YAZARLAR

Tüm Yazarlar

Akademik Unvan ve Makamlar Üzerine İsmail Hakkı AYDIN
 İsmail Hakkı AYDIN

20.10.2014, Pazartesi

Tüm Yazıları

 

Bir önceki “Atatürk Üniversitesi Rektörlük Fakültesi!” isimli makalem, bu “Nörofilozofi” nâm Köşemizde yayımlanınca, müspet ve menfi anlamda birçok eleştiri aldım. Siyasi mülahazalarla ve aşağılık kompleksi kıskacında yapılan eleştirileri bir tarafa bırakarak, yine bu akademik kurum, unvan, makam ve yükseltmeler ile ilgili kriterleri konu alan ve daha önce yayımlanmış olan makalelerime yapılan eleştiriler ve özellikle rektörlerin ilmi vasıf ve hüviyetleri  hususunda yapılan yorum ve itirazları dikkate alarak, yıllardır beni de rahatsız eden bu konuyu tekrar gündeme getirmek istiyorum.

 

Bu zamana kadar, nöroşirurji bilimi dışında, yazdığım birçok makalede ve verdiğim paramedikal, ilmi politikaların ana konusunu teşkil ettiği  konferanslarımda, yüksek lisans, doktora, yardımcı doçentlik, doçentlik ve profesörlük imtihan ve yükseltmelerinin yanında, dekanlık ve rektörlük makamlarına atamalarda da, dikkate alınması gereken ve kanaatimce olmazsa olmazı olan “ilmi kriterler”i hep ön planda tuttum. Nitekim bu köşede değişik zamanlarda neşredilen birçok makalemde, bu hususun ehemmiyeti üzerinde defaaten durulmuştur. Bu hususun önemine binaen, konu ile ilgili adım atması gereken özellikle YÖK gibi  yetkili makamlar ve beni acımasızca eleştiren karilerim için hem aydınlatma hem teklif ve hem de bir cevap mahiyetinde, ilmi kriterleri konu alan kaynak niteliğindeki yazılarımdan birkaçının adresini buraya alıyorum. Lütfedip, okuma zahmetinde bulunurlarsa, bana hak verecekleri kanaatindeyim.

 

 

(Aydın, İH. (2000 a). Yüksek Öğretim Özel İhtisas Komisyon Raporu. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı. Devlet Planlama Teşkilatı. DPT: 2534-OİK: 550, Ankara. 3-75 http://www3.kalkinma.gov.tr/DocObjects/Download/3218/oik550.pdf. Aydın, İH.

(2008 a). Bilim Nereye Koşuyor?-1
 371-10.03.2008], Medimagazin, 13. Aydın, İH.

(2008 b). Bilim Nereye Koşuyor-2
 [373-24.03.2008], Medimagazin, 13. Aydın, İH.

(2008 d). Entelektüel Sermayemiz 
[376-14.04.2008], Medimagazin, 13. Aydın, İH.

(2008 e).  “H” Faktörü 
[370-03.03.2008], Medimagazin, 13. Aydın, İH.

(2008 f). Üniversitelerdeki Akademik Unvan ve Atamalar 
[369-25.02.2008]. Medimagazin, 13. Aydın, İH.

(2009). Bilim ve Saygı 
[422-09.03.2009], Medimagazin, 13. Aydın, İH. (2010 a).  Akademik Şahsiyet
 [506-01.11.2010], Medimagazin, 13. Aydın, İH.

(2012 b).  Üniversitelerin Liseleştirilmesi!
 [617-24.12.2012], Medimagazin, 13. Aydın, İH. (2012 c).  Yüksek Lisans ve Doktora Pazarı!
 [615-10.12.2012], Medimagazin, 13. Aydın, İH.

(2013 a). “Rabbim, Beni Doktorlardan Koru!”
[648-18.11.2013], Medimagazin, 13. Aydın, İH.

(2013 b). Ah Bu Unvanlar![630-25.03.2013], Medimagazin. 13. Aydın, İH. (2013 c). Makale Pazarı!
 [619-07.01.2013], Medimagazin, 13. Aydın, İH. (2013 d). Peki, Ya Üniversite?
 [624-11.02.2013], Medimagazin, 13. Aydın, İH. (2013 e). Rabbim Beni Doktorlardan Koru! Hayy Kitap. İstanbul. 45-170. Aydın, İH.

(2013 f).  Üniversitede Okuryazar Olmak
 [643-09.09.2013], Medimagazin, 13. Aydın, İH.

(2013 g). Ya Bilim Adamı? 
[628-11.03.2013], Medimagazin, 13. Aydın, İH.

(2014 a). “Doçentlik Sınavları” Üzerine 
[661-20.05.2014], Medimagazin, 13. Aydın, İH.

(2014 b). Doçentlik Sınavları
 [659-21.04.2014, Medimagazin, 13. Aydın, İH.

 

 

Bir kez daha, üniversitelerin sıkı ilmi kurallar çerçevesinde zapturapt altına alınması, uydur-kaydır üniversite ve akademik unvanların dağıtılmaması ve tıp fakülteleri dışında ihtisas ve üniversiter titr verilmemesi hususundaki düşüncelerimi hatırlatarak, Prof. Dr. A. M. Celâl Şengör’ün, biraz da ironik olarak ifade ettiğine inandığım ve dikkat çekici bulduğum, “Ülkemizdeki profesörlerin çoğu, uygar bir ülkede asistan bile olamazlar.” sözünü de, konu ile yakın ilgisi olması ve hal-i pürmelâlimizi anlatması bakımından, burada zikretmek istiyorum! Ayrıca, uluslararası ilmi arenada nal toplayan, kerameti kendilerinden menkul bazı bilim adamı, kurum ve kuruluş müsveddelerinden söz etmeye gerek var mı bilmem!

 

İlmi faaliyetlerin planlanması, yönetilmesi, teşvik ve desteklenmesi, sevk ve organizasyonundan birinci derecede sorumlu olması gereken rektörlerin ilmi vasıflarının delili olan “H Faktörleri” ve uluslararası yayınlarını konu alan, Gazeteci Abbas Güçlü’nün birkaç yıl evvel yayımladığı rektörlerin Uluslararası Atıf Indeksi’ne giren makale sayılarının listesi, yine Prof. Dr. Şengör’ün ifadesiyle “sıfırların ve birlerin ardıştığı spor toto sütunlarına” benziyordu! 

 

Bu arada, 2014 Yılı TÜBİTAK Ödüllerini kazanan ODTÜ, KOÇ, Bilkent, Atatürk, Illinois, Utah, Uludağ, Erciyes, Osmangazi, Ege, Gazi, İ. Medeniyet Üniversitelerini ve bilim adamlarını kutluyorum.

 

Bütün bunlardan sonra, “Bize her şey, bizi anlatıyor”a gelip kilitleniyor. Vesselâm...

 

Evet, şimdi KKNHHK için, “YÂ HAYY!”dan bir rubâi paylaşma zamanı.

 

EY SEVGİLİ YÂR!  

 

(Mef'ûlu, Mefâîlü, Mefâîlü, Feûl)

Ey Sevgili Yâr!  Cevrine  kızgın değilim. 

Hicranla tutuştum ama, kırgın değilim. 

Cân sevdi senin zulmünü, vuslat diyerek,

Kahrın da güzel,  hicrine dargın değilim. 

Yorum yazmak için tıklayınız

Bu sayfalarda yer alan okur yorumları kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Medimagazin veya medimagazin.com.tr sorumlu tutulamaz.

People
0
1) meral (öğr. üyesi)
29.10.2014 18:35:03
Profesörlere bilmem ne olamaz falan z diyen şahsiyetler yüzünden yılları yitirdik. Politize olup siyasete karıştıklarından dolayı asıl görevlerini yapmayanların önce kendilerine bakmaları gerekir. Kimi ve nasıl eğittin, ne verdin? Ülkemizdeki öğretim üyelerini karalayarak bir arpa boyu yol gidemeyiz. Bugün periferde fedakarca çalışan öğretim üyelerimiz nedeniyle birçok sorunlar çözüldü. Van'dan, Anltalya'dan İstanbul'a artık pek hasta gelmiyorsa bu Karpuzoğullarının, Odabaşların başarısıdır. Malatya'da, Antalya'da organ nakillerinin İstanbuldan bile başarılı bir şekilde yapılması küçümsenemez. Herkes işine bakmalı, siyasetçi üniversiyete, üniversite siyasete bulaşmamalı.Meslektaşlarını karalayarak kimse ayakta duramaz.
People
0
2) www.aciamagercek.com (dr)
21.10.2014 14:03:12
PALAVRA YAYINLAR VE ÜNVANLAR NE İŞE YARIYOR

Bilimsel yayın kalitesi yönünden 1981 – 1999 yılları arasında en çok atıf alan araştırmacı sayısı: İsrail için 44, İngiltere için 350, ABD için 3572 iken ülkemiz için maalesef sadece bir kişi. Bilimsel araştırmaların teknolojiye aktarılması ve teknolojik gelişmenin doğrudan ölçüsü olan milyon kişiye düşen patent sayısı ise ülkemiz için ne yazık ki sıfır. Yeni rakamlar da farklı değil. 27 bin makale basılıyor, patent sayısı 85. Buna Zihn-i sinir projeleri de dahil. İsrail’de 4 bin civarında makale basılıyor, patent sayısı 1.500. Gelişmiş ülkelere göre alınan patent ve proje sayısı ile bilimsel araştırmaların teknolojik üretime dönüşme oranı bile bilim dünyamızın ne kadar kısır olduğunu gösteriyor.

Ülkemizin sorunlarını çözen, kötü kaderini değiştiren düşünce, bilgi, araştırma ve projeler üretemiyoruz. Gecekondu üniversiteler diplomalı işsiz yaratmaktan başka bir işe yaramıyor. Gösterişli binalar ve dev kampüsler ise dünyanın en iyi üniversiteleri arasına girmeye yetmiyor. Düşünen ve sorgulayan yetenekli çocuklarımızı bir servet ödeyerek gönderdiğimiz şaşalı okullar, insanımızı bilimsel düşünemeyen bir topluma dönüştürüyor. Bu nasıl eğitim ki, seçmen sayısını veya depremde ölenlerin sayısını doğru saymayı bile öğretemiyor.

Göl olacak bölgeye havaalanı yapanlar, bizim üniversitelerimizde yetişiyor. Daha dün inşa edilen apartmanlar bugün çürük diye yıkılıyor. Bu binaları ve Uşakta çöken rektörlük binasını yapanlar nerede yetişti? Bilim dünyamız, keşfetmek ve üretmek yerine, ithal edilen ayfonlarla, aypedlerle gösteriş yapmayı marifet sanıyor. İthal ürünlerle caka satmak kimi zengin ediyor? Ürettiği ile değil, tükettiği ile övünenler yüzünden Apple trilyon dolara koşuyor. Her yıl yeni modelini aldığımız telefon, ayfon, aypedlerle… Bu harcamalar, ne yazık ki akıl ve bilim olarak geri dönmüyor. Üretmeden, keşfetmeden, hazıra konduğunuz, tükettiğiniz her şey sizi de ülkeyi de bağımlı yapıyor. Adamlar Patriotları sökeriz deyince sudan çıkmış balığa döndük. Hani Çin’den alacaktık? Daha eski teknoloji penisilini bile yapamıyoruz. Adamlar vermese hastalıktan sürünüp öleceğiz.

Üniversiteler, sarımsağın Çin’den ithalini bile sorgulamaktan aciz dünya vatandaşı yetiştiriyor. Teknoloji üretemeyen, yaşamsal sorunlarımızı çözemeyen bilim anlayışımız ne işe yarıyor? Başkalarının ekmeğine yağ süren araştırmaların bize ne faydası var? Sadece makale yayınlamakla, atıf almakla sorunlarımız çözülmüyor. Bunlar karın doyurmuyor, para etmiyor.

Nerede kendi sorunlarımızı çözen araştırmalar? Nerede kendimizin ürettiği teknolojiler? Nerede projeler? Nerede patentler? ABD’ de geçtiğimiz yıl 600.000 patent başvurusunun 100.000 ‘i patent alırken, bizler komik bir şekilde parmaklarımızı sayıyoruz.

Bilim dünyamız ve üniversiteler, asırlardır bilim ve teknolojik yönden hadım edilmiş ve ülkeyi pazar haline getiren küresel sisteme harem ağası gibi bağlanmış bulunuyor. Harem ağası yapmanın yolu, önce bilim ve teknoloji üreten yolu budamak, sonra da teknolojik üretime ve kazanca dönüşmeyen sözde bilimsel çalışmalarla kıt kaynakları tüketmek : Bilimsel masturbasyon. Yapılan anlamsız araştırmalar ve ithal edilen akıllı telefonlar kendini tatminden başka bir işe yaramıyor.

Aksini iddia edenlere hatırlatalım : Bilim iki ayak üzerinde yükselir. Birinci ayak; bilime harcanan paradan çok, bilimden kazanılan paradır. Bilimin ikinci ayağı ise üretilen bilgi ve teknolojinin günlük hayata yani yaşam tarzına yansımasıdır. Bu iki ayaktan yoksun ülkeler ilerleyemez, ayakta bile duramaz. Çünkü bilim bu iki ayak üstünde yükselir ve yararlar sağlar.

Bilim dünyamız, ne yazık ki bu iki ayaktan yoksun. Patent ve teknolojiye dönüşen bilimsel araştırmamız var mı? Kilitlenen sorunları çözecek bilgi ve teknolojiyi kim üretiyor? Milli gelirin ne kadarını bilim ve teknolojiden kazanıyoruz? Kendi aşı ve ilacımızı üretebiliyor muyuz? Bakınız EBOLA paniğinde şaşkın ördeğe döndük. 10 senedir KKK ateşinin aşısını bile yapamadık. H faktörün yüksek olsa ne yazar?

Bilim kadrolarımız, pazar olduğundan habersiz, bir işe yaramayan, üretime dönüşmeyen uzmanlık tezleriyle, palavra araştırmalarla oyalanıyor, uyutuluyor. Kaynaklar, emekler, zamanlar ve hevesler heba ediliyor ve bu modern sömürge yapma oyununu hala fark edemiyoruz.

Altyapısı bile olmayan üniversitelerde bilim, akıl, zaman ve para gücünü tüketmek, kopya ve palavra araştırmalarla bilim yapıyor görünmek bir işe yaramıyor. Çağımızda İlaçtan aşıya, uçaktan silaha yüzlerce trilyon dolarlık teknoloji pazarlarının hedefi, bizim gibi bilim ve teknoloji üretemeyen, bir Afrika ülkesi gibi yıllarca fındık fıstık üzüm incir ihracıyla oyalanan ve uyutulan ülkeler.

Bilimsel araştırma sonuçlarına göre, insanımızın %86’sı önlenebilir nedenlerden dolayı hasta oluyor ve ölüyor. Önlenebilir demek önlemiyorsunuz demektir. Bilim dünyamız bu felaketi görmüyor, bilmiyor, duymuyor, okumuyor, anlamıyor, düşünmüyor, umurunda değil.

Neden? Herkesin elinde başkasının keşfettiği akıllı telefon ama neden bu kadar hastayız, neden ölüyoruz, nasıl önleriz kimse çözmeyi akıl edemiyor. Kıt kaynaklarımız dışardan ithal edilen ilaç ve teknolojiye harcanırken bilim dünyamız bu bağımlılıktan nasıl kurtuluruz diye kafa yormuyor.

Bilim dünyamız ve aydınımız hacıağa gibi, başkasının keşfedip ürettiği teknolojiyle caka satıyor, fiyaka yapıyor ama başkasını zengin edeceğimize bunları biz de üretelim demiyor, teşebbüste bile bulunmuyor.

Peki çözüm ne? Tekrar özetleyelim : YÖK sistemi, ‘Milli Araştırmalar Merkezi’, ‘Milli Sağlık Akademisi’ ve Bilim Teknoloji Merkezi’ kurulmasını ve sanayi ile bütünleşmesini organize edecek yapıya dönüşmelidir. Beyin olmadan organların sağlıklı çalışması ve yönetimi mümkün değildir. Bilim Teknoloji Sanayi Bakanlığı beyin olarak, TÜBİTAK ile birlikte mükemmel bir uyum içinde çalışıyor ancak YÖK buna uyum sağlamalıdır.

‘Ulusal Araştırma Merkezi’ gibi bilim kurumlarında kıt kaynakları toplayarak, aşıdan enerjiye kadar ülkenin önemli sorunlarını çözecek araştırmalara yönelmek gerekiyor. Palavra araştırmalar ve yayınlar karın doyurmuyor.

Üniversite – Sanayi işbirliğinin kurulduğu ‘Bilim ve Teknoloji Merkezleri’nde, ithal etmek zorunda olduğumuz teknolojik ürünleri ve hayati ihtiyaçlarımızı üretmek zorundayız.

Tüm eğitim ve öğrenim kurumları ve sanayi, bu merkezin hedeflerine uygun olarak düzenlenmeli ve çalışmalıdır.

Bilim ve teknolojide bu devrimi yapmamız halinde, Türkiye kısa sürede dünya devi olacaktır.
www.aciamagercek.com
Yazarlar
SON HABERLER
#MedimagazinHİT (HAFTALIK)
#MedimagazinHİT (AYLIK)
ETKİNLİKLER
TarihEtkinlikKategoriYer