AKADEMİSYENLER

Tüm Akademisyenler

    • Prof. Dr. Ali Rıza Gür
    • Akademisyenleri tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Özel Çağ Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Rıza Gür

25 Ocak 2009, Pazar

Prof. Dr. Ali Rıza Gür
Akademisyenleri tanıttığımız sayfamızın bu haftaki konuğu, Özel Çağ Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Ali Rıza Gür

Öz geçmişinizi anlatır mısınız?
1952 yılında Elazığ’da doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Elazığ'da tamamladıktan sonra 1970 yılında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine girdim. Tıp eğitimimi 1976 yılında tamamladım. Tıp fakültesini askeri öğrenci olarak okuduğum için 1976-77 yılları arası 1 yıl Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA)’nde stajyerlik yaptım. Stajyerlik döneminden sonra, 1977-80 yılları arası Erzurum/Kandilli’de pratisyen hekimlik, 1980-83 arası GATA’da asistanlık ve 1983-87 yılları arası Sivas Asker Hastanesinde Dermatoloji uzmanlığı yaptım. Daha sonra, 1987 yılında GATA-Dermatoloji Anabilim Dalında Yardımcı Doçentlikle başlayan akademisyenlik yaşamım 1991-1997 yılları arasında Doçentlik, 1997 yılından sonra Profesörlük unvanı ve 1998-2004 yılları arasında GATA Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanlığı ile devam etti. Ağustos 2004 tarihinde kendi isteğimle emekli olduktan sonra, halen çalışmakta olduğum Özel Çağ Hastanesi’nde Dermatoloji bölüm sorumlusu olarak mesleğimi yürütmeye başladım. Evli ve iki çocuklu olup, iki tane de dünya tatlısı torun sahibiyim.

Tıp mesleğini seçme nedeniniz? Seçtiğiniz için memnun musunuz?
Tıp mesleğini seçmemde insancıl karakterde olmamın yanı sıra, tıp mesleğini 1970’lerdeki prestijinin de rolü oldu. Bu mesleği seçtiğim için kendimi çok şanslı buluyorum ve çok memnunum.

Sizce işinizin en zor tarafı nedir?
Mesleki zorluklar daha tıp fakültesi döneminde başlar; 6-7 yıllık fakülte eğitiminde, dersler bir hayli hacimli ve konu yelpazesi oldukça geniştir. Mezun olduktan sonra, çoğu kez danışacak ve dertleşecek bir meslektaşınızı bile bulamadığınız, yokluklar ve yetersizliklerle dolu mecburi hizmet yılları, bu yılları da eğer şansınız yaver gitmiş ve Tıpta Uzmanlık Sınavı (TUS) sınavını kazanabilmişseniz meşakkatli ve yorucu uzmanlık öğrenciliği dönemi takip eder. Hele bir de kariyer yapmak isterseniz, ömür boyu süren yayınlar, sınavlar, dosyalar, hastalar ve öğrencilerle dolu yıllar sizi bekler. Ayrıca, bir doktorun mesaisi 24 saattir; günün herhangi bir saatinde kendisine ihtiyaç duyulabilir. Bütün bunların dışında, hastalığınızı, üzüntünüzü, yorgunluğunuzu ve diğer problemlerinizi hastalarınıza yansıtmamanız gerekiyor. Ama bütün bunlar başlangıçta biraz yadırgansa da, zaman içinde kanıksanıyor ve hoş görülüyor.

Bir akademisyen nasıl olmalıdır? Nasıl tanımlarsınız?
Bir akademisyen, sürekli daha fazla öğretme, bunun için de sürekli öğrenme istek ve hevesi içinde olmalıdır.

Branşınızda örnek aldığınız biri var mı?
Branşımda örnek aldığım birisinden ziyade birilerinden bahsedebilirim. Çünkü bir hocamın hastaya yaklaşım tarzını, bir başkasının hastalığa ve tedaviye yaklaşım tarzını veya başka bir yönünü benimsemişimdir. Ama özel olarak bir isim vermek gerekirse, çok değerli hocam Prof. Dr. Nuzhet Aras’ı söyleyebilirim.

Türkiye'deki sağlık ortamını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Doğrusu tam bir yazboz tahtası gibi görüyorum. Bunun da, ilgili tüm kurumların ve tarafların ortak bir paydada buluşma gayreti ve isteği içinde olmamalarından kaynaklandığını düşünüyorum.

Yurt dışında mesleki deneyiminiz oldu mu?
Maalesef olmadı.

Yurt dışında aynı işi yapmak ister miydiniz?
Tabii ki yurt dışı deneyimim olmasını isterdim; ancak olmamasının da büyük bir eksiklik olduğunu düşünmüyorum.

Yurt içi ve yurt dışı dergilerde yayınlanmış kaç yayınınız vardır?
100 civarında yurt içi, 30 kadar da yurt dışı yayınım mevcuttur.

Çalıştığınız kurumla ilgili bilimsel ve akademik değerlendirmeniz nedir?
Şu anda çalıştığım kurum, özel bir genel hastane olup, akademik bir kimliği yoktur; ama bu demek değildir ki, akademik süreç burada işlemiyor. Bana göre, kurumdan bağımsız olarak, her doktor, meslektaşları ve hatta hastaları ile devamlı eğitme ve eğitilme süreci içindedir.

YÖK başkanı olsaydınız neleri değiştirirdiniz?
Öncelikle rektörlerin direkt üniversite içinde yapılan seçimle atanmasını sağlayacak yasal değişikliği yapmak için uğraşırdım. Bu şekilde, diğer bütün sorunların da çözüleceğine inanıyorum.

Mesleğinizde hedeflediğiniz yere ulaşabildiniz mi?
Evet diyebilirim.

Mesleğinizle ilgili ilginç bir anınızı anlatır mısınız?
Dil donması olgusu en ilginç anımdır. 1978 kış mevsimiydi. Erzurum Kandilli’de pratisyen hekim olarak çalışıyordum. Hava ısısı, geceleri eksi 30 derece civarında seyrediyordu. Nöbetçilerin donmaması için, nöbet süreleri 20-30 dakikaya düşürülmüştü. Bu durumda gecede herkes birkaç kez nöbete kalktığı için, uykusuz kalınıyordu. Bir gün sabah saatlerinde revirdeyken, muayene odama giren ere yakınmasını sorduğumda, zorlukla konuşarak: “Dilim dondu.” dedi.
- “Oğlum! Bak şimdi; dudakların sağlam, yanakların sağlam, ağzının içindeki dilin nasıl donar?” diye sordum.
Hasta:
- “Komutanım, yalan söylemiyorum, dilim dondu.” dedi gene.
- “Peki anlat bakalım, nasıl oldu?” dedim.
Hasta:
- “Garaj nöbetçisiydim, sık nöbetlerden dolayı kaç gündür uykusuzdum. REO’nun şoför mahalline bindim, tüfeğimi kucağıma aldım, o arada uyumuşum. Nöbet değiştirmeye gelen arkadaşlar uyandırdığında başım öne düşmüş, dilim sarkmış ve ön kaportaya yapışmıştı. Başımı kaldırınca dilimin bir kısmı kaportaya yapışıp kaldı.” dedi.
Nöbetçi onbaşının ifadesi ve fizik muayene bulguları da olayı doğruluyordu. Bu gerçekten bana ilginç ve bir o kadar da öğretici gelmiştir. Hocalarımızın “tıpta her şey olabilir” tezi bir kez daha kanıtlanmıştı.

Kendi sağlığınıza yeterli özeni gösteriyor musunuz?
Sağlığıma yeterince özen göstermeye çalıştığımı söyleyebilirim.

Tıp dışında uğraşlarınız ya da hobileriniz var mı?
Kısmen paramedikal kitap okuma ve açık havada yürüyüş yapma dışında uğraş ve hobim yoktur.

Hiç keşke dediniz mi? Pişmanlıklarınız oldu mu?
Keşkelerim de pişmanlıklarım da olmuştur; ancak onların o koşullarda öyle yaşanması gerektiğini düşünüyorum.

Ailenize yeterince vakit ayırabiliyor musunuz?
Pazar günleri ve tatil günleri hariç gün içinde böyle bir şansım yok. Ancak mesai sonrası zamanımı ve tatillerimi eşim, çocuklarım ve torunlarımla birlikte geçirmekten oldukça keyif aldığımı söyleyebilirim.

Teşekkürler.
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
Tarih Etkinlik Kategori Yer