlayıcı işlemler olduğunu, hatta temel tedavinin, esasında hastanın anamnezinin alınması ile başladığını, insanın bir iç dünyasının olduğunu, her ne tür rahatsızlıklar olursa olsun, bu iç dünyanın birçok fırtınalar ve metamorfozlar yaşadığını, belli oranlarda ruhsal değişkenliklerin ve bozuklukların ortaya çıktığını, hasta psikolojisinin çok iyi bilinmesinin gerekliliğini, bütün bu nedenlerden dolayı, hasta ile iletişim kurarken, anamnezini alırken bile, ten, göz ve ruh temasının ve iletişiminin ihmal edilmemesini öğrettik ve bütün bunların önemini vurguladık.

 

Bu arada, bu temasları ve bu tıbbi iletişimi kuracak hekimin, giyim-kuşamı, davranışı, ahlaki yapısı, oturması, kalkması, bilgisi, tecrübesi, hastaya yaklaşımı, konuşma tarzı, temizliği, nezaketi, nezafeti, zarafeti, nezaheti ve feraseti üzerinde durmak istemiyorum. Zira, meslektaşım olduklarına maalesef, bin şahidin gerektiği kişilerin varlığı, “Men dakka, dukka”  ve “Men lem yerham, la yurham” prensipleri çerçevesinde, ister istemez, son yıllarda başımıza gelenlerin müstahaklılığını akla getirmektedir!

 

Diğer taraftan, üzülerek belirtmeliyim ki, aklının, fikrinin, bilgisinin ve tecrübesinin ışığında hareket etmesi ve hastasının teşhis ve tedavisini planlaması gereken hekim, genellikle teknolojinin ve aletlerinin esiri olmuş durumdadır.

Hastasının, bırakın nabzını tutmayı, tansiyonunu ölçmeyi, yüzüne bile bakmadan, gerekli-gereksiz, ne amaçla istediğini bile bilmeden, çarşaf gibi bir laboratuvar tahlil istek listesini ve pahalı tetkikler içeren radyolojik ve girişimsel inceleme talep formlarını ellerine tutuşturarak hekimlik yaptıklarını zannetmektedirler.

Bütün bunlar, meslektaşlarımızın haklarını savunurken, bu hususlarda kalem oynatırken, bize layık görülen uygulamaları eleştirirken ve bu amaçla konferanslar verirken iç dünyamda fırtınalar koparıyor ve mesleki olarak “Nerede yanlış yaptık?” sorusuna cevap bulmakta zorlanıyorum.

Bir anlamda “CEMRE” olarak gördüğüm “HEKİM”i anlatan bir rubai (Nefes, Eser Ofset, Sayfa 73, 2010) ile yazımızı bitirelim.

 

CEMRE

Ya geceye örtüsün, ya da ışık sabaha.

Ya bahara nefessin, ya da hayat mubaha,

Ya zulmete rahmetsin, ya da muhtaca nimet.

Ya toprağa cemresin, ya da tövbe günaha.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) salih y. marangoz (doktor)
16.12.2011 16:28:39
Hocam size katılmamak mümkün değil.Fakat odamıza giripte şikayetlerini anlatmak yerine ''şeker,kolesterol,guatr testi yaptıracağım'',''Benim boğazım ağrıyor,niye tansiyonuma bakıyorsun ki?''diyen bir hasta potansiyeli varken bizlerde ne yapacağımız konusunda kararsız kalıyoruz.Tahlil yaptırmayı doktoru insiyatifinde değilde bir hak olarak gören hastalar oldukça mesleğimizin icrası oldukça zor.
SAYGILAR HOCAM
People
0
2) Frankie Bellevan (Tıp Doktoru)
12.12.2011 16:35:46
Hocam bu sorunun cevabını soruyu soran siz dahil hepimiz biliyoruz.Ama tahmin edersiniz,anlatmak uzun sürer.Kesin bildiğim,emin olduğum bir başka şey;tek suçlunun,sorumlunun hekimler olmadığı.Zaten "acımasızca" kasıtlı olarak,hedef gösterilerek eleştirildiğimiz bu dönem,siz de emin olun hocam,özeleştiri için hiçte uygun bir zaman değil.Birileri bizi linç etmeye,ettirmeye çalışıyor.Bu ortamda biz de modaya uyup birilerinden özür mü dileyelim?Özür dilersek bizi linç etmekten vazgeçecekler mi?Ne dersiniz?
People
0
3) hülya kaya özkan (doktor)
12.12.2011 14:33:41
saygıdeğer hocamın yazısını okurken sönmeye yüz tutmuş bazı güzelliklerin hala yaşadığını anladım,mutlu oldum.kendisinin bir öğrencisi olarak inşallah ona ve hastalar layık bir hekim olmaya çalışıyorum.
People
0
4) RKTR (Uzm)
12.12.2011 09:42:34
Sayın İsmail Hakkı Hocam, her zamanki gibi yazınızı zevkle okudum.

Hekimlerin giderek teknoloji bağımlı olmasını, fazla tetkik istemelerini haklı olarak eleştirmişsiniz. Evet ama bunun asıl sebebi, son yıllarda başımıza feci şekilde sarılan yeni Ceza Kanunu, malpraktis, hapis ve akıl almaz para cezaları, 22 kat artan dava sayısı, yıllarca mahkemelerde sürünme, hükümetin oluşturduğu yeni kurullar eliyle 3 seneye kadar meslekten atılma gibi felaketler olmasın sakın ?
Doktorlara aşırı ve haksızca yüklenmenin defansif tıbbı çok arttıracağını kanıtlayan bilimsel çalışmalar bile var.

Saygılarımla.
People
0
5) ömer faruk atay (uzman hekim)
12.12.2011 00:21:52
İsmail Hakkı Hocanın yazısı çok enfes olmuş.Teşekkür eder,yenilerini yazması için sağlık ve mutluluklar dilerim.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer