YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Yargıya da Sağlık Uygulamaları (Mecburi Hizmet, Performans vs.)Prof. Dr. Gazi ÖZDEMİR

Türk Beyin Damar Hastaliklari Dernegi Kurucu Baskanı

Prof. Dr. Gazi ÖZDEMİR

14.02.2011, Pazartesi

Tüm Yazıları

26 Haziran 2006 tarihinde Medimagazin’deki köşe yazımda “Hakim Ve Hekim Her İkisi De Bağımsız Ve Ayrı Yasalı Olmalı” başlığı altında gerek hekimlerin, gerekse yargı mensupları olan hakim ve savcıların tabi oldukları yasalara baktığımızda aynı, hatta motomot aynı prensiplere tabi olduklarını açıklamıştım. Bu görüşümü de “Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun Madde-4’ünü parantez içine “hekim” kelimesini ekleyerek ispatlamıştım (Hakimler ve Savcılar Kanunu (2802-1983): Madde 4 - Hakimler (veya hekimler) mahkemelerin (sağlık birimlerinin) bağımsızlığı ve hakimlik (veya hekimlik)  teminatı esaslarına göre görev yaparlar. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere (sağlık birimine ve hekimlere) emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.
 

Hakimler (veya hekimler), görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka (tıbbi etik, deontoloji ve sağlık mevzuatına) uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.

O dönemde Sağlık Bakanlığı “Doğu ve Güneydoğu’ya doktor gönderemiyorum, bu nedenle mecburi hizmet şart” diyerek diretmiş ve Anayasa Mahkemesi de bu yasayı “kamu yararı için eşitsizlik yapılabilir gibi anlama gelen bir kararla iptal istemini” reddetmiş ve onaylamıştı.

Son aylarda ise yargının eleman sıkıntısı içinde olması nedeniyle davalar çok gecikmekte, hatta birçok dava bu nedenle zaman aşımına uğramakta ve “Geciken adalet, adaletsizliktir” sözü gerçekleşmektedir. İşte bu gelişmeler üzerine bir köşe yazıma “Yargıya da Mecburi Hizmet ve Performans” konusunu düşünürken Dr. M. A. imzalı benzer bir yazı e-mail olarak bana iletilince, aynı konuyu işlemeye karar verdim.
 

Yukarıda gördüğümüz gibi zaten kanun maddelerimiz hemen hemen yargı mensupları ile aynı. Hekim sayısı nasıl yetersiz ve ülke geneline de dağılımı yetersiz olduğu için mecburi hizmet uygulanmakta ise aynı gerekçelerle yargı mensupları için mecburi hizmet uygulanmalı. Hekimler nasıl hasta sayısının çokluğu nedeniyle günde 80-100 hasta bakmak zorunda kalıyorlarsa ve bu nedenle birçok eksikliklerine rağmen tıp fakülteleri açılıp duruluyorsa, aynı şekilde hukuk fakültelerinin de sayısı arttırılmalı. Her hukuk fakültesinden mezun olan ile her master, doktora yapana, her statü atlayana ayrı ayrı mecburi hizmet getirilmeli. Her avukat olana da “devlet avukatlığı hizmeti” uygulanmalıdır.
 

Doktorları “mecburi hizmet” yanında sözde maddi durumlarını düzeltme ismi altında “Özlük haklarına ve emekliliklerine yansımayan ve “bugün var yarın ne olacağı belli olamayan”, dolayısıyla güvencesiz bir getiriye mahkûm ettikleri gibi (bunu da performans kelimesi ile süsleyerek), yargı mensuplarına da aynı sistemin getirilmesi uygun olacaktır, diye düşünüyorum. Performansın belirlenmesinde bakılan dava sayısı, niteliği, mahkemelerin çeşitliliği göz önünde bulundurulabilir. Fakat nasıl hekimin uyguladığı tanı ve tedavi yöntemleri ile hastaya koyduğu endikasyon doğruluğu ve elde edilen sonuç göz önünde bulundurulmuyorsa, aynı yöntemin de yargı için kullanılması gerekecektir. Biz hekimlere mesai dışında çalışma uygulaması, yargı mensupları için de uygulanırsa, bakacakları dava sayısı artacak ve performanslarına yansıyacaktır.
 

Biz hekimleri laboratuvar sonuçlarına en kısa zamanda ulaşmamız için, eskiden posta elemanı kullanırken, son yıllarda sonuç evraklarını hızlı boru sistemleri, en son olarak da bilgisayar ağı kurarak hızlandırmış bulunmaktayız. Yargı mensuplarının da bu hızlandırıcı yöntemleri kullanarak, kurumlar arası yazışmaları ve dolayısıyla davaları sonuçlandırmaları mümkündür. Çünkü davaların yıllarca sürmesinin nedenleri dava sayısının aşırılığı yanında, bu yazışmaların aylarca, hatta yıllarca sürebilmesidir. Benzer hızlandırıcı yöntemler uygulayarak bir yıl içindeki tüm davaları sonuçlandırmakta olduğu için, namı “Sıfırcı Ahmet” olan İstanbul Adliyesi 11’inci Asliye Ceza Hakimi Sayın Ahmet Korkusuz’u özverili çalışması nedeniyle kutlamak istiyorum.
 

Biz doktorlara uygulanmakta olan “Hasta Hakları Kurulları” gibi “Davacı-Davalı Hakları Kurulları”nı, “Tıbbi Taksirli suçlar” gibi “Hukuksal Taksirli Suçlar” ve “Mesleki Sorumluluk Sigortası” konularını şimdilik ben es geçiyorum ve sayın yargıçlarımızın kararlarına bırakıyorum.

Temininde güçlük çekilen ve bu nedenle vatandaşa olan hizmetlerinde aksamalar görülen yargı ve sağlık mensuplarının da polisler ve milli sporcular gibi askerliklerini kendi kurumlarında yapma haklarını elde ettiklerini görmek ümidimin gerçekleşmesi dileklerimle.

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) dr sedat (doktor)
19.02.2011 14:31:59
harika bir yazı, sizi gerçekten tebrik ederim hocam. Şu anki problemlerimizin temelinde problemlerimizi hafsalaların almaması yatmakta. saçma bir pozisyonu savunmak durumunda kalıyoruz. Bu durumda pozisyonun iyileştirilmesine yönelik istekler yerine tüm pozisyonların dengelemesi yönüne gitmeliyiz. Eğer önerinizi yeterince derinlik ve genişlikte ama tekraren irdelenirse ayrıca camiamız tarafından geniş çaplı dillendirilme imkanına kavuşursa;evet ilk defa bize pozisyon değişikliği için bir fırsat verecek gibi.
People
0
2) Hasan Akdemir (Doktor)
18.02.2011 15:50:55
Sayın hocamız yıllardır herkesin kendi arasında konuşup da dışarıda dillendirmeye cesaret edemediği şeyleri söyleyerek yeni bir kapı aralamış gibi gözüküyor. Bizi idare edenler, ufak ayak oyunlarıyla doktorları küçük menfaatler için birbirlerine düşürmüş ve birlik bozulduğunda da yönetilmesi çok kolay olmuştur. Hakim-hekim durum benzeşmesinin yasal uygulamalarda ve mali ücretlendirme komisyonlarında hiç dile getirilmemesi, sürekli hekimleri hizmetten kaçan (zorunlu hizmet), üçkağıtçı (her reçetesi, raporu takip altında), beceriksiz (sürekli sertifikalarla yeterliliğinin belgelenmesi istenen ) şekilde gösterilmesinin sağlanması, halkın, bu düzenin sorumluluğunu almayıp da keyfini süren siyasetçilere yönelmesi gereken kini ve öfkesini durum itibariyle en pısırık meslek kitlesi haline getirilen doktorlara yönlendirilmiştir. Yıllardır kendileri için çok faydalı olan bu politikayı idame ettirme başarısını gösteren yöneticilerimizi canı gönülden kutluyorum.
People
0
3) Hasan Ekim (Dr)
14.02.2011 08:40:24
Hekimlerin üstüne yüklenen ağır sorumlulukları hiçbir meslek mensubu kabul etmez. Ne yazık ki şimdiye kadar hekim olan tüm sağlık bakanları hekimlere çok kazık atmıştır.Hatta onlar yüzünden zorunlu devlet hizmetleri gelmiştir. Hekimlere baskı yapan generallere veya amirlerine destek olmuşlar ve onlara yasal düzenlemelerde yardımcı olmuşlardır. Hekimlere özlük hakları bakımından en büyük desteği ise hekim olmayan sağlık bakanı Cengiz Gökçek sağlamıştır. Onun sayesinde biraz özlük haklarımız düzelmiştir. Benim önerim ise hekimleri politikadan ve hele bakanlıktan kesinlikle uzak tutmaktır. Belki herşey kendiliğinden düzelebilir. Hakimler ve savcılar bizim gibi kendilerine kazık atmazlar. AİHM de ülkemiz aleyhine verilen tüm tazminat cezalarını devlet öder. Dolayısıyla sigortaya falan ihtiyaçları yok.Dosyalar birikmiş işlem yapılmamış önemli değil. Çok olsa haydutlar, hırsızlar dışarı çıkar. Zaten toplumda onlardan yeteri kadar var, biraz artmış ne olacak ki.
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer