YAZARLAR

Tüm Yazarlar

SUT ile Sağlıkta Yeni Bir Dönem Başladı Uz. Dr. Ülkümen RODOPLU

Avrupa Acil Tıp Derneği II. Başkanı

Uz. Dr. Ülkümen RODOPLU

17.11.2008, Pazartesi

Tüm Yazıları
Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) 2008 Sağlık Uygulama Tebliği (SUT), Resmi Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlandı. Tebliğ’in işlem tekrarı için süre sınırlama listesi 1 Ocak 2009 tarihinde diğer hükümleri ise 1 Ekim 2008’de yürürlüğe girdi.

Böylece, ülkemizde geçtiğimiz 5,5 yıl süresince uygulamaya çalışılan “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın en önemli ayaklarından olan Genel Sağlık Sigortası (GSS), 1 Ekim 2008 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiş oldu. GSS’nin yürürlüğe girmesi ile birlikte sağlık hizmetlerinin kapsamı, nasıl sunulacağı gibi konular da tümüyle gerçekte bir finans kurumu olan SGK tarafından belirlenir oldu.

Gelin, SUT’un getirdiklerine bakalım:
* Aile hekimliğine geçilen illerden dördünde (Denizli, Isparta, Bayburt, Giresun) 1 Kasım 2008, aile hekimliğine geçilen tüm illerde ise 1 Ocak 2009 tarihinden itibaren, acil haller dışında ilk başvurunun aile hekimlerine yapılması ve sevk zincirinin uygulanması zorunluluğu getirilmektedir. Hastaların nerede yaşadıklarının nasıl belirleneceği net değildir. Hastanın sürekli yaşadığı il dışında bulunduğunda hastalanırsa nerede ve nasıl tedavi edileceği belli değildir. Acil durumda hasta acil servise başvurabilir. Ancak, acil olmayan durumlarda nereye başvuracaktır? Bu durumda il dışında farklı bir ödeme planı mı olacaktır? Ayrıca, acil durumların ne olduğu da net olarak açıklanmalıdır. Bunun saptanması hastaya bırakılamaz. Basit gribal enfeksiyon belirtileri aslında acil bir durum değildir. Ancak, menenjit gibi çok ciddi ve sonuçları ağır olabilen hastalıklar da gribal enfeksiyona benzeyen yakınmalar ve bulgular ile başlayabilir. Bunun kararını hasta veremez. Hangi olgunun acil, hangisinin acil olmadığına ancak doktor, muayeneden sonra verebilir.

* Birinci basamak resmi sağlık kurumlarında ve aile hekimi muayenelerinden katkı payı alınmayacaktır. İkinci basamak resmi sağlık kurumlarında 3 YTL, eğitim ve araştırma hastanelerinde 4 YTL, üniversite hastanelerinde 6 YTL, özel sağlık kurum ve kuruluşlarında 10 YTL katılım payı alınacaktır. Günde ortalama 100 hastanın bakıldığı ve bu hastaların çoğunun ilaç yazdırmak veya sadece muayene edilerek tanı konulabilecek basit hastalıkların oluşturduğu ikinci basamak sağlık kuruluşları bu uygulamayla daha şanslıdır. Öte yandan daha önce farklı doktorlar tarafından ve değişik sağlık kurumlarınca muayene ve tedavi edilmiş ama iyileşmemiş ağır olguların başvurduğu/sevk edildiği üniversite hastaneleri ikileme sokulmaktadır. Ya hastaya gerekli tüm tetkikler yaptırılacak ve zarar edilecektir ya da tetkik istenmeyecek ve hasta riske atılacaktır. Bu da yine hastalarımız için çok olumsuz bir durumdur. Bu tablo hekimleri de zor durumlara sokabilecektir.

* İlaçlar ve tıbbi malzemeler için kurumdan aylık alanlar için yüzde 10 ve diğer kişiler için yüzde 20 katılım payı alınacaktır. Tıbbi malzeme için katılım payı tutarının brüt asgari ücretin yüzde yetmiş beşini geçemeyeceği, bu sınırın hesaplanmasında her bir tıbbi malzemenin bağımsız olarak değerlendirileceği belirtilmektedir. Kan ürünleri ve faktörlerden hasta katılım payı alınmayacaktır. Katılım payı oranları çok yüksektir. Hastaların ilaç ve tıbbi malzeme gereksinimi doğduğunda karşılarına çıkacak faturalar çok yüksek olacaktır. Ciddi ve uzun süreli tedavi gereken hastalıklarda dar gelirli insanların karşısına çıkacak faturalar ve ödemeleri gereken miktarlar korkunç olacaktır.

* Kurumca finasmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri SUT’ta belirlenmiştir. SUT’ta yer almayan teşhis ve tedavi yöntemlerinin Kurumca karşılanması için Kurum tarafından uygun olduğunun kabul edilmesi ve “Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonunca” Kurumca ödenecek bedellerinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu uygulamada hekimin tanı koyabilmesi için gerekli gördüğü laboratuvar uygulamalarına kısıtlama getirilmektedir. Bundan da en büyük sıkıntıyı başta hastalar çekecektir. Hekim, araştırma için aklındaki birçok tetkiki yapamayacak, isteyemeyecektir.

* Hastanın 10 gün içinde ayaktan ilk başvurusundan sonraki aynı dala başvurusundan aynı sağlık kurumuna olması halinde belirli işlemler, farklı sağlık kurumuna olması halinde ise sağlık hizmeti giderleri faturalandırılamayacaktır. Muayene bulguları ve çekilen elektrokardiyografisi normal olduğu için evine gönderilen göğüs ağrısı olan bir hastaya, “Yakınmalarınız düzelmezse bana 10 günden önce gelmeyin” denilebilir mi? Çoğu zaman hastalarımızı ertesi gün ve hatta birkaç gün içinde defalarca görmek ve kontrol etmek isteriz. Bunu yaparken de hiçbir zaman hastanın tanısını koyarken tasarruf yapmayı düşünmeyiz. Önceliğimiz bu değildir.

* Hastanın aynı gün içerisinde ilk muayenesini takip eden diğer branşlardaki ayaktan tedavi kapsamında başvuruları ayaktan tedavi ödeme kapsamında değerlendirilemeyecektir. Sadece ek işlemler ve muayene bedeli olarak da 15,5 YTL ödenecektir. Bir aydır öksüren ve kilo kaybı olan bir hasta dahiliye polikliniğine başvurmuştur. Hekim yaptığı muayene sonrasında bazı filmler ve tetkikler istemiştir. Tanı koyabilmek amacıyla az sayıda film ve az sayıda tetkik istemek zorundadır. Kısıtlı olanaklarla yaptığı değerlendirme neticesinde karşısına çıkan tablo karışıktır. Bir de kulak burun boğaz ve göğüs hastalıkları uzmanlarından konsültasyon istemeye karar verir. Bu durumda, ikinci ve üçüncü muayenelerin bedelleri ne olacaktır? Bu durum etik, bilimsel ve yasal sorunlar açmaz mı? Bundan yine hastalarımız zarar görmez mi? Ayrıca, aynı gün herhangi bir poliklinikte muayene olan vatandaş, hekiminden ya da tedavisinden tatmin olmadığında, aynı branştan başka bir hekime ya da başka bir hastaneye başvurabilmek için 10 gün beklemek zorunda olması adil mi? Hastalarımızın seçme hakkını elinden almıyor muyuz? Bu yine tıbbi ve yasal bazı komplikasyonlar oluşturmayacak mı?

Son söz:
Hastaneler, “tanıya dayalı işlem” kategorisinde fiyatlandırılan tıbbi girişimlerde zarar etmemek ve karlarını artırmak için, personel kullanımını azaltacak, malzeme sarfını en aza indirecektir. Kaliteli malzeme kullanımından vazgeçecektir. Hastaları en kısa süre içerisinde, belki de tamamen iyileşmeden taburcu etmeye çalışacak ve komplikasyonları gözardı edecektir. SUT ile birlikte devletin zaman içerisinde sağlık hizmetlerinden elini çekmekte olduğunu görüyor ve algılıyoruz. Bu yeni dönemde en büyük sıkıntıyı başta hekimler ve hastalar çekecektir. Kaynakların doğru ve adil kullanılmasıyla, özellikle de hizmetin başrol oyuncusu olan hekimlerin değerlendirmelerinin dikkate alınmasıyla çok daha iyi bir sağlık hizmetinin sunulabileceği gerçeği unutulmamalıdır.
Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

Bu konuya yorum yazılmamıştır.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer
28/10-31/10 6. Ulusal Bağırsak Mikrobiyotası ve Probiyotik Kongresi ENDOKRİNO... ANTA
28/10-01/11 5. Ulusal Klinik Mikrobiyoloji Kongresi MİKROBİYO... İZMİ
31/10-02/11 Türkiye Maternal Fetal Tıp Derneği Ultrasonografi Kursu KADIN... İSTA
30/10-03/11 63. Türkiye Milli Pediatri Kongresi PEDİATRİ KIBR
23/11-23/11 TMFTP Tıbbi Uygulamalar ve Hukuk Kongresi TIP... ANKA
21/11-24/11 15. Türkiye Acil Tıp Kongresi ACİL TIP ANTA
26/11-30/11 3. Uluslarası – 21. Ulusal Halk Sağlığı Kongresi HALK SAĞLIĞI ANTA